<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: Erdoğan olan biteni anlamadıysa bugünkü iftarda Abdullah Gül'e sorsun

8 Haziran 2017 Perşembe

Erdoğan olan biteni anlamadıysa bugünkü iftarda Abdullah Gül'e sorsun



Katar'a pirince giderken eldeki Kıbrıs'tan olmayalım

Erdoğan olan biteni anlamadıysa bugünkü iftarda Abdullah Gül'e sorsun

Müyesser Yıldız yazdı


Ankara'nın en yakın iki “dostu” Suudi Arabistan ve Katar arasında başlayan kriz herkesi şaşkına çevirdi. “Domino etkisi olur mu?.. Hedef Türkiye ve İran'ın savaştırılması mı?” soruları soruluyor.
Elbette ki, domino... Adı da “Büyük Ortadoğu Projesi” değil mi?
Elbette ki, nihai hedef Türk-İran savaşı... Bunu daha 2000'li yıllarda, İsrail'in güvenliği için ABD-NATO merkezli planlamadılar mı?
Afganistan'ın işgâliyle başlayan BOP, tıkır tıkır yürüyor. Hiçbir şey tesadüf değil.
Tıpkı medyamız, “cehalet” veya “skandal” saysa da dün ABD Temsilciler Meclis'i Başkanı Paul Ryan'ın, Türkiye'nin Başkenti için “İstanbul” demesi gibi. 
Yeniçağ Gazetesi'nden Arslan Bulut, bugünkü yazısında hatırlatıyor; Yahudi asıllı İngiliz-ABD vatandaşı, ünlü tarihçi Bernard Lewis'in 1996'da bir konferansta adını koymadan BOP'u anlattığını, sonradan Talabani'nin bu planı, “Hayalim İstanbul'un başkent olduğu Ortadoğu Birleşik Devletleri” sözleriyle dillendirdiğini.
Hayaldi, gerçek oldu; BOP'un eş başkanı Türkiye'den seçilmedi mi?.. “Yeni Osmanlıcılık” denilerek, “Barzanistan”ın önü açılmadı mı? Ve dahi içimizde de başkentin yeniden İstanbul olması hayalini kuranlar yok mu?
Trump'ın 16 Nisan referandumundan sonra tebrik için aradığı Erdoğan'a, “Dostluğumuzu önemsiyorum, beraber yapacağımız birçok önemli iş var” demesi de;
Erdoğan'ın, “Yeni bir milat” olarak nitelendirdiği buluşmada Trump'ın söze, Türk askerinin Kore'deki başarılarını anlatarak, başlaması da herhalde sadece bir övgü ve tesadüf değildi... 
İsrail ve ABD'nin, Türk-İran planları yeterince faş oldu. İster misiniz, Kuzey Kore hesabını da Türk askeriyle görmenin peşinde olsunlar!..
Çünkü Kore'den beri o hesap hiç değişmedi. Türk askerinin maliyeti hesabı.
Dönemin ABD Savunma Bakanı John Dulles, en ucuz askeri Türkiye'den temin ettiklerini belirtip, bir Türk askerinin maliyetinin 23 Cent'e denk geldiğini söylemedi mi?
Özal-Reagen döneminde, ABD askerinin günlüğünün 246 Dolar, Mehmetçiğin maliyetinin 16 Dolar olduğu açıklanmadı mı? 
Irak'ın işgâlini öngören 1 Mart tezkeresi üzeri, Afganistan'daki bir ABD askerinin 93 dolar, Türk askerinin 15 dolara malolduğu hesapları yapılmadı mı?
Ve nihayetinde projelerin babası Soros Türkiye'ye, “En iyi ihraç ürününüz askerinizdir” diyerek, bu hesabı gayet veciz bir şekilde formüle etmedi mi?
Evet, Suudi Arabistan-Katar krizi önemli. Bölgemizde çok büyük yıkımların habercisi. Olası tüm krizlerin merkezinde de maalesef Türkiye var.
Ankara, şimdilik ortadan gitmeye çalışsa da Katar'dan yana tavır almış gözüküyor. Libya'ya düzenlenen “Haçlı savaşı” sırasında, “NATO'nun orada ne işi var?” denildikten 24 saat sonra NATO güçlerinin Libya'yı bombalamasının önünün açıldığını hatırlatmakla yetinip, şu iki konunun da altını çizelim:
- İsrail'le birlikte Türkiye'yi de kapsayan “Büyük Kürdistan” projesini kotaran Suudi Arabistan değil mi ki, bu ülke öncülüğündeki “Sünni ordusuna” dahil olduk?.. Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar'ı kamuflaj üniformasıyla Suudi Kralına gönderdik?
- Hamas ve Müslüman Kardeşler yüzünden kapışmış gözüken iki “dostumuz” Suudi Arabistan ve Katar, PKK-PYD konusunda ne düşünüyor, nerede duruyor? 

