<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: Hüsnü Mahalli hükümete seslendi: 2011 öncesi politikanıza dönün

8 Haziran 2017 Perşembe

Hüsnü Mahalli hükümete seslendi: 2011 öncesi politikanıza dönün





Hüsnü Mahalli hükümete seslendi: 2011 öncesi politikanıza dönün

Yurt Gazetesi'nden Ülkü Çoban'a konuşan Hüsnü Mahalli, "Türkiye şimdiki politikasıyla aynı çizgide devam ettiği sürece bu coğrafya bin yıl kendine gelemez. 

AKP, “Suriye'de Esad'la, Irak'la, İran'la, Rusya'yla 2011 öncesine dönüyorum” dediğinde üç yıl içinde her şey düzelir. Yapmayın, Suriye’de insanların ölümüne neden olmayın. Irak’la kavga etmeyin. 2011 öncesindeki politikanıza dönün, herkesle dost olun. Türkiye kazanır. Suriye, Irak, Aleviler, Sünniler, Şiiler, Kürtler, herkes kazanır" dedi.

Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla tutuklandınız. Sağlık sorunlarınız o süre içerisinde daha da arttı. Tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildiniz. Geçtiğimiz günlerde de ilk duruşmanız görüldü. Son kitabınız Kelepçe'de tutukluluk sürecinizi anlatırken "Bir tek kelepçenin bedeli benim için ağır oldu: Baston." diyorsunuz. Tutukluluk sürecinin üzerinizde oluşturduğu fiziksel ve ruhsal etkilerini atlatabildiniz mi?

Sağlık anlamında kötüye gittim, artık baston kullanmak zorundayım, bastonsuz yürüyemiyorum. Ancak ben içeriden çıktıktan sonra hem tedavi olmak için, hem de birçok şeyi sorgulamak için bir süre yurt dışına gittim. "Değer mi bu mücadeleye? İnsanlar hiçbir şey yapmıyor ve dayanışma göstermiyor. İçeri girdim kimse telefon etmedi; çıktım, kimse gelmedi" gibi birçok şeyi sorgulamaya başladım. Hala da sorguluyorum.

Kitaptaki "Uğruna mücadele ettiğim insanlar neden yoklar?" cümleniz, bu sorgulamanın eseri sanırım...

Evet. Mahkemede kaç kişi vardı? Gördün. Niye gelmiyorsun mahkemeye? Korktuğun nedir? Benim yanımda görünmek mi sana dokunuyor? Mahkemeye gelirsin, fotoğraf olarak benim yanımda görünmezsin. Beni alkışlamazsın. İktidar, insanları çok fazla korkuttu. Bencillik, oportünizm, lümpenlik... Artık sosyolojik sorun var. Siyaset konuşmayayım. Siyaset gerçekten bitti.
Savaşları, acıları gördüm

Silivri Cezaevi... Artık sembolik bir isim. Silivri'nin sizde bıraktığı etki nedir?

Daha girdiğiniz andan itibaren iğrenç bir şey. Kendimi psikolojik olarak çok iyi hazırlamıştım ama sonuçta bir cezaevi. Polisler beni cezaevine teslim ettiğinde, gardiyan "Şu odaya gir, her şeyini çıkar" dedi. Aklıma Amerikan filmleri geldi. Sokarlar sizi bir odaya, çırılçıplak kalırsınız ve gardiyan sizi arar. Savaşları gördüm, acıları gördüm, bunlara alışığım fakat o cümle beni çok rahatsız etti. Tam girerken, orada genç bir doktor vardı "Hüsnü Bey iç çamaşırınızı çıkartmasanız da olur" dedi.
Koğuş, gardiyan, talimatla yaşamak, teftişe gelinmesi, sayım... Cezaevinde ne yaşanırsa hepsi vardı ama ben sağlığımdan dolayı biraz torpilliydim. FETÖ'cülere, HDP'lilere, PKK'lılara kötü davranıyorlar. Mesela ben avukatımla her an görüşebiliyorken, FETÖ'cüler haftada bir gün görüşebiliyordu.

