<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: 2017

21 Ekim 2017 Cumartesi

Akp kurucusu Abdüllatif Şener’den ŞOK FETÖ İDDİASI!




Akp kurucusu Abdüllatif Şener’den ŞOK FETÖ İDDİASI!

AKP’nin kurucu isimlerinden, Eski Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, “Demokrasinin askıya alınmasından da öte bir dönemdeyiz, hükümeti eleştirenlerin can güvenliği yok. Kendine saygısı olan, bu anayasayı onaylamaz” dedi.
“AKP’de FETÖ’ye bulaşmayan benden başka kimse yoktu” diyen Şener, “Hepsi bulaşmıştır. Ama şu anda, her şeyi FETÖ’ye bağlayan atmosfer, doğruları yakalama arayışından kaynaklanmıyor. Her şeyi oraya havale etmenin birilerinin işine gelişinden kaynaklanıyor” görüşünü savundu.

Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov’a düzenlenen suikastı, “trolleri harekete geçirdikleri gibi, insanları transa geçiren ve böylece bu tür suikastlara sebep olanlar var” sözleriyle değerlendiren Şener, “Halep’in düşmesinde Esad’a en büyük desteği Türkiye’nin verdiğini” öne sürdü.
“HDP milletvekillerinin hapsedilmesiyle, belediyelere kayyum atanmasıyla çok yanlış yapılıyor. Bunun partinin oy potansiyelini artırmak için yapılması, ülkeye büyük zarar veriyor” diyen Şener, “Bugün Türkiye’de kimin hain olduğuna Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın karar veriyor. Ona eleştiri getiren insanların can güvenliği bile kalmadı” ifadesini kullandı.

BirGün gazetesinden Meltem Yılmaz’ın sorularını yanıtlayan Abdüllatif Şener’in açıklamaları şöyle:
“AKP’DE FETÖ’YE BULAŞMAYAN BİR BENİM”

FETÖ konusunda şunu rahatlıkla söyleyebilirim: AKP’de FETÖ’ye bulaşmayan benden başka kimse yoktu. Hepsi bulaşmıştır. Ama şu anda, her şeyi FETÖ’ye bağlayan atmosfer, doğruları yakalama arayışından kaynaklanmıyor. Her şeyi oraya havale etmenin birilerinin işine gelişinden kaynaklanıyor.
Her şey FETÖ’ye mal ediliyor, bütün ekranlar ve gazeteler FETÖ aleyhtarı yayın ve beyanlarla dolu ve karşı tarafın cevap hakkı da yok. Karşıt bir şey duyamayız zaten, bir kişi “bu böyle değil” dese, direk FETÖ’den içeri alınır.

Kaynak:yeniçağ

6 Ekim 2017 Cuma

Eski zamanın Gül şuruplu Kengerli ve üzerlikli günleri.



Gül şuruplu Kengerli ve üzerlikli günler.


Son derece sağlıklı beslenirdik.
Yediklerimiz yüzde yüz doğal,hiç biri fabrikasyon degil,içinde kimyasal madde içermezdi.
Arada kaba şeker,cam şeker,leblebişeker,lokum,helva gibi şeyler yesek de onlara fabrikasyon denmez dense dense küçük atölye ürünleri denirdi.
Evlerde yapılan içine şeker konulması gereken helva,pelte,sonradan aşure denilen aşıraşı'nın içine bile pekmez katılırdı.
Mevsimine göre tarlalarda toprağın içinde deve tabanı denilen küçük nohut gibi bitki köklerini arar bulur yerdik.
Köyün dört bir yanı yemyeşil çimenlerin içinde çiğdem çiçeklerinin kökünü kazar,tarlalarda çöğürdilik kökü,yol kenarlarında gülgiller familyasından öküz götü dediğimiz kuşburnuna benzeyen bitki,alıç, ahlat en önemli ev harici besin kaynaklarımızdı.
Kışa doğru dağlarda tüm yiyecek meyvalar tükendiğinde dağ erikleri olur, bunlar çok geç olgunlaşır ağaçta yaprak dahi kalmaz sadece yeni olgunlaşmış erikleri yerdik.Bilye büyüklüğünde yazın öylesine sert olurdu ki biz onları sapan taşı yapar dut ağaçlarında serçe avlardık.
Hayvanlarla günde en fazla sadece iki dönüm çift sürülebilindiğinden ekilebilen tarım alanları çok az diğer yerler meşelik ve boş olurdu.Meşelerin arasında çok lezzetli mantarlar yetişir,büyüklerinden palamut toplanır ateşte pişirilerek kestane gibi yenirdi.
Köyde palamut o kadar çok olurmuş ki dedem Süleyman köklü bir dönem palamut tüccarliği bile yapmış.
Meşe olmayan yerlerde bazı yerlerde deve dikeni de denen bolbol kenger dikeni yetişir dikenin çok güzel pembe çiçeği Köye gelen yörüklerin develeriyle çocukların en önemli besin kaynaklarıydı.
Kenger çiçeklerinin üzerinde gezen eşek arısından büyük "uzuyan" denilen böcekleri öldürür kuyruk kısmından çıkan bal seklindeki sıvıyı bile yerdik.
Boyumuz büyüklüğündeki kenger dikenini yatırır ucundaki dikenli çiçeği koparır çevresindeki dikenleri elimizi kanata kanata tek tek yolar içini ortaya çıkardığımızda bize son derece lezzetli gelir sağlık açısından çok faydalı olduğu söylenirdi.


Kurumsuyor canımız bir şeyler çekiyordu demek ki bağlarda üzümlerin iyice olgunlaşmasını bile bekleyemez,bağlara alaca düşmesini dört gözle bekler yeşil salkımların arasında tek tük siyahlaşmaya başlayan alacaları karatavuk kuşları gibi bağın altına eğilir tek tek atlar götürürdük mideye.
En çok sakatlanmamızda dut ağaçlarından düşerek yaşardık Bizde pek kiraz ağacı olmazdı o nedenle yırtılan gömleğimizde olmuyordu. :) ama kırılan yada yerinden oynayan kemiklerimiz oluyordu :)
Eskiden derelerde tiltombak olurdu şeftali familyasından olgunlaştığı zaman sararan şimdi kalmadı artık yerini hep modern şeftaliler aldı
Bağların kenarında bağ elmaları olurdu bu elmalar normal elma ağaçları gibi geniş dalları olmaz kavak ve selvi küçüğü gibi ince uzun, meyvalarıda yeşil kabuklu ceviz büyüklüğünde tatlısı ekşisi meyhoş çeşitleri vardı.
Galiba onlardan da hiç kalmadı.
Ahlat bile neredeyse yok denecek kadar az kaldı.
Elimize para geçtiği zaman doğruca kahveye gider burnumuzdan gaz fışkırta fışkırta gazoz içerdik.
Bazen bir yerlerden tedavülden kalkmış delikli iki buçuk kuruş geçer,onuda kaptığımız gibi köyün bakkalı umar amcaya gider o da çocuklar sevinsin diye bizi boş göndermez geçmeyen paraya kaç kişiysek birer çubuklu şeker verirdi.
Pekmez şerbetini bol ve sürekli elimizin altında olduğundan pek sevmez,mevsimi gelince gül şurubu yapardık.
Cam şişelerin içine güllerin pembe kırmızı yapraklarını koyar,kokusu ve rengi güzel çıksın diye gelincik de ilave eder içine su ve limon tuzu ekler bir kaç gün dam üstlerine bekletir.rengi kokusu ve aroması suya iyice geçince onu süzer içine seker ilave eder içerdik,
Herkesin dam üstünde devamlı üç beş şişe gül şurubu bekliyor olurdu.
O kadar güzel tadı ve aroması olurdu ki hayatınızda bir defa olsun denemenizi tavsiye ederim.
11-12 yaşına geldigimiz sonraki yıllarda işi iyice artırmıştık.
Bir yerlerden şayet bağda bahçede nerde olursa olsun yiyecek bir şey gördüğünüz zaman sizin gözünüzün hakkı vardır, toplayıp eve götürmedikten sonra istediğiniz kadar yiyebilirsiniz haram olmaz diye duymuştuk.


