<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: Müslüman dünyasında esen laiklik rüzgârları

27 Haziran 2017 Salı

Müslüman dünyasında esen laiklik rüzgârları





Müslüman dünyasında esen laiklik rüzgârları

Müslüman Kardeşler’i gizli ve güçlü bir topluluk olarak ve cihatçılığı da meşru bir zemine oturtarak öven Arap Basını, iki hafta içinde ağız değiştirdi
Sömürgecilik süresince ve Soğuk Savaş boyunca, emperyalist güçler kurdukları tahakkümlere karşı çıkacak her türlü direnişi bertaraf etmek için dinleri kullandılar. Öyle ki 1905 yılında devlet kurumlarının laikleşmesi yasasını onaylayan Fransa, aynı yasanının sömürgeleştirdiği topraklarda uygulanmaması için karar çıkardı.

Bugün, “Arap Baharı”nın Müslüman Kardeşler’i iktidara getirmek ve böylece ‘’genişletilmiş Ortadoğu’’ üzerindeki Anglosakson hakimiyetini güçlendirmeye yönelik bir İngiliz girişimi olduğunu biliyoruz.

Batılılar, 16 yıldır haklı olarak Müslümanları topraklarında bulunan teröristleri temizlememekle aksine onlara tolerans göstermekle suçluyor. Öte yandan bugün bu teröristlerin, Müslümanları ‘’siyasal İslam’’ üzerinden esaret altına almak için aynı Batılılar tarafından kullanıldığı biliniyor. Londra, Washington ve Paris, terörizm yalnızca ‘’geniş Ortadoğu’’ sınırlarını aştığında endişe duyuyorlar ve asla ‘’siyasal İslamı” eleştirmiyorlar (en azından Sünnilerin bulunduğu bölgelerde).

ABD Başkanı Donald Trump’ın 21 Mayıs 2017 de Riyad’ta yaptığı konuşma bölgeyi kasıp kavuran ve artık Batı’da da etkisini gösteren şiddeti sona erdirmeye yönelikti. Sözleri bir şok etkisi yarattı. Konuşması bu mevcut durumu sona erdirmeye yönelik atılacak bir adım olarak yorumlandı.


Aniden, kimsenin gerçeklemesini öngöremeyeceği bir gelişme yaşandı. Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler ile her türlü ilişkisini sonlandırmayı kabul ederek, başta Katar olmak üzere İngilizlerle işbirliğini sürdürenlere karşı bir cephe oluşturdu. Riyad bu hamlesiyle birçok hayal kırıklığını beraberinde getiren bir sürek avının işaretlerini verdi. Bedevilere özgü bir intikam hissiyle diplomatik ilişkiler kesildi ve Katar halkına yönelik bir ekonomik ambargo yürürlüğe sokulurken, Birleşik Arap Emirlikleri’nde Katar halkına karşı en ufak bir merhamet duygusu gösterenlere 15 yıl hapis cezası verilmesini öngören bir karar alındı.

Güç dengelerinin ve ittifakların büyük boyutlarda değişime başladığı bir sürece girildi. Bu denge böyle devam ederse bölge de yeni bir bölünme etrafında kendini organize edecek. Emperyalizme karşı mücadele meselesi, Klerikalizm’e karşı mücadele meselesi karşısında yenik düşecektir.

Avrupalılar bu ayrılmayı 16. ila 19. yüzyılları arasında 400 sene boyunca yaşamışlardı. Ancak Amerikalılar değil çünkü ülkeleri bu ayrılmadan kaçan Püritenler tarikatı tarafınca kurulmuştu. Siyasal Hıristiyanlığa karşı mücadele, öncelikle Katolik Kilisesinin ruhban sınıfının kendini hakim görmesi, ancak Papa 4. Paul’ün Triregnum (Üçgen)’den vazgeçmesiyle son bulmuştur. Bu üç katlı haç olan üçgen tüm hükümdar ve kralların üstünde olduğunu sembolize eder.