Sorunların çözümünü biliyorum
Hastalığınız, tutukluyken daha da ciddiyet kazandı. “Ayaklarımdaki çaresizlik biraz da memleketteki durumu anlatıyor” yazmışsınız kitapta. Nasıl bir benzerlik kurdunuz?

Benim fizik tedavi ile ilgili bir cihazım var, her gün iki sefer bağlamam gerekiyor. Elektrikli olduğu için cihazı almadılar. Gözaltına alındığımda Vatan Emniyet’e de götüremedim. Dolayısıyla o cihazın yokluğu benim sağlığımı olumsuz etkiledi.
Ayrıca, stres ve baskı yaşadığımda hastalık atak yapıyor. Kötü olmamın birinci nedeni, hastalığın atak yapmasıdır. İkinci neden ise sağlığım için gerekli cihazın olmaması… Bütün çareler yok oldu. Memleketin hali de aynı böyle. Bir ilacı var ama veremiyorsunuz. Sorunların çözümünü biliyorum ama memlekete o cihazı bağlamama kimse izin vermiyor. İzin vermedikleri gibi içeriye atarak beni engelliyorlar.

2011 öncesinde hükümetle aranızda, şimdikine benzer bir gerginlik söz konusu değildi. O dönemde Ortadoğu'yu bilen bir gazeteci olarak sizin söylediklerinizden yararlanılmadı mı?

AKP yöneticilerini, iktidarları öncesinden tanırım. Benim söylediklerimden yararlandıklarını da düşünüyorum. Öbür türlü 2002-2011 arası süreçte, Türkiye’nin Ortadoğu ile ilişkileri bu kadar iyi olamazdı. Mutlaka payım olduğunu düşünüyorum. Yalnız burada değil, BBC’de ve dünyanın birçok yerinde yazıyordum, çiziyordum, program yapıyordum. Her tarafta konuşuyordum. Yani Türkiye’nin o dönemki Ortadoğu politikasında olumlu bir şekilde katkımın olduğuna inanıyorum.

Numan Kurtulmuş çıksın anlatsın
“Cumhurbaşkanına hakaret” ile suçlanıyorsunuz. Tüm bunların sonrasında siz “AKP tehlikeli politikalardan vazgeçmedikçe, ben doğru olduğuna inandığım gerçekleri savunmaya devam edeceğim” diyorsunuz. Neden?

Ne yapayım? Kötü bir şey mi söylüyoruz? Birine küfür mü ediyoruz? Birini aşağılıyor muyuz? Söylediğimiz şey, Türkiye’nin çıkarına. Onlar Sayın Cumhurbaşkanı’na hakaret olarak algılıyorlar. Örneğin diktatörlük meselesi, mahkemede de söyledim, felsefi bir kavramdır. Peki, neden 2011 öncesinde bunu söylemiyorduk? Niye "Sayın Erdoğan harika biri, bütün Ortadoğu Erdoğan’ı seviyor" diyorduk? Anlamıyorum ki, biz mi değiştik? Bu olaya doğru bir şekilde baksalar, görecekler. Ben durduk yerde neden Sayın Cumhurbaşkanına diktatör diyeyim? Bunda ne var ve ben ne kazanıyorum?

Ya da "Türkiye devlet olarak, Suriye’de savaşan silahlı gruplara destek veriyor" niye diyeyim? Ama biliyorum, hatta mahkemede söylediğim gibi bunu onlar söylüyor. Yani Kılıçdaroğlu, Devlet Bahçeli, Yaşar Yakış, Abdüllatif Şener… Binlerce kez, "Bu kandan sorumlu Erdoğan’dır. Erdoğan terör örgütlerini destekliyor" dediler. Ben bir gazeteci olarak bunları kaynak olarak alırım, çünkü bu bir haberdir. Aynı senin yaptığın gibi… Dünya medyası onların söyledikleri cümleyi veriyorsa, biz de bunu söyleriz.
Numan Kurtulmuş, “Bizim Suriye politikamız başından beri yanlış ve ben buna karşıydım” diyorsa bu bir manşettir. O gün de her tarafta manşetti. Mahkemede de söyledim: Çağıralım Sayın Numan Kurtulmuş’u mahkemeye, soralım. “Sayın Numan Kurtulmuş, neydi yanlış olan?” diyelim. Ben söyleyince bana neden kızıyorsunuz?