PYD'Yİ SİLAH, BARZANİ'YE BAĞIMSIZLIK

Kucağımıza büyük bir sorun kondu. Ama buna bakarken, diğerlerini de unutmayalım.
Mesela, “Büyük İsrail” projesinin ikinci ayağı olan Suriye'nin kuzeyinde beslenip, büyütülen PKK'nın kolu PYD'ye Rakka operasyonu için verilen silahların İncirlik'ten gönderildiğini.
ABD, böyle olduğunu resmen açıkladı. Bunu kabullenmek, PYD/YPG'yi fiilen tanımak değilse, nedir?

Mesela, geçen yıl hem PYD, hem PKK'lılarla görüşüp, “Kürdistan'ı Doğu Akdeniz'e indirme” sözü veren, 15 Temmuz darbecileri için, “Birlikte çalıştığımız askerler tutuklandı” diyen ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Votel'in önceki gün Barzani'yi ziyaret edip, Savunma Bakanı James Mattis'ın mektubunu vermesi, hemen ardından Kerkük'ü de kapsayan “Barzanistan”ın bağımsızlık referandumunun 25 Eylül'de yapılacağının açıklanması... 

KIBRIS'TA “ÖN ŞARTIMIZ YOK” NE DEMEK

Ve mesela ülke gündemine hiç getirilmeyen bir konu; Kıbrıs müzakereleri.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'in geçen Pazar KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Rum Lider Nikos Anastasiadis'i New York'a çağırıp, zirve düzenlemesi de tesadüf değildi. 
Türk tarafı “görüşmelerin ön şartsız” sürmesi tezini tekrarladı.
Zirveden sonra Rum tarafı, Cenevre Konferansı için ortaya koydukları ön şartların kabul edildiğini öne sürdü. 
Dışişleri Bakanlığımız bir açıklama yaparak, Rum tarafının görüşmeyi çarpıttığını, görüşmelerin “ön şartsız” yürütüleceğini duyurdu.
Bugün ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'le görüşecek olan Rum Lider Nikos Anastasiadis, “Türkiye gibi büyük bir ülkenin Kıbrıs’a ihtiyacının olduğunu düşünmüyorum. Kıbrıs onların en iyi müttefiki olabilir. Geçmişin baş ağrılarından artık kurtulmamız lâzım” diyerek, “ön koşullarından” birisinin “Türk askerinin çekilmesi” olduğunu tekrarladı.
Türkiye'nin Kıbrıs politikasına dönelim; “Ön şartsız” denirken, Türk askerinin Ada'dan çıkması dahil herşeyi görüşmeye hazır olduğumuzu söylemiş olmuyor muyuz?
Türk askerinin Kıbrıs'tan çıkmasının; Sadece “Büyük İsrail” değil, BOP'un da mihenk taşı olduğunu ve Türkiye'nin kuşatılmasının tamamlanması anlamına geldiğini hâlâ anlamadık mı?
Aniden patlak veren Suud-Katar krizinin bir hedefi de Türkiye'yi Kıbrıs'ta tavize zorlamak olabilir mi?
O yüzden Katar kadar, belki Katar'dan önce Kıbrıs'a dikkat!.. Bir yerlere askerimizi gönderirken, aman Kıbrıs'tan askerimizi çekme durumunda kalmayalım!..

