<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: Yeniden Cumhuriyet İçin Tezler Veya Ne Yapmalı?

20 Mayıs 2017 Cumartesi

Yeniden Cumhuriyet İçin Tezler Veya Ne Yapmalı?





Yeniden Cumhuriyet İçin Tezler Veya Ne Yapmalı? 

Önce bir Not: Birkaç yıldır bu konuya ilişkin yazılar yazıyorum. Bu konuya yeterince ilgi gösterildiğini söyleyemem. Ancak, içinde bulunduğumuz şartlar bu konunun dillendirilmesini zorunlu kılıyor. Bir kez daha, biraz daha ayrıntılı olarak, bu konuya eğilmem gördüğüm bir zorunluluktan kaynaklanmaktadır.

Mevcut Durum Teşhisi
AKP’nin yönetimi altında Türkiye’nin “yeni” bir dönemi yaşadığı büyük ölçüde hem destekleyicileri hem de eleştirmenleri tarafından kabul edilmektedir. Bu yeni dönemi ifade eden kavramın “Yeni Türkiye” olduğu konusunda da önemli bir uzlaşı var. Elbette bu Yeni Türkiye’nin ne olduğu, nasıl tanımlanacağı ve nasıl ifade edileceği konularında bir uzlaşıdan söz edilemez. Kavramı olumlu anlamda kullananlar şu iddialarda bulunuyorlar: Türkiye son yıllarda “demokratikleşti”, “askeri vesayetten kurtuldu”, “adaleti tesis etti” kısacası olumlu yönde bir “yenileşme” yaşadı. Yeni Türkiye’yi hiçbir temkinde bulunmadan savunanların ülkede önemli bir “nicel” büyüklüğü temsil ettiğini ve kavramdan aynı şeyi anladıklarını belirtmek gerekir. Kavramı olumsuz anlamda kullananlar arasında ise kavramdan neyi anladıkları konusunda bir hemfikirlilik olmadığı aşikardır. Yani kavrama ilişkin olumsuz algıların bulunduğu kamp tekil ve tutarlı bir kamp değildir. Yeni Türkiye’nin esasında demokratikleşme açısından önemli adımlar attığını ama bir noktadan sonra kendi attığı adımları tamamlamaktan uzaklaştığını düşünenler var. Yeni Türkiye’nin Kürt sorununu çözmede tarihi bir misyon üstlendiğini ama bu misyonu tamamlaması için bir adım daha atması gerektiğine inananlar var. Yeni Türkiye’nin genel olarak halktan yana bir irade ortaya koyduğunu ama bir noktadan sonra bu iradenin zayıfladığını düşünenler var. Bir de benim gibi, Yeni Türkiye’nin esaslı olarak “demokrasi” karşıtı yönde bir “gerileme” olduğuna tamamıyla emin olanlar var. Yeni Türkiye kavramına ilişkin olumsuz değerlendirme yapanlar, dolayısıyla, kavramı olumlayanlar karşısında birleşik bir bloğu oluşturmamaktadırlar. İşte bu nedenle, Yeni Türkiye’den çıkış – ki bu demokratik, laik cumhuriyetin yeniden tesissi anlamına geliyor – oldukça zor görünüyor, eğer olanaksız değilse!