Bu sözü çok sevdik.
işimize de geliyordu.
Bu işlerin uzmanı piri Alaattin ismindeki arkadaşımızdı en güzel en tatlı bostan kimin tarlasında var,kimin eriği elması armut'u güzel o bilir biz ona takılır günümüzü gün ederdik. "Attırgaç" dedigimiz sapan yapmann sapanla kuş avlamanın da Alaaettin'in üzerine çıkmazdı.
Bazen de başka grup arkadaşlarla çelek dayının bağına giderdik köyde vişne şeftali bir tek onun bağına vardı.
Gizlice bağa girer kiraz ağacına çıkar karnımızı doyururduk.
Sonradan öğrendik ki bizim her gittiğimizde çelek dayı orada bizi görüyor çocuklar korkmadan utanmadan kaçmadan doya doya yesinler diye işi bırakıp bağ damına giriyor biz gidinceye kadar da çıkmıyormuş.
Tanıyanlar çelek dayının ne kadar güzellik sahibi insan olduğunu bilirlerdi.
çok zaman içimizden biri mutlaka evden çerez,kavurga,yerli kabak çekirdeği,çiğdem çekirdeği doldurup getirir, ona avcumuzu açıp uzatır "aççık gat" der bölüşürdük.
Başka zaman da,başka grup arkadaşlarla canımız illahi gofret,kaymaklı bisküvit gibi şeyler çekerdi.
Bakkal derviş dayı ilaç sanayi de kullanılmak üzere acı badem ve zerdali çekirdeği satın alırdı.
Bir defasında yine böyle bir zamanda Bakkal Derviş dayının mezarlığın karşısındaki horzum mevkisinde bağına gitmiş ordan bir kaç kilo zerdali toplamış çekirdeklerini çıkarıp kendi çekirdeğini kendisine satarak karşılığında gofret lokum gibi şeyler almıştık.
Yemişlerin olgunlaşma zamani gelince çeşmelerin altındaki köyün hemen kenarında kayaaltındaki yemişlerin en tepesinde en son yemiş kalıncaya kadar yerdik. 
Düşenler bir yerlerini sakatlayanlar olursa sarı ese dayı kırıkçı çıkıkcımızdı ona gidilir,önemli sinirsel bir zedelenme olmazsa,bakar,bilir,sarar tedavi ederdi,ciddi bir şey olursa da hastane veya doktoru tavsiye ederdi.
Bazen iyi şeylerde yapardık. kağnıların bol olduğu zaman ekinler kağnıya yüklenir tarladan harman yerine gelinceye kadar döküle düküle gelirdi.
Biz kağnıların arkasına takılır saplı başakları toplar eve getirir biriktirir sonra onları öveler tanelerini ayıklar annelerimiz kaynatır içi nar ekşili tuzlama yapar bütün mahalle afiyetle yerdik.
En çok zevk aldığımız şey de harman zamanı düvene binmekti.
Düven,Harmanda ekinlerin sapı ve tanelerini ayırmak için kullanılan, önüne koşulan hayvanlarla çekilen, alt yüzünde keskin çakmak taşları dikine çakılı bulunan, kızak biçimindeki uzun tahtaya deniyordu,çakmak taşlarının sapları daha iyi kesmesi için çocukları üzerine bindirirler harmanın üzerinde sürekli tur atarak dönülürdü. katırlar her adım atışında zırt pırt osurur,osuruk kokusuyla saman kokusu birbirine karışırdı.
Sonradan patos,patosdan sonra döverbiçer çıktı ve düvenler tarihe karıştı.

5 Ekim 2017 Perşembe

“Petrolün vanası bizde. Onu kapatırsak bu iş bitti” diyen Tayyibe: Kürdistan’ın vanasını 50 yıl açık tutmak için imza atan sen değil misin






“Petrolün vanası bizde. Onu kapatırsak bu iş bitti” diyen Tayyibe: Kürdistan’ın vanasını 50 yıl açık tutmak için imza atan sen değil misin?

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani, Tayyip Erdoğan’ın “Petrolün vanası bizde. Onu kapatırsak bu iş bitti” sözlerine yanıt olarak Erdoğan iktidarının 2014 yılında altına imza koyduğu 50 yıllık anlaşmayı hatırlattı
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Neçirvan Barzani, “Habur Sınır Kapısı’nın kapatılması kimsenin çıkarına değil, her iki tarafta yaşayan halk zarar verir” dedi.

Barzani, Tayyip Erdoğan’ın “Petrolün vanası bizde. Onu kapatırsak bu iş bitti” sözlerine de Türkiye’nin de altına imza koyduğu anlaşmayı hatırlatarak yanıt verdi.
Rudaw’ın aktardığına göre Başbakan Barzani, “Petrol boru vanası Türkiye’nin elindedir. Ama Türkiye ile imzalanan bir anlaşmamız var. Tam tersine biz doğalgaz borusu döşeme çalışması içindeyiz” ifadelerini kullandı.
Anlaşma hatırlatması
Barzani’nin Erdoğan’a hatırlattığı anlaşmanın süresi 50 yıl ve anlaşma 2014 yılında imzalandı. Barzani, 4 Haziran 2014’te yaptığı açıklamada Türkiye ile enerji alanında 50 yıllık anlaşma imzaladıklarını açıklamıştı.
Türkiye ile yapılan enerji anlaşmasına ilişkin soruya Barzani, “Türkiye ile enerji alanında yaptığımız anlaşma 50 yıllıktır. Bu süre daha da uzatılabilir. Biz bu anlaşmayı imzaladık. Türkiye ile yaptığımız anlaşma Irak topraklarını bölme amaçlı değildir. Tek bir amacımız var o da Irak bütçesinden hakkımız olan yüzde 17’lik istihkakımızı almaktır” cevabını vermişti.
Öte yanda Neçirvan Barzani aynı açıklamada Amerikan destekli Bağdat yönetiminin ambargo kararına rağmen Türkiye üzerinde 9 milyar dolarlık petrol sattıklarını açıklamıştı.

Eskiye dayanan dostluk

Yapılan referandumun Türkiye’nin milli güvenliğine bir tehdit olarak algılanmasını istemediklerini söyleyen Neçirvan Barzani, “Türkiye ile olan ilişkimiz eskiye dayalıdır ve devam edecektir. Kesinlikle sınırları değiştirmeyeceğiz. Sınırlar olduğu gibi kalacaktır. Türkiye ile diyaloğu geliştirmek istiyoruz” diye konuştu.

“Savaşa gidecek bir bağımsızlık istemiyoruz” diyen Başbakan, “Bağdat ile diyalog yöntemleriyle çözüm istiyoruz. Türkiye bizim dışarıya açılan kapımızdır. Bölge için istikrar faktörü olacağız” dedi.

Sendika.Org

Okuyun okuyun, 15 yaşındaki kıza 84 kişinin nasıl tecavüz edip, AKP’nin onları nasıl akladığını okuyun…Cemaat ve AKP ittifakı: Gülen’in kardeşi tecavüz etti, AKP gizledi




Cemaat ve AKP ittifakı: Gülen’in kardeşi tecavüz etti, AKP gizledi

Okuyun okuyun, 15 yaşındaki kıza 84 kişinin nasıl tecavüz edip, AKP’nin onları nasıl akladığını okuyun…

Cemaat-AKP ittifakı döneminde 15 yaşında bir kız tecavüze uğradı. AKP-Cemaat işbirliği ile tecavüzün üzeri örtüldü. Tecavüzle suçlanan isim Fethullah Gülen’in kardeşiydi.

Odatv’den Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın imza attığı “Mahrem-Gizli Belgelerde Türkiye’nin Sırları” kitabı bugün raflarda yerini aldı. AKP içindeki Gül-Erdoğan kavgası, Sarıgül’ün ABD belgelerinde yer alan yolsuzluk ve taciz bilgileri, Hakan Fidan’ın İran bağlantılı olduğu iddiasına dayanak olarak sunulan nükleer görüşmeleri, Gülen’in evine ABD’de yapılan baskın, ABD’nin AKP’lilerin yatak odasını takibe alması…
Kitap birçok konuda okurlarına önemli bilgiler sunuyor. ABD’nin AKP içinde, muhalefet içinde, emniyet içinde, ordu içinde kısacası tüm kurumlarda kurduğu bağları net şekilde bir kez daha gözler önüne seren belgeler son derece ilgi çekici.
ABD kriptoları, devletin resmi belgeleri ve Stratfor notlarına dayanan belgelerden oluşan kitaptan önemli notları sizler için derledik.

CEMAAT-AKP İTTİFAKI: TECAVÜZ NASIL ÖRTÜLDÜ?

29 Ekim 2007’de Erzurum Dadaşkent Polis Merkezi’ne gelen 15 yaşındaki S.Ö. gidecek kimsesi olmadığını ve tecavüze uğradığını söyledi. İlk tecavüze 10 yaşındayken uğramıştı. S.Ö.’nün şikâyetçi olduğu, ismini verdiği 9 şüpheliden 8’i tutuklandı.
Daha sonra yetiştirme yurduna yerleştirilen S.Ö., burada sosyal hizmet uzmanlarına yaşadıklarının sadece daha önce anlattıklarıyla sınırlı olmadığını söyledi. Babası dahil 84 kişinin tecavüzüne uğramış, annesi de buna yardımcı olmuştu.
Yeni bir soruşturma başlatıldı ancak bu kez anlattıkları tüm tablonun değişmesine neden oldu. Tecavüzde adı geçenlerden birisi Fethullah Gülen’in kardeşi S. Gülen idi…
Daha önce 8 kişinin tutuklanmasını talep eden savcıdan dosya alındı. Soruşturma İlhan Cihaner hakkında Gülen’e komplo kurduğu iddiasıyla iddianame hazırlayan Taner Aksakal’a verildi. Aksakal, tecavüze uğradığı raporla kanıtlanan S.Ö.’ye değil Gülen’e inanacaktı. S.Gülen için “cinsel ilişki yetisi yok” raporu çıkardı. Dosya kapatıldı.
S.Ö.’nün yerleştirildiği yurt, 2014’te AKP Şanlıurfa Belediye Başkanı seçilecek olan dönemin Erzurum Valisi Celalettin Güvenç tarafından basıldı. “Hoca’ya komplo mu kuruyorsunuz” diye soran Güvenç, AKP-Cemaat ittifakına “doğal” olarak sahip çıkıyordu. Şimdi ise kitabın yazarlarına olayı “hatırlamadığını” söylüyor.
S.Ö. şimdi 23 yaşında. Cemaat-AKP kavgası bittikten sonra soruşturmanın yeniden açılması gündemde… Nasıl olsa ittifak dağıldı.