ERDOĞAN ANLAMADIYSA GÜL ANLATSIN

AKP Başkanı Erdoğan, Suudi Arabistan-Katar kriziyle ilgili şunları söyledi:
“Burada farklı bir oyun oynanıyor. Bu oyunun arkasında kimler var şu anda henüz onu tespit edebilmiş değiliz. Bölgenin daha da karışması, için fırsat kollayanların umutlarını boşa çıkarmalıyız.”
Düne kadar, “Önümüze Sevr'i koymak, ülkemizi bölmek istiyorlar” derken, bugün böyle... 
Demek, 1 Mart tezkeresinden beri bölgemizdeki oyunların arkasında kimler olduğunu anlamamış. Bunca yıl boşa mı geçti yani?!.
Öyleyse anlatalım. Ama biz değil, bugün Kayseri'de iftar yapacağı, yıllardır ülkeyi birlikte yönettikleri “kardeşi” Abdullah Gül anlatsın.
Bush, “Haçlı savaşı... Ya yanımızdasınız, ya düşmanımız” diyerek, Afganistan'ın işgâlini başlattığında Abdullah Gül Refah Partisi'nin devamı olan Fazilet Partisi'ndeydi.
Meclis kürsüsünden, “Ne yazık ki, başta ABD, Pakistan, Suudi Arabistan desteğiyle ve binlerce Afgan mücahidinin canına mal olan iç çatışmalardan sonra Usame Bin Ladin destekli Taliban, Afganistan'a yerleşmiştir. İşte isyan edilecek nokta aslında budur. Çünkü dün de akan Müslüman kanıydı. Bugün de akan, yarın da akacak olan Müslüman kanıdır” dedikten sonra şöyle devam etti:

“Hepimiz kaygıyla takip ediyoruz ki, yarın bu Irak'ı, Sudan'ı, Yemen'i hatta hatta İran'ı da içine alır mı? Bu tabii çok daha tehlikeli bir gelişmedir.”

Maalesef bu tespitlerinin hepsi oldu, oluyor!..
Gül'ün, o gün ülkeyi yönetenlere şöyle bir de uyarısı vardı: 

“Ekonomik açıdan Türkiye ne yazık ki, çok kötü şartlarda yakalanmıştır. Ekonomik bağımsızlığını adeta kaybetmiş bir ülke olarak yakalanmıştır. Belki de Türkiye'nin bazı şeylere, 'hayır öyle değil, şöyle olsun' diyememesinin altında bu da yatabilir.”

Bugün de hâlimiz böyle, hatta daha kötü değil mi?
İçeride-dışarda krize sürüklenmemiz, bu ve malûm başka sebepler yüzünden midir, yoksa BOP'un gereği midir?
BOP'un ana-babası Bush ve Rice'ın Dışişleri Müsteşar Yardımcısı Nicholas Burns 2007'de demişti ki;
“Türkiye'nin Ortadoğu'da çok uzun bir tarihi var. Tanzimat döneminde başlayan bir reform sürecinden geçti ve Müslüman bir toplum içindeki en başarılı laik demokrasidir. Bunun Geniş Ortadoğu için de olumlu yankıları var. Türkiye bölgesel liderlik rolünü üstlenebilir. Irak, İran ve Suriye'ye komşu olan Türkiye'nin 2008 yılında ABD ile bağlantısı çok daha önemli hale gelecek. Türkiye bizim Geniş Ortadoğu'daki çıkarlarımız için kritik önemde.”

Bilmem, anlatabildik mi?
Müyesser Yıldız
Odatv.com
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/