Yeni Türkiye dendiğinde benim anladığım “modernliğini kaybeden Türkiye”, yani, Türkiye hızla “modern-dışılaşıyor” ve bu süreç önemli ölçüde “halkın” desteğiyle yürüyor. Modernliğin kaybı, aynı zamanda, kapitalizmin genişlemesi, bütün yaşam alanlarını kuşatması anlamına geliyor. Bu nedenle, Yeni Türkiye’yi modernliği olmayan kapitalizm olarak tanımlıyorum. Bir taraftan kapitalizmin en vahşi biçimlerinden biri bu topraklarda kök salıyor, yani, kural tanımayan, hukuku deyim yerindeyse oynanacak bir top gibi gören ve gerçekten de onunla oynayan bir kapitalizm gittikçe tutunuyor ve yerleşiyor. Diğer taraftan da modernliğin temel ilkeleri hızla tarih dışına itiliyor: özgürlük ve rasyonellik ilkeleri yaşamdan uzaklaştırılıyor. Hem demokrasi hem de rasyonel olarak yaşamın düzenlenmesi ortadan kaldırılıyor. Demek ki kapitalizm ve modernlik illaki bir ve aynı olgu değil. İnsanlığın en başından buyana ve özellikle modern dönemde çözmek zorunda olduğu üç temel sorunsal olduğu muhakkak ve bu sorunsallıkların çözümü onların her birinin “özerkliğine” sadakati şart koşuyor. Bu sorunsallıklar ekonomik, politik ve kültürel/epistemik sorunsallıklar. Yani hangi ekonomik model temel ihtiyaçlarımızı karşılayabilir; hangi politik model toplum halinde birlikte yaşamamızı sağlayabilir ve hangi bilgi/kültür modeli bizim eylemlerimize kılavuzluk edebilir sorularına yanıt bulunması her daim vazgeçilmezdir. Yeni Türkiye eğer bir “patoloji” ise bu sözünü ettiğim üç sorunsala ilişkin verdiği yanıtların patolojik olduğu anlamına gelir. Mevcut durumu teşhisimiz yeniden cumhuriyet için çıkış yolunu göstermesi bakımından temel önem arz ediyor. Bu nedenle, sözünü ettiğim üç sorunsala Yeni Türkiye’de bulunmuş çözümlere dikkatlerimizi çevirmeliyiz.

Modernliği Reddeden Kapitalizm, Çoğunlukçu Demokrasi, İslamcı İdeoloji
Ekonomik olarak Yeni Türkiye, modernliği reddeden bir kapitalizmi temel ihtiyaçların karşılanması ve yaşam standardının yükseltilmesi için temel görüyor. Yani modernliği – hukukun üstünlüğünü, liyakati, fırsat eşitliğini, hesap verebilirliği vb – reddeden vahşi bir kapitalizm Yeni Türkiye’nin ekonomik model olarak benimsediği model. Ekonomik sorunsal, bir tür feodal mantığa dayalı talancı kapitalizmle çözülmek istenmektedir. Hukuk kurumunun neredeyse yok sayıldığı “kuralsız” bir kapitalizmdir bu! Politik sorunsal, ki toplum halinde birlikte yaşamanın politik temellerinin nasıl sağlanacağı sorunsalıdır; çoğunlukçu-araçsal bir demokrasi aracılığıyla çözülmek istenmektedir. Yani “Sünni-ortodoksluğun” birleştirici olduğu varsayımına dayanan, farklılıkları “bütüncül” millet anlayışıyla “geçiştiren” bir siyasa modeli önerilmektedir. Epistemik sorunsal, ki eylemlerimize hangi bilginin kılavuzluk edeceği sorunsalıdır; İslamcılık ideolojisiyle çözülmek istenmektedir. Yani bilimsel, sanatsal, felsefi bilginin dışında İslami bilginin eylemlerimize kılavuzluk ettiği, etmesi gerektiği varsayımına dayanan bir kültürel saha anlayışı söz konusudur. Şimdi demek ki Yeni Türkiye’nin aktörlerinin sözünü ettiğimiz üç sorunsalın çözümüne yönelik sahip oldukları anlayışlar modernliği reddeden vahşi kapitalizm, çoğunlukçu-araçsal demokrasi ve İslamcı ideolojidir. Modernliği reddeden kapitalizm, çoğunlukçu-araçsal demokrasi ve İslamcı ideoloji, demek ki, içinde bulunduğumuz sürecin temellerini oluşturmaktadır. O halde bu sürecin tersine çevrilmesi veyahut ondan çıkılması bu üç sorunsalın çözümüne ilişkin bir projeyi gerektirmektedir. Demek ki yeniden cumhuriyet için çıkış yolu öncelikle projeyi bu sözünü ettiğim üç sorunsala yanıt oluşturması anlamında inşa etmeyi zorunlu kılmaktadır.