ERGENEKON: HER ŞEY NEREDE DURDUĞUNUZA BAĞLI

Ergenekon operasyonları sonrasında bu adla bir örgüt olduğu iddiasına dayanılarak onlarca örgüt şeması ortaya atılmıştı. Kitapta yer verilen konulardan birisi de Ergenekon’un 1 numarasına ilişkin bir bölüm oldu.
ABD İstanbul Başkonsolosu Sharon Wiener’ın “Ergenekon: Her şey nerede durduğunuza bağlı” başlıklı kriptosunda, operasyonda yer alan bir polis yetkilisinin verdiği bilgi yer alıyor. Bu anlatıma göre basına servis edilen tüm şemaların aksine “gerçeğin” STV dizileri olduğu görülüyor. Wiener’a bilgi veren emniyet yetkilisi “1 numara yok, Ergenekon’u bir komite yönetiyor” diyerek STV dizilerindeki “karanlık kurul’un ne işe yaradığını da gözler önüne seriyor.

GÜLEN’İN EVİ NASIL BASILDI?

ABD’de kalıcı oturma izni isteyen Fethullah Gülen, prosedür dışı şekilde 12 Ocak 2006’da adeta sorguya alındı. Cemaat yapısı hakkında bilgi alındı hatta öldükten sonra Cemaat’in başına kimin geçeceği bile soruldu. Bundan 4 ay sonra Gülen’in evi polisler tarafından basılacaktı…
Bu önemli bilgilerin yer aldığı kitapta, Cumhuriyet gazetesine bomba atılmasından 5 gün sonra gerçekleşen baskında Gülen’e “ABD’yi terk et” denildiği ifade ediliyor. Bu talebin 5 gün sonrasın bu kez Danıştay saldırısı gerçekleşirken Gülen’in ABD’yi terk etmek yerinde kalmak için büyük çaba sarf ettiği belirtiliyor.
Gülen’in bunun için Graham Fuller, Morton Abromovitz ve George Fidas gibi isimlerin referansıyla oturma izni kopardığı da kitapta yer alan bilgiler arasında.

GÜL-ERDOĞAN KAVGASI: ALLAH’A İNANIR AMA GÜVENMEZ

Kitapta yer alan bir diğer önemli konu Gül-Erdoğan kavgası. İddiaya göre Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Abdullah Gül’ü tasfiye etmeye karar verdi. Dönemin Büyükelçisi Edelman, “Kabinedeki bakanlar, Erdoğan’ın danışmanları ve bir grup milletvekili bize sürekli olarak Erdoğan ve Gül arasındaki gerginlikleri ve Gül’ün ısrarla Erdoğan’a alttan alta vurma çabasında göründüğünü anlatıyorlar” bilgisi geçiyor.
Erdoğan’ın bu nedenle gözünün hep arkada kaldığı ifade ediliyor. Burada Erdoğan’ın ve eşinin danışmanına atıfla bir söze yer veriliyor: Erdoğan Allah’a inanır ama O’na güvenmez…

ERDOĞAN’IN YOLSUZLUĞU 2004’TE ORTAYA ÇIKTI

Büyükelçi Edelman’ın geçtiği bilgiye göre, AKP iktidarının henüz ikinci yılında Erdoğan’ın ve bakanlarının yolsuzlukları konusunda kanıtlara ulaşıldı.
Edelman’ın Türk polis teşkilatının istihbarat dairesine dayandırdığı bilgiye göre, İçişleri Bakanı Aksu, Ticaret Bakanı Tüzmen ve AKP İstanbul İl Başkanı Müezzinoğlu partilerinin iktidarının henüz ikinci yılında yolsuzluğa bulaşmış durumdaydı. Üstelik bu konuda Erdoğan’ı suçlayıcı kanıtlara henüz o tarihlerde ulaşılmıştı…
ABD kriptosuna göre adı yolsuzlukla anılan ve “tehditle haraç almakla” suçlanan isim olan Mehmet Müezzinoğlu şimdi AKP iktidarında Sağlık Bakanı olarak görev yapıyor.

ABD, AKP’NİN YATAK ODASINDA

Kitapta yer alan bir diğer ilginç konu ise AKP’nin zinayı yeniden suç kapsamına alacak yasal düzenleme yapma girişimi sırasında kayda geçen bir ABD kriptosu oldu. Yine Edelman’ın imzası bulunan kriptoya göre ABD, AKP’nin yatak odasını izlemeye çoktan başlamıştı:
Siyasi yelpazenin farklı renklerinden birçok bağlantımız, eğer girişim başarılı olursa, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik (sekreteriyle açıkça ilişki yaşayan), İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu (ergenlik çağındaki kızları tercih eden) ve Erdoğan’ın dış politika danışmanı Ömer Çelik’in (Rus hayat kadınları) adli kovuşturmaya maruz kalabilecek pek çok AKP’li yetkili arasında olacağını açıkça belirtti.
Kriptoda konuya ilişkin yer alan en ilgi çekici bilgilerden birisi ise Emine Erdoğan’a ilişkin. Buna göre Akşam gazetesi Ankara temsilcisi Nuray Başaran, Edelman’a zina yasasını Emine Erdoğan’ın istediğini iletiyor ve bunun nedeninin Hüseyin Çelik ve Ömer Çelik’in yaşadıklarına ilişkin bilgi sahibi olması olduğunu söylüyor.

VİSKİ DÜŞKÜNÜ NAZLI ILICAK

ABD’nin İstanbul Başkonsolosu Jones’un Vaşington’a gönderdiği 27 Nisan 2007 tarihli kriptoda başkonsolosluk binasında 17 Nisan’da Gülencilerle yapılan bir toplantıya ilişkin bilgiler veriliyor. Bilgi notunda toplantıya katılan Gülencilerin “viski düşkünü Nazlı Ilıcak” tarafından belirlendiği ifadeleri yer alıyor.

ALTAN TAN’DAN ABD’YE: AKP, DİYARBAKIR’I KAZANABİLİR

ABD’li diplomatların Kürt siyasetçilerle yaptıkları görüşmeler sonrası hazırladıkları kripto da kitapta yer alırken Osman Baydemir, AKP-Barzani yakınlaşmasından duyduğu memnuniyeti dile getiriyor HDP milletvekili Altan Tan ise AKP’nin “açılım”la birlikte Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ni bile kazanabileceğini iletiyor. Tan, burada Kürtlerin “muhafazakar” ve “dini” değerlerine vurgu yapmaya da dikkat ediyor.



Zekası ve Kalemiyle Zamanının Çok Ötesinde Şair: Ömer Hayyam’ın Unutulmaz Dörtlükleri







Zekası ve Kalemiyle Zamanının Çok Ötesinde Şair: Ömer Hayyam’ın Unutulmaz Dörtlükleri
1048 ile 1131 yılları arasında yaşayan İranlı şâir, filozof, matematikçi ve astronom Ömer Hayyam’ın efsane sözleri.


kendi içmez, içeni kınamaya bayılır
yüzünden aldatmaca, sahtekarlık yayılır
şarap içmiyor diye kasılıp gezer ama
yedikleri yanında şarap meze sayılır
***
senin yasani cignemeyen var mi ki soyle
gunahsiz bir omrun tadi ne ki soyle
kotuluk yapan beni kotulukle cezalandirirsan sen
sen ile ben arasinda ne fark kalir soyle
***
ferman sende ama guzel yasamak bizde
senden ayigiz bu sarhoş halimizle
sen insan kani içersin biz uzum kani
insaf be sultanim kotuluk hangimizde
***
dunyada akla deger veren yok madem,
akli az olanin parasi cok madem,
getir su sarabi, alsin aklimizi:
belki boyle begenir bizi el alem!
***
uğrunda dertlere düştügüm sevgili
bir başkasına tutulmuş o da dertli.
derdimin dermanı kendi derdinde
hekim hasta olunca kime gitmeli.
***
sevgili, seninle biz bir pergel gibiyiz
iki basimiz var, bir tek bedenimiz
nereye donersek donelim seninle
nihayet basbasa verecek degil miyiz
***
adil davranmadıktan sonra
hacı hoca olmuşsun kaç para
hırka, tesbih, post, seccade güzel ama
tanrı kanar mı bunlara?
***
kim demis haram nedir bilmez hayyam?
ben harami helali karistirmam:
seninle icilen sarap helaldir,
sensiz ictigimiz su bile haram.
***
o yakut dudaklari kizil kizil yanan nerde?
o güzelim kokusu cana can katan nerde?
müslümanlara sarap haram edilmis derler,
icmene bak, haram islemeyen müslüman nerde?
***
bizim sarap icmemiz ne keyfimizden,
ne dine, edebe aykiri gitmemizden,
bir an gecmek istiyoruz kendimizden:
icip icip sarhos olmamiz bu yüzden.
***
girme su alçaklarin hizmetine
konma sinek gibi pislik üstüne
iki günde bir somun ye ne olur
yüreginin kanini iç te boyun egme…
***
niceleri geldi , neler istediler
sonunda dunyayi bırakip gittiler.
sen hic gitmeyecek gibisin, degil mi?
o gidenler de hep senin gibiydiler…
***
yel eser, umutlar savrulur gider;
sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;
altın gümüş nen varsa harcamaya bak!
ölür gidersin, düşmanın gelir yer.
***
seher yeli eser yirtar etegini gülün
güle baktikca cirpinir yüreği bülbülün
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler
kopup dallarindan toprak olmadalar her gün

bu yildizli gökler ne zaman basladi dönmeye
ne zaman yikilip gidecek bu güzelim kubbe
aklin yollariyla ölçüp biçemezsin bunu sen
mantiklarin, kiyaslarin sökmez senin bu işte

bulut gecti, gözyaşlari kaldi cimende
gül rengi şarap içilmez mi boyle günde?
bugün bu çimen bizim, yarin kim bilir kim
gezecek, bizim topragin yeşilligince
***
şu olan biten var ya, boşver ona;
taş yağsın isterse çok sürmez;
dakka şaşma dakka yaşamana bak;
ne geçmişi düşün, ne gelecekten kork.
***
hayyam, günahım var diye tasalanma,
bunun için dertlere düşmek boşuna.
günah olacak ki tanrı bağışlasın:
rahmet neye yarar günah olmayınca.
***
ben şarap içiyorum, doğrudur;
aklı olan da beni haklı bulur:
içeceğimi biliyordu tanrı,
içmezsem tanrı yanılmış olur.
***
ey kör!bu yer, bu gök, bu yıldızlar,boştur boş!
bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
şu durmadan kurulup dağılan evrende
bir nefestir alacağın, o da boştur boş!