Yüz sene ceza verseler de bu ülkeden gitmem
Türkiye’den gitmek, aklınızdan hiç geçmedi mi?

Hayır, asla gitmem. İsterlerse yüz sene ceza versinler, gitmem. Çocuklarım, karım, arkadaşlarım-dostlarım var. Bu ülkenin caddelerini-sokaklarını, havasını, esprilerini biliyorum. Nereye gideceğim? Gideceğim Almanya’da, Hollanda’da, Fransa’da yeni bir hayat kuracağım öyle mi? Yapmam.
Bu ülkeyi sevdiğim için sert eleştiri yapıyorum. Çok sert evet, çünkü kan var bu bölgede. Kan, gözyaşı, yıkım, acı… Yapmayın, Suriye’de insanların ölümüne neden olmayın. Irak’la kavga etmeyin. 2011 öncesindeki politikanıza dönün, herkesle dost olun. Türkiye kazanır. Suriye, Irak, Aleviler, Sünniler, Şiiler, Kürtler… Herkes kazanır.



Bu coğrafya bin yıl kendine gelemez
2012’de yazdığınız Ortadoğu’da Kanlı Bahar’da bölgeye dair öngörüleriniz tuttu. Şimdi yani 2017'de Ortadoğu’ya dair öngörünüz nedir?

Tek şey: AKP ya da hükümet kim olursa olsun, bu yolda devam ederse, bu bölge asla düzelmez. Asla! Türkiye şimdiki politikasıyla aynı çizgide devam ettiği sürece bu coğrafya bin yıl kendine gelemez. Bak, 'bin yıl' diyorum. AKP yarın “Ben Suriye'de Esad'la, Irak'la, İran'la, Rusya'yla 2011 öncesine dönüyorum” dediği andan itibaren maksimum üç yıl içinde her şey düzelir.

Bir gazeteci için en iğrenç şey otosansürdür

“Gözaltındaydım ama tutuklanacağımı biliyordum” yazmışsınız kitabınızda. Hüsnü Mahalli bundan sonrası için ne düşünüyor? Tamamıyla sizle ilgili, kendiniz, çalışmalarınız, düşüncelerinizi yansıtma biçiminizle ilgili soruyorum.
Bir sefer iktidarla ve siyasetle ilgili eleştirilerimi çok net ve açıklıkla yapamıyorum. Bunun mahkeme süreciyle ilgisi yok, isterlerse bin yıl ceza versinler ama sağlık sorunum var. Yandaş medyanın ne kadar çirkefleştiğini, tetikçi olduğunu, sırf bana değil bizim gibi arkadaşlara nasıl saldırdığını ama bizim cevap hakkımız bile olmadığını görüyorum. Bazı televizyonlarda saatlerce bana küfrediyorlar. Ekrana fotoğrafımı koyuyor, hedef gösteriyorlar.
Bir gazeteci için en iğrenç şey otosansürdür. "Şurayı yazmasam, şu kelimeyi kullanmasam" dediğin andan itibaren sen iğrenç bir gazetecisin. Aslında gazeteci değilsin, sen başka bir şeysin. Açıkçası şimdi kendi kendime onu sorguluyorum. Otosansürle ilgili, nasıl bir algı geliştirmem gerekiyor

Bu ülkeyi sevmek suç mu?

Mücadeleden asla vazgeçmem. Suriye’de insanlar öldüğü, Türkiye’de intihar eylemleri olduğu, IŞİD bu tarz şeyler yaptığı sürece ben nasıl sessiz kalayım? Ben limon satamam, domates satamam. Gazeteciyim ben! Biz gerçekten bir şey yapmıyoruz. Vatan haini değiliz. Ben yalan söylemedim, söylediğim her şey kanıtlı. Bu ülkeyi sevmek suç mu? Suriye'yi, Irak’ı, Kürtleri, Ezidiler’i sevmek suç mu? Anlamadım ki...

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/