Durgun Suyu Akıtacak Yol
Üç sorunsal açısından da Yeni Türkiye bir “gerileme” olarak anlaşılmalı. Aslında tüm dünyada yaşanılan bir “gerileme” döneminde olduğumuzu söylememiz gerekiyor; ama Yeni Türkiye, bu gerilemenin en “saf” örneklerinden birini teşkil ediyor. Avrupa’da “yeniden Aydınlanma”, “yeni modernlik”, “tekrar ilerleme” temalarının bazı önemli sosyal bilimciler için merkezi çalışma temalarını oluşturmaya başladığını görüyoruz. Gerileme eğer Aklın bir kere daha boyunduruk altına alınmasına işaret ediyorsa – ki etmektedir – çıkış için atılacak her adım elbette Aydınlanmadan yana olacaktır. O halde; yeniden Cumhuriyet için atılmasına ihtiyaç duyulan ilk adım üç sorunsal açısından “ilerici”, “Aydınlanmacı” ve dolayısıyla “halkçı” bir projenin kurulmasıdır. Yeniden Cumhuriyet eğer Cumhuriyetin inşa dönemine işaret ediyorsa, sözünü ettiğim üç sorunsal açısından şunları söylemek gerekir: ekonomik sorunsalı çözmek için kamuculuğun ağırlıklı olduğu bir ekonomik model sunuyor Cumhuriyet. Politik sorunsalın çözümü için politik sahanın önemine vurgu yapan, kamusal sahanın önceliğini önemseyen, cumhuriyetçi bir siyasa temelinde toplum halinde birlikte yaşamayı öngörüyor. Kültürel-epistemik sorunsalın çözümü için ise bilimsel-laik bilgiyi ve genel anlamda Aydınlanmayı temel olarak görüyor. Bu temeller bugün de birlikte yaşamanın önemli bir modelini ifade ediyor; halkçı, kamucu, sınırları hukuka riayet etmekle belirlenen ekonomi, sorumluluk üstlenen katılımcı yurttaşların ortak sorunları ortaklaşa çözmelerini öngören siyasa ve bilimsel bilgiyi eylemlerimizde kılavuz olarak gören kültürel model. Yeni Türkiye muhalifleri eğer yeniden Cumhuriyet ve yeni Cumhuriyet taraftarları olarak ayrışmış görünüyorsa bu muhtemelen yapay bir ayrışmadır. Konuşularak aşılacak bir sorundur. Yeniden cumhuriyet için çıkış yolu dolayısıyla ekonominin bütün yaşam alanlarına nüfuzunu önlemeyi hedefleyen bir ekonomik modeli; toplum halinde birlikte yaşamayı cumhuriyetçi temellere dayayan bir politik modeli ve eylemlerimize, gündelik yaşamımıza kılavuzluk edecek Aydınlanmacı bir kültürel modeli zorunlu kılmaktadır.

Çözüm elbette bireysel özgürlüğü ikincilleştiren kolektivizm yönünde olamaz. Kolektivist modellerin insanlık deneyiminde nelere yol açtığı artık bilinmez değil. Sosyalist veyahut faşist deneyimler bireysel özgürlüğü askıya alan, “dayanışma” adı altında demokrasiyi tarih dışına iten deneyimler oldu. Bireysel özgürlüğü dışlayan ve böylece kolektivizme saplanacak olan bir model çözümü bırakın yeni “boyunduruklar” oluşturacaktır. Bu demek değildir ki çözüm liberal toplum, ekonomi, birey modeliyle olacak. Aksine yeniden cumhuriyet için çıkışın yolu liberalizmi aşmakla mümkündür. Dayanışmayı dışlayan, bireyi kutsayan model kurtuluş yolu olamaz, çünkü Aklın boyunduruk altına alınmasında asli faillerdendir.