kaynak: https://seyler.eksisozluk.com/zekasi-ve-kalemiyle-zamaninin-cok-otesinde-sair-omer-hayyamin-unutulmaz-dortlukleri

Güçlü bir kadında bulunan 6 özellik






Güçlü bir kadında bulunan 6 özellik

Kim, sırtını güvendiği bir omuza yaslama imkanı varken, omuz omuza çarpışmaya ya da sıcacık bir kucakta huzur bulabilecekken kendini ateşlere atmaya gönüllü olur?
Gördüğünüz o güçlü kadınların kaçı yaradılıştan güçlü, kaçı hayatın içinde tek başına dimdik olmaya mecbur bırakılmıştır acaba?
Onları en kalabalık ortamlarda bile çabucak tanırsınız. Bakışları ve duruşları kendinden emindir. Yüzlerinde hüzünlü bir gülümseme, bazen de tüm acılara inat kahkahaları vardır. Sorumluluk, insana kudretli olma zorunluluğunu da yanında getirir. Sorumluluklarını bilen güçlü kadınlar kolay kolay bu özelliği kazanmamışlardır.
1. Yaşadıkları zor günler yeniden ayağa kalkmaları için onları cesaretlendirmiştir.

Herkesin kendini bulmasında, şuan ki benliğine kavuşmasında yaşadıklarının payı büyüktür. Özellikle yaşadığımız zorlu günler bize aslında hayatımızı nasıl şekillendirmemiz gerektiğiyle ilgili bir çok uyarı yaparlar.
Bazı kadınlar yaşadıkları acılar karşısında pes ederler ve teslim olurlar. Karşı koymak yerine kendilerinden ödün verirler. Fakat güçlü kadınlar, bu zorlu günlerin onlar için aydınlığa açılan bir kapı olduğunu bilirler.
Yaşadıkları problemler ne kadar zorlu ve acılıysa o kadar büyük bir cesaretle ayağa kalkarlar. Bu zor günlerin kendi hayatlarını kontrol altına almak için bir dönüm noktası olduğunu bilirler. Yeni hayatlarına açılan kapıya ulaşmak için o zor yolları aşmaları gerektiğinin bilincindedirler.

2. Etraflarındaki her şeyin farkındadırlar.

Güçlü kadınlar çevrelerinde ne konuşulduğunun,neyin ima edildiğinin, bakışların farkındadırlar ama genelde bunu belli etmezler. Yalan söylenildiğinin, kendisine kur yapıldığının, çok sevildiğinin de farkındadır. Hisleriyle karşısındaki kişiyi okurlar ve ona göre davranırlar.
Bu bazen dezavantaj olabilir onlar için çünkü karşısındaki insanın niyetini anlarlar ve hayal kırıklığına uğrarlar. Fakat güvenilir insanları da tanımaları uzun sürmez. Böylelikle hayatlarında kalıcı ve sağlam insanlara yer açarlar.

3. Kötü bir gün geçirseler de kendilerini salmazlar.

Bazı kadınlar zayıflıklarını anlatmasalar da, duruşlarıyla ya da görünümleriyle belli ederler. Güçlü kadınlar ise ne olursa olsun o gün her zamanki gibi dik duruşuyla evlerinden çıkıp işlerine giderler.
Aynaya baktıklarında kendilerinden cesaret alırlar. Her kadın güçlü olmak zorunda veya öyle görünmek zorunda değildir fakat bu kadınlar düşüncelerinin ve hislerinin karşısındaki kişi tarafından okunmasını istemezler. Çünkü yaşadıkları yüzünden tam olarak güvenemezler ve kendilerini böyle koruyacaklarını düşünürler.

4. Çabuk kaynaşamasalar da tanıştıkça ne kadar şefkatli ve sıcacık olduklarını anlarsınız.

Girdikleri her ortamda herkesle kaynaşıp, her şeyini anlatmaya başlayan kadınlardan değillerdir. Sert mizaçlı görünürler. Ama sevgisiz değillerdir. Soğuk görünürler ama amaçları ortamdaki insanları koklamaktır. Onları hisleriyle tartarlar ve genelde yanılmazlar.
Tanıdıktan sonra duvarlarını yıkarlar ve onların herkese göstermediği taraflarıyla karşılaşırsınız. Bitmeyen bir sevgileri, şefkatli kolları vardır. Size güvendikleri takdirde sevgilerini hissettirmekten çekinmezler. Olgun ve güçlü her birey gibi sevgilerini göstermenin bir zayıflık olduğunu düşünmezler. Sevildikçe daha fazla sahiplenirler. Mutlu ve güçlü bir kadın kadar size iyi hissettirecek biri yoktur!

5. Kendi değerlerini kendileri biçerler.

Güçlü kadınlar başka insanlar üzerinden kendilerini değerlendirmezler. Karşılarındaki erkeğin onları ne kadar sevdiği veya arkadaşlarının onları ne kadar önemsediğine göre kendilerini yargılamazlar.
Başkalarının düşüncelerine saygı gösterirler, fakat inandıklarını başkalarının düşüncelerine göre değiştirmezler. Bunun öz benliklerine hakaret olduğunu bilirler. Kendi inşa ettikleri bir öz güvenleri vardır ve kendilerinden emindirler. Bu yüzden kendilerini severler ve başka bir erkeğin kendilerini seveceği zamanı bekleyerek kendilerini harap etmezler.

6. Yalnız vakit geçirmeyi severler.

Yalnızlık kendi ruhlarını doyurmaları için eşsiz bir fırsattır. Yalnızlığı kendilerine katacakları yeni şeyler için bir fırsat olarak görürler. Yalnızlıktan korkmazlar hatta en güçlü hissettikleri an yalnız oldukları anlardır. Yalnız kalmamak için arkadaş edinmezler. Kendilerine bir şey katacaklarını bildikleri insanlarla arkadaş olmayı tercih ederler.
Yalnızken yapacakları her şey onlara iyi gelir. Güzel bir yemek yemek, dışarıda sakince bir kahve içmek, sadece oturup insanları seyretmek bile onlara iyi gelir. Anın tadını en iyi onlar çıkarırlar. Gerçek olan dün veya yarın değildir çünkü. Tek gerçek yaşadığımız bu andır. Kaynak: Filoji.com


Müşfik ve Yıldız Kenter: Ölümsüz aşkın güzel çocukları Köşkten gecekonduya, asilzadelikten garibanlığa düşmek pahasına vazgeçilmemiş bir sevda ve ölümsüz aşkın güzel çocukları Müşfik ve Yıldız Kenter.





Ahmet Naci Bey ve Olga Cynthia

Müşfik ve Yıldız Kenter: Ölümsüz aşkın güzel çocukları
Köşkten gecekonduya, asilzadelikten garibanlığa düşmek pahasına vazgeçilmemiş bir sevda ve ölümsüz aşkın güzel çocukları Müşfik ve Yıldız Kenter.

Ahmet Naci, varlıklı ve soylu bir ailenin köşklerde büyümüş, iyi eğitilmiş gözde çocuğudur. Ailesi Ahmet Naci’yi en iyi eğitimi alabilmesi için İskoçya’nın Glasgow şehrine gönderir.
Eğitimini tamamlayıp ülkesine dönmeye hazırlanırken Londra’da bulunduğu sırada bir davete katılır. Güzel bir kadınla tanışır. İsmi Olga’dır. Ertesi gün de görüşürler. Kısa sürede birbirlerine delice aşık olurlar.

Olga Hanım

Geri dönmek zorunda olan Ahmet Naci, hayatının aşkını kaybetmek istememektedir. Bu yüzden ani olmasına rağmen Olga’ya evlenme teklif eder. Olga çok mutlu olur ama birlikte olmalarına engel olduğunu düşündüğü bir sorunu vardır; oğlu.
Gezici tiyatroları olan bir anne babanın kızı olan Olga, ilk önce babasının ölümü ile sarsılmış, ardından da annesi tarafından terk edilmiştir. Talihsizlikler silsilesi büyük annesi tarafından çocuk yaşta evlendirilmesi, eşinin savaşa gidip ölmesi ve henüz 16 yaşında hamile bir dul olarak kalması ile devam etmiştir.

