<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: Dinler neden var? Siyaset neden dini sever?

28 Haziran 2017 Çarşamba

Dinler neden var? Siyaset neden dini sever?





Dinler neden var? Siyaset neden dini sever?

Üç ilahi dinin ve dört kutsal kitabın gönderildiği toprakların, insanlık tarihinin en çok kan akıtılan ve savaşların hiç sonlanmadığı topraklar olması, mucizevi bir tesadüf müdür?
Açsın, fakirsin ve öyle kalacaksın. Sana vaat edilen bir cennet var ve onun uğrunda bir ömür köle olacaksın. Dinler, çektiklerin karşısında sana cenneti ve ölümsüzlüğü önermese böyle bir hayata isyan etmez miydin? Hiç düşündün mü, belki de dinler sen adaletsizliğe isyan etme, uyuduğun uykudan uyanma diye var…
“Din, halkın afyonudur”

İnsanlık tarihi boyunca dinler, inanış sistemi olmalarının dışında güçlüyü daha güçlü yapabilecek bir silah olarak kullanılmışlardır. Haçlı Seferleri, cihat çağrıları ve daha niceleri din kullanılarak yapılmış ve yapılmaktadır. Karl Marx‘ın atasözü haline gelen sözü “Din, halkın afyonudur” tam da konunun durum tespitidir.

Hinduzim’deki kast sistemi ise inanış sömürüsünün doruk noktalarından biridir. Öyle ki, bu sistemin Parya diye adlandırılan en alt grubu, hayvanlardan ve bitkilerden dahi aşağı seviyededir. Ve sistemin üst gruplarını incelediğimizde en üstün Brahmanların din adamları, hemen arkalarından yönetici ve asker grubu Kşatriyaların geldiğini görürüz. Orta katmanı tüccar, esnaf ve çiftçilerin oluşturduğu Vaisyalar, alt sınıfı ise hizmetkarların oluşturduğu Surdalar temsil eder. Güçsüz, güçlüye kölelik eder. Çünkü din, sonraki hayatında köle olmayacağını hayal etmesini sağlar.

Bir dine inanan kişi, kendisini bireysel açıdan geliştirmiş ve bilimle haşır neşir olmuş olsa da, din nedeniyle gelişimine ve bilimin söylediklerine aykırı hareket edebilir. Kendisini geliştirmiş ve eğitmiş bir insanı dahi kontrol etmeyi başarabilen dinler, okumayan, araştırmayan ve sorgulamayan insanlar üzerinde ise daha hızlı ve güçlü şekilde etki eder.

Dinin mucize olarak adlandırdığı Havva’nın, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılması, Nuh’un 950 sene yaşaması, İsa’nın bakire bir anneden doğması, Musa’nın Kızıldeniz’i, Muhammed’in ayı ortadan ikiye ayırması, bilimsel olarak açıklanamaz. Bilimsel olarak kanıtlanmayan da gerçek olarak kabul edilemez. Ancak işin içine inanış girince, insan inandığını doğru olarak kabul eder.


Günümüzün dünyasında, dini, ağırlıklı olarak kullananların politikacılar ve terör oluşumları olduğunu görüyoruz. Ülkemizde de birçok örneğini gördüğümüz dindar görünümlü politikacılar, açlığı ve fakirliği dini vaatlerle bastırılmış geniş halk kitlelerini din sayesinde kontrol edebiliyorlar. İşin terör boyutu ise daha vahim. Ağırlıklı olarak belli bir eğitim ve kültür seviyesinin altındaki gençleri amaçları doğrultusunda kullanmak için seçen terör oluşumları, kutsal kitaplarda geçen “öldür” ve “cennete git” mesajları ile istedikleri sonuca kolayca ulaşabiliyorlar.

Üç ilahi dinin ve dört kutsal kitabın gönderildiği toprakların, insanlık tarihinin en çok kan akıtılan ve savaşların hiç sonlanmadığı topraklar olması, mucizevi bir tesadüf müdür yoksa dinin insanları yönetmek için kullanılan bir sistem olduğunun kanıtı mıdır orasına siz karar verin.

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/