Çözüm dayanışmayı önemseyen ama özgürlüğü de dayanışma adına gözden çıkarmayan cumhuriyetçi modeldedir. Burada cumhuriyetçilik demişken şu sıralar çok konuşulan Amerika’daki cumhuriyetçiliği kastetmediğimi söylememe gerek yok sanıyorum. Cumhuriyetçilik Aristo’dan buyana kamusal yaşamın üstünlüğüne inanan, politik sahanın önceliğini benimseyen, erdemliliğe vurgu yapan, yurttaşlığı vazgeçilmez bulan, bireycilikten ziyade dayanışmayı öncelikli gören bir politik modeldir ve toplum halinde birlikte yaşama için hem liberalizme hem de sosyalizme üstündür. Modern dünya için Pettit ve Skinner’in cumhuriyetçilik anlayışları bu konudaki temeller açısından değerlendirilebilir. Özgürlüğü de, demokrasiyi de liberallerin ve sosyalistlerin indirgemeci anlayışlarının ötesinde formüle eden cumhuriyetçilik; hem negatif özgürlüğü, hem araçsal demokrasiyi hem de ekonomici kurtuluşçuluğu reddeder. Laikliğin temeli oluşturduğu bir Cumhuriyet birlikte yaşamamızın temel siyasasıdır. Bu Cumhuriyet Aydınlanmacıdır; halkçıdır ve devrimcidir. Kültürel/epistemik sorunsalı Aydınlanma ile, ekonomik sorunsalı halkçılık ile ve politik sorunsalı laik-kapsayıcı ulus-devlet modeli ile çözecek olan bu Cumhuriyet muhaliflerin üzerinde hemfikir olduğu veyahut olacağı ya da olmak zorunda oldukları temeldir.

Değişimin Aktörü Kim Olacak?
Burada sözünü ettiğim model elbette ayrıntılı olarak konuşulmalıdır; kadın sorunundan, aile meselesine; eğitimden hukuka bütün önemli meselelerin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Ancak, temel budur ve bu temel üzerinde yükselecek yaşam üzerinde ayrıntılı durulabilir. Şimdi bu yol durgun suyu akıtmak için yürünecek yoldur ama nasıl? Diğer bir ifadeyle “aktör” kim olacak? Kim bu modeli inşa edecek ve nasıl? Herhangi bir sosyal hareketin veya sivil toplum kuruluşunun içinde bulunduğumuz süreçte bir dönüşüm yaratma eylemliliğine öncülük etmesi ve onu örgütlemesi mümkün değildir. Bütün her şey çok nettir; çok açıktır; yeniden cumhuriyet inşasının aktörü cumhuriyeti de inşa etmiş olan CHP olacaktır. Ancak nasıl? Önce CHP’nin kurtulması gerekmemekte midir? Sözünü ettiğim Cumhuriyet çözümü şuan CHP’nin yönetim kadrosunda önemli pozisyonları olan insanlar tarafından içselleştirilebilir mi? Çağımızın vebası ya da patolojisi olan kimlikçilik bu partiyi önemli ölçüde kemirmemiş midir? Partinin seçmenlerinden sık sık partinin kimlik partisine dönüştüğünü, partide İslamcıların konum sahibi olduğunu, partiye düşman bazı gruplarla gönül bağı olanların partiyi başkalaştırdığını duymuyor muyuz? Demek ki şu anki CHP değildir dönüşümün aktörü olacak olan CHP. Ancak, bu partinin seçmenleri, sempatizanları sözünü ettiğim Cumhuriyet çözümüne yürekten inanan veya inanacak olan insanlardır. Bu insanların sayısı azımsanacak kadar az değildir. Az değildir ama yeterli de değildir. Onların yanında asgari müşterekler açısından duracak insanlar da vardır. İnsanlar değişir ve pekala bu yönde, yani, cumhuriyetçi yönde de değişir. Yüzde yirmibeş yüzde otuzlara ve elbette yüzde kırklara da çıkacaktır. Ancak bunu yapabilecek bir örgüte, yani partiye ihtiyaç vardır.
Uzun bir zamandır “darbeci”, “elitist”, “ulusalcı” gibi kavramlarla etiketlenen ve aşağılanan toplumsal kesit, esasında, toplumun en eğitimli, yetenekli, başarılı kesitidir. Bu kesit CHP’nin esasını oluşturmaktadır ve toplumdaki yaklaşık her dört kişiden biri bu kesittedir. Bu toplumsal grubun dışında muhalefet edebilecek ve örgütleyici, öncü olabilecek başka bir grup yoktur. Kurtuluş Savaşını örgütleyen, öncülük eden grup bildiğimiz gibi asker-sivil bürokrasi ve aydınlardı. Kurtuluş mücadelesini başka bir katmandan veya sınıftan beklemek o dönemin koşullarında ancak bir hayal olurdu. Bugün ise toplumsal değişimin öncülüğünü üstlenecek, bir dönüşüm hareketini örgütleyebilecek kesit CHP’nin tabanını oluşturan kesittir. Ancak, burada aşılması gereken sorun bu partinin örgütsel yapısı ve yönetici profesyonel kadrosudur. Partinin mevcut örgüt yapısının ve kadronun değiştirilmesi ise elbette demokratik bir kurultayı gerektirmektedir. Demek ki ilk kongre, ilk buluşma partinin yapısının ve kadrosunun değiştirilmesi yönündeki kongre, buluşma olacaktır. Bu kongreden çıkacak sonuç ile birlikte ülkenin her köşesinde buluşmalar, kongreler yeniden Cumhuriyet için vazgeçilmezdir. Halka gitmek, halkla buluşmak ve halk için Aydınlanmayı savunmak elbette zaman gerektirecek ve örgütlü çalışma esası oluşturacaktır. Yüreği cumhuriyet için atan parti “çalışanları” ülkenin her yerinde cumhuriyetin konuşulduğu bir iklim yaratacaktır. Köylerde, mahallelerde, iş yerlerinde, kısacası, her yerde ve hem gündüz hem gece yükseldikçe yükselen bir cumhuriyet heyecanı ülkeye yeni bir can verecektir. Elbette bu heyecanı hissedecek olanlar yüzde kırklara rahatlıkla ulaşacaktır.