İngiliz işgalindeki İstanbul’a

Olga yaşadıklarını Ahmet Naci’ye anlatır. Ahmet Naci, Olga’ya oğlunu çocuğu olarak kabul edeceğini söyler ve onları alıp İngiliz işgali altındaki şehrine, İstanbul’a döner.
Aşkın peşinden gelip güzelliğinden büyülendiği İstanbul’da da Olga’nın talihsizliği bitmez. Ahmet Naci’nin ailesince hoş karşılanmaz. Çünkü İngiliz’dir, Müslüman değildir ve bir de çocuğu vardır. Ancak Olga pes etmez. Aşkı uğruna Müslüman olur, Nadide adını alır.
Kurtuluş ve cumhuriyetin kurulmasının ardından eğitimli ve parlak bir genç olan hariciyeci Ahmet Naci, İsmet İnönü‘nün gözdelerinden oluyor. Ancak yeni kanunlar gereği hariciyecilerin eşlerinin yabancı olamaması, hayatlarında bir dönüm noktası oluyor.
İşini kaybetmemesi için kendisine eşinden boşanıp birlikte yaşaması öneriliyor. Ahmet Naci ise kendisi için onca fedakarlık yapmış aşkı uğruna parlak kariyer fırsatını elinin tersiyle geri çevirip istifa ediyor. Birkaç iş yapmayı denese de başarısız olur.
Ne varsa satmak zorunda kalırlar
Sonunda köşkleri de ellerinden gider. Oradan oraya derken gecekonduya kadar düşerler. Fakirlik iliklerine kadar işler. Ancak aşk uğruna vatanını, dinini, ismini terk etmiş bir kadın ve yine aşk uğruna asaleti ve kariyeri hiçe saymış bir adam için fakirlik de mutluluğa engel olamaz.
Çocukların tasası yetmezmiş gibi bir de Ahmet Naci’nin içki problemi eklenir Nadide’nin dertlerine. Ahmet Naci içtiğinde kendisini kaybetmektedir. Yine de dimdik durdur Nadide. O haldeyken bile çocuklarını alıp İngiltere’ye dönmesi için yapılan cazip teklifi reddeder. Çünkü bu aşk çok fırtına görmüş, çok yara almış ve fakat yıkılmamıştır.
Önce Ahmet Naci ölür, sonra da Nadide. Ölürler ölmesine ama geride işlerini büyük aşkla yapan iki ölümsüz eser bırakırlar; Müşfik Kenter ve Yıldız Kenter.
Yazarın notu: Konuyla ilgili daha detaylı bilgi edinmek isteyenler Yıldız Kenter’in 21 Nisan 2007 tarihinde Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan Ayşe Arman imzalı röportajı okuyabilirler.


AKP kurucusu Böhüler: Kaybediyoruz! Çocuklarımız din yorgunu!



AKP kurucusu Böhüler: Kaybediyoruz! Çocuklarımız din yorgunu!
AKP kurucusu Böhüler: Kaybediyoruz! Çocuklarımız din yorgunu!

AKP’nin kurucularından Ayşe Böhürler köşesinde “Din yorgunu gençler” başlıklı bir yazı kaleme aldı.
AKP’nin kurucularından Yeni Şafak yazarı Ayşe Böhürler köşesinde “Din yorgunu gençler” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Böhürler bu tanımı genç bir akademisyenden duyduğunu belirterek "Hem de bizim camianın içinde yetişmiş, yaklaşık dokuz yıldır gençlerle özellikle de zor denilen gençlerle çalışan bir araştırmacıdan duydum. ‘Muhafazakâr kesim’ olarak çocuklarımızı ‘din yorgunu’ yaptık derken verdiği örnekleri dinlerken; üst akıl, büyük resim gibi tanımlara takılıp elimizden akıp gidenleri görmemişiz duygusuna kapıldım.” diye yazdı.

Böhürler yazısını şöyle sürdürdü:

“Bu kavramı öyle olaya başka mahalleden bakan, dışarıdan birinden duysam bakışım farklı olurdu elbette. Ama bunları anlatan içimizde yetişmiş, bu mahallenin babalarını da annelerini ve çocuklarını iyi tanıyan bir akademisyendi.
Onu dinlerken kendimize odaklanmaktan gençlere ne kadar da gözlerimizi kapattığımızı, bizce olması gerekenlerden ibaret bir kalıba onları oturtmaya çalışarak ne kadar yorulduğumuzu ve de yorduğumuzu fark ettim.
Bu yazıya sebep sadece dinlediklerim değil elbette! Dindar kesim olarak bizim çocuklarımızda oluşturduğumuz ruh haline olan tanıklığım da doğrusu bu yargıyı pekiştiriyor. Bir haftadır bu kavram zihnimde dönüp duruyor. Ne yaptık da bunu başardık anlamaya çalışıyorum.”

“TÜM PARAMETRELER DEĞİŞMİŞ”
Böhürler yazısında kendi kuşağına değinerek şunları yazdı:

“Efendim işin özü şu. Bugünün ebeveynleri olan bizim kuşak 70-80’li yıllarda gençliğini geçirmiş ya da daha öncesinde… İnançlarını yaşamak için mücadeleler vermiş… İdeolojilerin hâkim olduğu dönemin içinde, tek tip bir ideolojik şartlanmanın tezgâhında ama buna reaksiyon duyarak gelişmiş… Henüz ışığın parçacıklı yapısının, fuzzy mantığın, atom altı parçaların, quarkların pek de konuşulmadığı dönemlerde zihin dünyaları şekillenmiş.
Doğrular tek, yanlışlar tek. Teknoloji bile siyah beyaz... Din de toplumun aşağı tabakalarına layık görülen bir sınıfsal tanım içine hapsedilmiş. Bizim kuşak bu çemberlerin hepsini birden dava iştiyakıyla kırmaya çalışmış ve başarmış da! Ayrıca dönemin gencinin bu bariyerleri aşmaya çalışmak ve kendi benliğini bulmak için idealist olmaktan başka şansı da yokmuş. Bir davası var, mefkûresi var, düşmanları var. Bugün ise hak-batıl tanımları aynı kalsa da tüm bu parametreler değişmiş. Bizim çocuklarımız bu değişen parametrelerin içinde büyüyor. Parçalı gerçeklik diyorlar çağın kavramı “Post truth” için…”

“KAYBEDİYORUZ GENÇ KUŞAĞI”

“Doç. Dr. Ömer Miraç; bu koşullarda yetişmiş babaların, annelerin ve öğretmenlerin çocuklardan beklentileri çok fazla olduğu için onlara çok fazla dini yükleme yaptıkları kanaatinde.” diye yazan Ayşe Böhürler yazısını şöyle sürdürdü:
“Oysa bugünün gencinin mücadele ettiği, aşmaya çalıştığı çemberleri bambaşka. Dava adamı olmak istese de bu kavram artık o dönemki bağlamını yitirmiş… İlla ki ondan Necip Fazıl–Sezai Karakoç okuması bekleniyor. Muhafazakâr camiada kitap hediyesi denince akla Sezai Karakoç geliyor. Kaç genç bu kitapların kapağını açıyor bakmak lazım.
Bu yüklemeler karşılık bulmayınca çatışma artıyor, bu da gençleri riskli birçok alana itiyor. Bu gençlerle çalışırken bana gelip ‘Hocam Allah’a iman edenin psikolojik sorunları olmaz’ diyen çok baba olmuştur.
Ya da ‘İnsan Kur’ân okursa psikolojik sorunları olmaz’ diyen...
Hayretle yüzüne bakışımdan zahir… ‘Yok yok hiç sayıları az değil böyle düşünenlerin. ‘Allah varken gençleri psikologlara yönlendiriyorsunuz’ diye kızanlar var…'
Vakıf ve derneklerimiz ise gençleri babalarının formatına sokmaya çalışıyor ve bu format onlara göre değil.
Vakıf ve derneklerimizin çoğu bunun farkında değil. Hâlâ onlar her şeyi biliyor, hâlâ toplum ateist, günahkâr, sapık, dünyevi… ‘Gençler ise onlarla aynı fikirde değil. Kaybediyoruz genç kuşağı. Gönlümüzde kimseye yer yok, çocuklarımıza bile!’ diyor.
Doğrusu her bir cümle tokat gibi geldi. Artan bağımlılık, şiddet ve gençlik sorunları üzerine görüş alırken aynada yansıyan hatalarımızla yüzleşmek zor! Belki de bugün hepimize hâkim olan ‘İslâmî serüven kırılıyor’ duygusunun sebebi de bu!
Elbette bu kırılmadan umutsuzluğa düşmemek gerekiyor. Ömer Miraç da bu kanaati taşıyor, ‘Yerinize dimağı açık çok güzel gençler geliyor’ diyor…
Gençlerin arasından bir sosyolog bunları aktarıyorsa ‘neler oluyor' diye bakmak gerekiyor. Diğer önemli bir tespit de... ‘Gençlerin takip edebileceği, onların dini sorularını hoca düzeyinde cevaplayabilecek bir temsilci yok ya da çok az.’”

Yeni Şafak Efkan Ala'yı PKK destekçisi yaptı



Yeni Şafak Efkan Ala'yı PKK destekçisi yaptı


Yeni Şafak Efkan Ala'yı PKK destekçisi yaptı
Süleyman Soylu Yeni Şafak'a manşet attırdı eski İçişleri Bakanı Efkan Ala PKK destekçisi oldu
Yeni Şafak haberinde eski İçişleri Bakanı Efkan Ala döneminde PKK’ya yakın 17 bin kişinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alındığını, Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı’na gelmesiyle olaya el attığını ileri sürüyor.

Hükümete yakın Yeni Şafak gazetesi bugün AKP içindeki kavgada taraf olan bir haber yayımladı. Hatay Güveççi karakolunda görev yapan ve başları kesilerek öldürülen askerleri hedef gösteren Yılmaz Bilgen’in imzasını taşıyan habere göre Türkiye 2011- 2015 yılları arasında 17 bin Suriyeli ve Iraklıya istisnai vatandaşlık vermişti. Vatandaşlık verilenlerin büyük bölümü Kuzey Irak ve Suriye’de PYD’nin hakim olduğu bölgelerden gelmesi dikkat çekiyordu.
Haberde 2011-2015 tarihleri arasında vatandaşlığa alınanların arasında Barzani ve PKK adına çalışan dernek, vakıf ve STK temsilcileri bulunduğu ve Türkmenlerin bu vatandaşlıkların iptal edilmesini istedikleri ileri sürüldü.

SOYLU EL ATTI İDDİASI

Yeni Şafak’taki haberin can alıcı noktası ise şu ifadeler oldu:
“Süleyman Soylu’nun bakanlığı ile birlikte PKK destekçisi dernek ve vakıflara yönelik operasyonlar başladı. Türkiye aleyhine faaliyet gösteren dernek ve vakıflar tarafından çalışma izni alma ve devamında vatandaşlık ayrıcalığına sahip olan kişilere dönük takip ve tetkikler de aynı operasyonlara paralel olarak başladı. 2016 yılına dek vatandaşlık listesinde yer bulamayan Türkmenler ancak bu süreç sonrasında vatandaşlıktan faydalanmaya başladı.”

HEDEF EFKAN ALA MI

Özet olarak Yeni Şafak haberinde eski İçişleri Bakanı Efkan Ala döneminde PKK’ya yakın 17 bin kişinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına alındığını, Süleyman Soylu’nun İçişleri Bakanlığı’na gelmesiyle olaya el attığını ileri sürüyor.

Adnan Bulut'tan 'Kadir Mısıroğlu' uyarısı: Buna deli, meczup dememek lazım




Adnan Bulut'tan 'Kadir Mısıroğlu' uyarısı: Buna deli, meczup dememek lazım
Kadir Mısıroğlu'nun 4 yıl önce paylaşılan "Heykellerin köpek leşi gibi sürüklendiğini göreceksiniz" sözleri tekrar gündem oldu. 


Gazeteci Adnan Bulut 'Kadir Mısıroğlu' ile ilgili "buna deli, meczup dememek lazım" diyerek uyarılarda bulundu. Bulut, Kadir Mısıroğlu'nun Atatürk'e ve cumhuriyet değerlerine ettiği küfür ve hakaretlerden dolayı, korkmayan, cesur cumhuriyet savcılarını göreve çağırdı. Bulut, Kadir Mısıroğlu'nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Sarayı'nda 'resmi başdanışman statüsünde olduğunu' söyledi.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın "hocam" dediği Kadir Mısıroğlu'nun 4 yıl önce paylaşılan sözleri heykel tartışmalarıyla birlikte sosyal medyada gündem oldu. Gazeteci Adnan BulutKadir Mısıroğlu'na tepki gösterdi. 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Saray'da ağırladığı isimlerden olan Atatürk'e ve cumhuriyet değerlerine küfür eden Mısıroğlu gençlere yaptığı konuşmasında şu ifadeleri kullanıyor:
"İstediğimiz olmuş değildir. Yarı yoldayız. Nasıl buluğa ermemiş bir çocuğa 'niye evlenmiyorsun' demezsen Hükümet'e de 'niye şeriatı ilan etmiyorsun' diyemezsin. Vakti var. Her ulus bir zamana rehmolunmuştur. Sizin nesliniz İslam'ın mutlak galebesini, küfrün mutlak yıkılışını, heykellerin köpek leşi gibi sürüklendiğini görecek. Siz göreceksiniz. O gün beni hatırlayın." 
Etraftaki gençler ise "inşallah" diyerek sözlere katılıyor.

BU İTİBARI NEDEN GÖRÜYOR?

Adnan Bulut, Kadir Mısıroğlu'nun Erdoğan'ın sarayında ağırlanması için "meczupsa bu itibarı neden görüyor? Meczup değilse savcılar neden harekete geçmiyor? Atatürk için 'it leşi' demek suç değil mi?" sorularını yöneltti. Bulut, Kadir Mısıroğlu için "buna deli meczup dememek lazım. Buna deli meczup dedikçe biz bunu normalleştiriyoruz" dedi.

SARAYIN BAŞDANIŞMANI

Kadir Mısıroğlu'nun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başdanışmanlarından biri olduğunu belirten Bulut "Adam sarayda başdanışman. Şu anda adam Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Sarayı'nda başdanışman. Resmi statüsü var, sofrada yeri var, oturuyor. Tayyip Erdoğan ile sarayda fotoğrafı var. Bunlardan önce de kalktı dedi ki; 'Ne İstiklal Marşı vardır, ne de İstikla Savaşı vardır. İstiklal Savaşı diye bir şey yoktur. Boşu boşuna uyduruyorsunuz.' kimseden gık yok.

İstiklal Savaşını yok sayıyor. 'Bu halk kendi kendini kurtardı, Atatürk geldi, halkın başarısının üzerine oturdu.' diyor. Zırvalıyor...
Adam tüm cumhuriyet değerlerine küfür ediyor. Cumhuriyet'e, Atatürk'e aleni küfür ediyor." dedi.

KORKUSUZ, CESUR SAVCILAR GÖREVE

Korkusuz, cesur savıları göreve çağıran Bulut; Bu yapılan suç, adam bunu alenen, her yerde her ortamda defalarca tekrarlıyor. Bugüne kadar bununla ilgili olarak savcılar çağırıp da; 'Sen neden böyle konuşuyorsun, nasıl böyle söylüyorsun, bu yaptığın suçtur' diye herhangi bir soruşturmaya ve kovuşturmaya tabii tutulmadı. Bunda sarayın başdanışmanı olmasının çok büyük etkisi var. Savcılar harekete geçmeye korkuyorlar. Türkiye'de sadece savcıların önünde 'cumhuriyet' ön eki vardır. Başka hiçbir meslek için kullanılmaz. Mesela cumhuriyet hakimi, cumhuriyet valisi, cumhuriyet milletvekili denmez. Cumhuriyet savcısı demek; Türkiye Cumhuriyeti adına gerekirse bu ülkenin cumhurbaşkanını, başbakanını, genelkurmay başkanını, herkesi cumhuriyet adına soruşturmaya yetki verilmiş, cumhuriyetin bütün gücü arkasında olan kişi demektir. Cumhuriyeti korumakla görevli olan kişi demektir. Ama ne yazık ki cumhuriyet savcılığı makamı son dönemde işlemiyor.Buradan korkmayan savcılara alenen duyuruyorum, adam suç işliyor, gereğini yapın." ifadelerini kullandı.

ATATÜRK'E KÜFÜR EDENLERE BİRŞEY YAPILMIYOR

"Atatürk'e hakaret edenlere, küfür edenlere hiç birşey yapılmadığını belirten Bulut "mesela ben arkadaşlarım, Süleyman Yeşilyurt ve Mustafa Armağan hakkında suç duyurusunda bulunduk. Nasıl olduysa Yeşilyurt'u tutukladır ve 2 ay sonrada serbest bıraktılar. Mustafa Armağan'a ise birşey yapmadılar. Bu adamlara birşey yapılmıyor. Ancak sonuna kadar bunlarla mücadele edeceğiz. Kimsenin Atatürk'e dil uzatmasına müsaade etmeyiz." dedi.

BUNUN HESABI SORULACAK

Bu dönemin gelip geçeceğini söyleyen Bulut "muhtemelen bu dönemin sonunda Atatürk'e küfredenler de Atatürk'e küfredilmesine seyirci kalanlar da bunun hesabını hukuk önünde vermek zorunda kalacak." ifadelerini kullandı. 

ADAM VATANA İHANET EDİYOR

Kadir Mısıroğlu'nun vatana ihanet ettiğinin altını çizen Bulut "Bu ülkenin temel taşlarından biri olan Alevilere de hareketler edip hedef gösteriyor. Aleviler için 'namaz yok, oruç yok, binbir yalan kimsiniz ulan siz?' diyor. Etmediği hakaret kalmamış. Bir de bunu TV yayınında yapıyor. Yayın yoluyla hakaret diye suçu daha da arttıran bir şuç daha vardır. Kamuoyuna açık bir şekilde yapıldığında suç daha da artar. Kimse bir şey yapmadıkça hakaretleri artarak ve sürekli devam ediyor. Bunlarla da sınırlı değil, konuşmalarına bakın, vatana resmen ihanet ediyor. 'Keşke Yunan gelseydi, ne hilafet yıkılırdı, ne de şeriat yıkılırdı.' diyor. Adam Yunan'ı Türkiye Cumhuriyeti'ne tercih ediyor. Böyle bir rezil, böyle bir ahlaksız, kindar biriyle karşı karşıyayız." dedi.