Gerçekten yenilenmiş bir Cumhuriyet Halk Partisi, tarihte bir kurtuluş ve kuruluşun siyasal aktörlüğünü yapmış olması nedeniyle bugün de yeniden inşanın aktörlüğünü yapabilecek olası gücü temsil ettiğinin farkında olacaktır. Bu gücün kendisinin farkında olması, sözünü ettiğimiz yeni inşa için vazgeçilmez bir ön koşuldur. Bu, partinin genel bir perspektife sahip olmasını mümkün kılacak ve diğer bütün ekonomik ve sosyal politika anlayışları onun üzerinde inşa edilecektir. Yeni bir siyasa inşa etmenin bugün modern-dışılaşmış durumdan kurtulmanın mutlak ön koşulu olduğu aşikardır.

İktidar hedefinin ancak büyük bir gelecek kurgusuyla gerçekleştirilebileceği ortadadır ve bu nedenle sözünü ettiğim yeniden cumhuriyet ideali yenilenmiş partinin büyük gelecek kurgusu olmak durumundadır. Aksi halde, kitleleri heyecanlandırmak ve özellikle genç kadınları ve genç erkekleri yeni bir inşa heyecanında bir araya getirmek mümkün olmayacak. Elbette işsizlik sorunu CHP’nin bütün siyaset yapıcılarının en temel söylemleri içinde olacaktır; kuşkusuz parti yoksulluğun nasıl çözüleceğine dair projeye sahip olacaktır. Ancak, bütün bu yaşamsal sorunların çözümüne yönelik en iyi projelere sahip olsa bile, partinin iktidar hedefinin gerçekleşmesi mümkün görünmüyor. Genel perspektifin içinde bu sorunlara dair siyasal söylemler elbette işlevsel olacaktır, fakat genel bir perspektifi kurmadan işlenecek her tür sosyal sorun çözümü anlayışı mevcut AKP hegemonyasını yerinden etmeye yetmeyecektir. Bu nedenlerle, Türkiye’nin büyük bir dönüşümünü gerçekleştirmiş partinin bugün yeni büyük bir dönüşümü gerçekleştireceği anlayışı benimsenmek zorundadır. Çıkışın demokratik yolu budur; gerçekçi olan ve başarılabilecek olan budur ve bu öncelikle CHP’nin kurtuluşuna dayalıdır.

İbrahim Kaya
Not: Özellikle şu kitabıma bkz. Yeni Türkiye-Modernliği Olmayan Kapitalizm, imge Yayınevi, 2014. Ayrıca Aykırı Akademi’de yine “Yeni Türkiye Modernliği Olmayan Kapitalizm” başlığıyla yayınlanan Selnur Aysever’in sorularına yanıt verdiğim söyleşiye ve şu yazılarıma bakılabilir: “Kurtuluş ama Kimin Kurtuluşu?”, Radikal İki, 04/05/2014; “Seçime Doğru CHP: Yeniden Kurtuluş ve Kuruluş İmkanı”, 07/04/2015

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/