HÜKÜMETTEN SES YOK

Kadir Mısıroğlu'nun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sofrasında yer bulduğunu, itibar gördüğünü belirten Bulut, "Milletvekilleri itiraz ediyor, gazeteciler itiraz ediyor, toplumun geniş bir bölümünde tepki görüyor. Bu adamla ilgili hükümet kanadından ise hiç ses yok. 'Biz bu adamı saray danışmanlığından attık, bizimle alakası yoktur' dahi diyemiyorlar. Bunu diyemedikleri saray sofrasında baş köşeye oturtuyorlar. Adama itibar gösteriyorlar. Bu fotoğrafı gören cumhuriyet savcısının birşey yapma ihtimali var mı?" diye sordu.

FETHULLAHÇILAR GİTTİ YANDAŞLAR GELDİ

Kormayan, cesur, işini yapan cumhuriyet savcıları ile hakimlerin ya sürgün edildiğini, ya da ihraç edildiğini dile getiren Bulut "savcı denilen meslek grubunun hiçbir şeyden korkmaması lazım. Çünkü önünde 'cumhuriyet' titrini taşıyor. Türkiye'de her şey koktuğu ve çürüdüğü gibi hukukumuzda tel tel dökülüyor. Yargıçlık müessesine yandaşlar dolduruluyor. Bundan önce fethullaçılar vardı. HSK'yı, adliyeleri, yargıtayı tamamen ele geçirmişlerdi. Şimdi de yandaş hakim ve savcılar 300'er, 500'er grublarla fethullahçılardan boşalan yerlere dolduruluyorlar. Kendileri gibi düşünmeyen, korkmayan yargıçları da bir gecede çıkardığı KHK'lar ile ihraç ediyor. Ya da sürgün ediyor. Pasif göreve veriyor. İstanbul Ağır Ceza Mahmkemesi'ndeki 40 yıllık tecrübeli hakimi sürüyor, Silivri'deki Ticaret Mahkemesi'ne. 'Git sen orada icra işlerine bak' deniliyor. Adamda guruna yediremiyor, istifa edip çekip gidiyor. Bu iş genel yayın yönetmenini, gece editörü yapmak gibi bir şey." örneğini verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın torunu FETÖ'cülerin okulunda mı okuyor?





Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın torunu FETÖ'cülerin okulunda mı okuyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son bir aydır gündeminde eğitim var. Erdoğan'ın bir talimatıyla bir günde TEOG kaldırıldı. Erdoğan, her gittiği yerde imam hatipleri övüyor, batıya okumaya giden Türk gençleri içinse 'gönüllü ajan oluyorlar' dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan da "Avrupa özentilerine sesleniyorum. Biz niye bu gavurların peşindeyiz. Biz dünyaya millet nedir öğretmişiz" Peki Bilal Erdoğan;'ın oğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın torunu Ömer Tayyip Erdoğan hangi okulda okuyor?

AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son bir aydır gündeminde eğitim-öğretim yer alıyor. Erdoğan eğitimle ilgili birbirinden çarpıcı açıklamalar yapıyor, bir taraftan da radikal kararlar alınmasının talimatını veriyor. Bunlardan biri de TEOG'un kaldırılmasıydı. Erdoğan bu hamlesinden sonra öğretnemlerin niteliğinden, üniversitelerde verilen eğitime kadar pek çok konuda açıklamalarda bulundu. Erdoğan bu açıklamalarından birinde de batıya eğitim almaya giden gençlerin 'gönüllü batı ajanı olduğunu' iddia etti. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan da en az babası kadar eğitimin içinde. Ensar Vakfı, TÜRGEV ve TÜGVA ile içli dışlı ilişkiler içinde. Bilal Erdoğan'ın da babası gibi gündeminde eğitim var. Bilal Erdoğan TÜGVA Giresun İl Temsilciliği’nin açılışına katıldı. Bilal Erdoğan açılışta yaptığı konuşmada "Avrupa özentilerine sesleniyorum. Biz niye bu gavurların peşindeyiz. Biz dünyaya millet nedir öğretmişiz" diye konuştu. Bilal Erdoğan da İmam Hatipleri övmekten geri durmuyor konuşmalarında. Bilal Erdoğan'ın 'gizli Milli Eğitim Bakanı' olduğu, TEOG'un kaldırılmasının da onun işi olduğu iddia edildi. Eğitim ile bu kadar ilgilenen Bilal Erdoğan'ın kendi çocuğu Ömer Tayyip Erdoğan hangi okuldan mezun oldu, şimdi hangi okulda okuyor?

ÖMER TAYYİP ERDOĞAN AMERİCAN MONTESSORİ SOCİETY'DE OKUYOR

Cumhurbaşkanı Erdğan'ın torunu Ömer Tayyip Erdoğan'ın Yeşil Vadi Konakları sitesi içindeki American Montessori Society'e bağlı Palet Montessori ilkokulundan mezun olmuş. Okulun yıllık ücreti 16.137,00 TL. Okulun FETÖ ile ilişkisi olduğu iddia ediliyor.
Twitter fenomeni @BulendEcevit Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın torunu Ömer Tayyip Erdoğan'ın okul bilgileri ile ilgili şu bilgileri paylaştı:

*Lazım olduğunda ortaya çıkartılan fotoğraflardan da iyi tanıdığınız Ömer Tayyip Erdoğan, bu yıl Palet Montessori ilkokulundan mezun olmuş.
*Palet Montessori İlkokulu, Ümraniye Belediyesi'ne ait Yeşil Vadi Konakları sitesi içindeki sosyal tesislerde yer alıyormuş



*Bilal ve Reyyan Erdoğan çiftinin çocuğu Ömer Tayyip de muhtemelen Yeşil Vadi'de konaklıyordur. Bu sebeple söylediği söz tutarlı. Tebrikler



*Ömer Tayyip Erdoğan'ın okuduğu Palet Montessori okullarının internet sitesine girip sağ alta bakınca yine bir tutarsızlık bizi sarıyor...




*Cumhurbaşkanım amannnnnnnnn




*Sayın cumhurbaşkanım torununuz Ömer Tayyip'i bu okuldan almazsanız çoğumuzun vicdanında onulmaz yaralar açacaksınız DİYE DUYDUM




ERDOĞAN’IN ÇOCUKLARI VE DAMATLARI BATI’DA EĞİTİM GÖRDÜ


Erdoğan’ın bu açıklaması gözleri AKP’lilerin ‘batıda eğitim alan’ çocuklarına çevirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çocukları ve damatları, lisans ve lisansüstü eğitimlerini, başta ABD olmak üzere, Batı eğitim kurumlarında gerçekleştirdiler. İşte bir hayli kabarık olan o liste;

Erdoğan’ın, Enerji Bakanı Berat Albayrak‘la evli olan kızı Esra Albayrak, Üniversiteyi ABD‘de Indiana Üniversitesi‘nde okudu. 2003 yılında mezun oldu. Ardından California'da Berkeley Üniversitesi‘nde lisansüstü eğitim aldı. Esra Albayrak’ın eşi Berat Albayrak ise, üniversite eğitimini İStanbul Üniversitesi’nde, ancak yüksek lisans ve doktora eğitimini ABD’de yaptı. Albayrak, Yüksek lisansını New York Pace Üniversitesi Lubin School of Business'ta tamamladı. Bankacılık ve Finans bölümünden “Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Finansmanı” tezi ile doktora derecesi aldı.

Cumhurbaşkanı’nın, Selçuk Bayraktar‘la evli olan küçük kızı Sümeyye Bayraktar ise, Amerika’da Indiana Üniversitesi’nde sosyoloji ve siyaset eğitimi aldı. Sümeyye Bayraktar, Lisans eğitiminin ardından İngiltere”de London School of Economics”de ekonomi alanında yüksek lisans yaptı. Sümeyye Bayraktar’ın eşi, Erdoğan’ın damadı Selçuk Bayraktar da üniversiteyi Türkiye’de okudu. Ancak yüksek lisans eğitimini ABD’de yaptı. Bayraktar, 1997-2002 yılları arasında İTÜ Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği bölümünde lisans eğitimi aldı. Üniversite eğitimi esnasında University of Pennsylvania'nın (UPenn) GRASP laboratuvarından staj kabulü aldı. Staj kapsamında almış olduğu burs teklifiyle, yüksek lisans eğitimini 2002-2004 arasında Elektrik Mühendisiği Bölümünde Upenn'de sürdürdü. Bayraktar, ikinci yüksek lisans eğitimini de MIT (Massachusetts Institute of Technology)'de burslu olarak gerçekleştirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ise, üniversiteyi de, yüksek lisans eğitimini de ABD’de yaptı. Erdoğan, yüksek lisans eğitimini Kamu yönetimi alanında Harvard Üniversitesi’nde gerçekleştirdi.

Bilal Erdoğan, geçtiğimiz yıllarda doktora eğitimini tamamlamak için de İtalya’nın Bologna kentine yerleşmiş, ancak kısa bir süre sonra Türkiye’ye dönmüştü.

BUNLAR DA YURTDIŞINDA EĞİTİM ALAN AKP’Lİ BAKANLAR

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek: Yüksek lisansını İngiltere’de University of Exeter’de tamamladı. ABD Büyükelçiliği’nde, Deutsche Menkul Kıymetlerde, UBS Bankası ile uluslararası finans kuruluşu Merrill Lynch’te görev yaptı. İngiliz vatandaşı olduğu da biliniyor.

Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ: 1 yıl Londra’da kan hastalıkları üzerine çalıştı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya: Bilkent’ten mezun olduktan sonra New York Üniversitesi Politeknik Mühendislik Okulu’nda lisan üstü çalışmalar yaptı.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü: İspanya'da Proje ve Mühendislik, Harvard Üniversitesi'nde Üst Düzey Yönetici eğitimi aldı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: New York Long Island Üniversitesi’nden ekonomi alanında yüksek lisanslı.

Damat Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak: New York Pace Üniversitesi, Lubin School of Business'ta yüksek lisans yaptı.

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak: İngiltere Nottingham Üniversitesinde İşletme Yönetimi ve Endüstri Mühendisliği alanında yüksek lisansı var.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba: Amerika Texas’taki Arlington Hastanesinde gözlemci olarak bulundu.

Kalkınma Bakanı Lütfü Elvan: İngiltere Leeds Üniversitesinde maden ve yöneylem, ABD Delaware Üniversitesinde ekonomi dalında yüksek lisanslar yaptı.
Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş ABD’deki Temple Üniversitesi School of Business & Management'da 1 yıl lisansüstü çalışması yaptı. 3 yıl da yine ABD'de Cornell Üniversitesi New York State School of Industrial & Labor Relations'nda misafir öğretim üyesi olarak görevde bulundu ve doktorasını verdi.

Maliye Bakanı Naci Ağbal: İngiltere Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi aldı.
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz: Başbakan Binalı Yıldırım gibi İsveç Dünya Denizcilik Üniversitesi'nde lisans yaptı.

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli: Yüksek lisansını İngiltere Sheffield Üniversitesi’nde para-banka-finansman alanında tamamladı.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu: Hollanda Delf’te araştırmalarda bulundu.

Celal Çelik: Gözaltına alınmam Kılıçdaroğlu'na yönelik algı operasyonuydu!





Celal Çelik: Gözaltına alınmam Kılıçdaroğlu'na yönelik algı operasyonuydu!
'FETÖ' soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, “Kılıçdaroğlu’na yönelik algı operasyonu amacıyla gözaltına alındığını” söyledi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, gözaltına alınışının 14. gününde savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı. CHP lideri Kılıçdaroğlu ile Ankara’da görüşerek gözaltı ve sorgusuyla ilgili bilgi veren Çelik, hakkındaki suçlamaları, yanıtlarını ve gözaltı sürecini anlattı.
Digitürk sorusu

13 gün boyunca tek bir sorgu olmadan hücrede tutuldum. 14. günde başsavcıvekili ifademi aldı. Avukatlarım ‘Digitürk aboneliğini iptal etmemin de’ suçlama konusu yapıldığını söylemişlerdi. Gerçekten de Digitürk aboneliğini iptal için verdiğim dilekçe karşıma terör örgütüyle ilişki suçlaması olarak getirildi. Sayın Kılıçdaroğlu, başta 17-25 Aralık haberlerini yapan televizyon kanallarının Digitürk’ten çıkarılması üzerine, kamuoyuna ‘Ben Digitürk aboneliğimi iptal ettireceğim. Topluma da bu yönde çağrı yapıyorum’ açıklaması yapmıştı. Digitürk’ün sansürcü tavrına karşı aboneliğimi iptal ettirdim. Bir tüketici olarak bana bu sorunun sorulamayacağını da söyledim. Bu soru, bakkala gittiğinde evine ‘et mi alacaksın tavuk mu’ sorusundan farksız.

FETÖ jargonu

Televizyon kanallarında kullandığım ‘kontrollü darbe’ nitelemesi suçlama konusu olarak karşıma getirildi. “Kontrollü darbe” söyleminin “FETÖ’cü jargonu” olduğu, bu söylemi neden kullandığım soruldu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu söylemi seslendirdiğini belirttim. Ana muhalefet liderinin söyleminin, avukatına suçlama konusu yapılamayacağını söyledim.

El Kaide tweeti

Reyhanlı saldırısı üzerine attığım tweet de soruldu. Sayın Kılıçdaroğlu’nun Suriye politikasını eleştirirken El Kaide konusunu çok sık gündeme getirdiğini anlattım.

Kılıçdaroğlu’na operasyon

Gözaltına alınırken Sayın Kılıçdaroğlu beni aradı. Veremeyeceğim, kendisini zora sokacağım hiçbir hesabım ve ilişkim olmadığını, tek üzüntümün kendisine zarar vermek olduğunu söyledim. Hiçbir şekilde kendi geçmişimden, ilişkilerimden bir sıkıntı yaşamadım. Her şeyim açık. Bir tek benim üzerimden Kılıçdaroğlu’na zarar vermek isteyeceklerinden tedirgin oldum. Beni, gözdağı vermek, sindirmek ve korkutmak için Kılıçdaroğlu’na yönelik alçakça bir algı operasyonu yapmak için aldılar.

Bir isim bulun

Bana sorulan sorular karşısında FETÖ bağlantısı suçlamasının saçmalığını anlattım. Hatta “İlk, ortaokul, lise ve üniversite sürecinde benim FETÖ ile ilişkili olduğumu değil, ilişkili olabileceğimi, yani şüphesini dile getiren bir tek arkadaşımı bulun, ben tüm suçlamaları kabul edeceğim” dedim. O yüzden savcılara, “Bu gözaltıyla benim onurumla, saygınlığımla oynadınız. Beni çağırsaydınız gelip ifademi verirdim. Ana muhalefet liderinin avukatıyım. Güpegündüz operasyon yapıyorsunuz, evimi basıyorsunuz. Çocuklarımı hiç mi düşünmediniz? Komşularımın hakkımda neler düşeneceğini hiç mi hesaba katmadınız” diye sordum.

Suçlama değişti

Beni ‘FETÖ üyeliği’ suçlamasıyla almışlardı. Sorgudan sonra bu suçlamaya yer vermediler. Terör örgütü propagandası ve Cumhurbaşkanı’na hakaret olduğunu belirttikleri tweet’ler nedeniyle adli kontrol talebiyle sulh ceza hâkimine sevkettiler.

YARSAV'a bağış

YARSAV’a yaptığım 17 bin lira dolayındaki bağış da soruldu. Bu bağış da yine FETÖ ile ilişki, iltisak için karşıma getirildi. Oysa bu bağış konusu daha önce dava konusu edildi. Ben o davada tanık olarak ifade verdim. Bağış sorulunca, o dönemde HSYK seçimleri için kampanyalar yürütüldüğünü, YARSAV’ın kampanya için yeterince maddi kaynağı olmadığı için bu bağışı yaptığımı anlattım. O dönemde ben FETÖ’nün yargıdaki baskısına karşı çıkarak kendi isteğimle emekli olmuştum. Eğer emekli olmasaydım YARSAV listesinden HSYK üye adayı olacaktım.

Şaşırtan soru

Beni en çok şaşırtan, telefon görüşmelerim nedeniyle Hamza Kaçar’ı sormalarıydı. Hamza Kaçar, Yasin El Kadı soruşturması yaptığı için görevinden alınıp, işine son verilen Maliye Bakanlığı müfettişi. Bana Hamza Kaçar’ın bazı siyasi liderlerin malvarlıklarıyla ilgili bilgilerini başka bazı siyasilere iletmesi soruldu. Ben bu soruya da karşı çıktım. Hem FETÖ suçlaması yapıp, hem de hayatta FETÖ ile ilgisi olmayan, yolsuzluk soruşturması nedeniyle zarar gören bürokratları bana sormalarını kabullenmeyeceğimi söyledim.

İsim şaşkınlığı

Benim telefon görüşmesi yaptığım 20’ye yakın ismi sayarak, bu isimlerle neden görüştüğümü sordular. Bu isimler arasında Mehmet Hamzaçebi ile Ali Kılıç dikkatimi çekti. Bu iki ismi sordum. ‘Kim bunlar’ diye. Bana, ‘FETÖ’cü hâkimler’ olduklarını söylediler. Ben de Mehmet Hamzaçebi’nin TBMM Başkanvekili Akif Hamzaçebi olduğunu, ön isminin de Mehmet olduğunu söyledim. Ali Kılıç’ın da Maltepe Belediye Başkanı olduğunu. Bunun üzerine, bu iki ismin üzerini çizerek sorgudan, listeden ve sorgu metninden çıkardılar.

VETERYANLIK SIKINTISI
Günler yarı aç geçti

13 gün boyunca Emniyet hücresinde sorgusuz sualsiz tutuldum. Orada tutulmanın kendisi eziyet. Ama ben kişisel olarak en çok vejetaryen oluşum nedeniyle sıkıntı yaşadım. Ben et yemiyorum. Getirdikleri yemeklerde az da olsa et parçaları oluyordu. Ben etsiz yemek istediğimi söyleyince yemeğin içinden etleri ayırıp yememi istediler. Daha sonra ısrarlarım üzerine kendi kantinlerinden etsiz yemek getirmeye çalıştılar ama o da sorunun çözümünü sağlamadı. Zaten verilen yemekler çok az. Günler yarı aç ve zaten uykusuz geçti.

Hücreler kalabalık

Belli bir süre hücrede tek başıma kaldım. Sonra büyük operasyonlar yapıldığında küçücük hücrede 5 kişi kalmaya başladık. En zor durumlardan biri de bu. Yanınıza getirdikleri kişilerin kimliklerini bilmediğiniz için kaygılanıyorsunuz. Ayrıca her gün doktora götürülüyorduk. Doktor yakında olmasına karşın gidiş gelişler çok sıkıntılı oluyordu.(Cumhuriyet)

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/