Hristiyanlığın başlangıcındaki rahiplerin olmadığı dönem gibi (rahipler ancak III. yüzyılda ortaya çıktılar), İslamın başlangıç dönemlerinde ve günümüz Sünniliğinde de din adamı (Ruhban) sınıfı yoktur. Sadece Şiilik, Katoliklik ve Ortodoksluk gibi yapılandırılmıştır. Nitekim günümüzde Siyasal İslam, Müslüman Kardeşler ve Şeyh Ruhani (Cumhurbaşkanı Ruhani’nin Şeyh unvanı alması, Şii din adamları sınıfı mensubu olduğunu göstermektedir) hükümeti tarafından şekillendirilmiştir.

Bölgede Birleşik Krallık’ın (İngiltere) desteğiyle bir klerikal ittifak kuruluyor. İran, Katar, Türkiye, Suriye’nin Kuzey-Batısındaki İdlib ve Gazze’yi içine alan bir bloğun oluşması beklentiler arasında. Bu blok bütün Müslüman Kardeşler’in koruyucusu olacak ve dolayısıyla terörizmin destekçisi konumunda olacaktır.


Bu zamana kadar Müslüman Kardeşler’i gizli ve güçlü bir topluluk ve cihatçılığı da meşru bir zemine oturtarak öven Arap Basını iki hafta içinde birdenbire ağız değiştirdi. Herkes, her yerde Müslüman Kardeşlerin insanların yaşamlarına müdahalelerini ve cihatçılığı insanlık dışı ve acımasız olarak yorumluyor.

Bu peşi sıra gelen yorumlar, ifade ettikleri gibi yüz yıllardır süren hayal kırıklığı, şiddeti, her şeyi geri dönüşü imkansız bir şekilde devredışı bırakıyor; Bu da, İran-Katar-Türkiye-Hamas ittifakının uzun ömürlü olmayacağı anlamına geliyor. Bu devrimci dalga Ramazan ayının ortasında başlar. Kutlamalar amacıyla bir araya gelen dostlar ve aileler arasındaki bu buluşmalar günümüz İslamın hakikatleri olarak algılanan şeyler üzerine tartışmalara dönüşüyor.

Klerikalizmle mücadelenin devam etmesi durumunda, siyasi atmosferin tamamen yeniden yapılandırıldığı bir süreci göreceğiz. Örneğin, İran da Anglo-Sakson emperyalizmine karşı kurulan Devrim Muhafızları,ülke de ki din adamları sınıfına karşı bir nefret hissinin oluşmasına sebep oldu. Irak tarafından dayatılan savaş süresince Devrim Muhafızları Savaş sırasında hayatlarını kaybederken , Mollalar ve Ayyetullahların çocuklarını cepheye göndermemek için neler yaptıklarını herkes çok iyi hatırlıyor. Ama Ruhani’nin ilk görev süresi boyunca güçlerinin zayıflatıldığı düşünülürse, Muhafızların sivil-dini iktidara karşı baş kaldırma olasılığı azdır. Buna karşı Lübnan Hizbullah’ı, kamu ile özel alanın ayrı tutulması ilkesini savunanlardan birisi olan Seyid Hasan Nasrallah ( Seyid unvanı Peygamber Muhammed’in soyundan geldiğini gösterir) tarafından yönetilmektedir. Biri dini diğeri siyasi olmak üzere iki fonksyonu da olsa, Platoncu Velayet-i fakih (yani bir bilge tarafından yönetilme) ilkesini kabul ederek, din ve devlet işlerini birbirinden ayırmaya her zaman özen göstermiştir Dolayısıyla Hizbullah’ın Ruhani Hükümetiyle aynı kulvarda olması olası değil.

Bu arada bölge tamamen kaynar kazandır: Libya’da Müslüman Kardeşler, Trablus’u terk ederek Saif el-İslam Kadhafi’yi kurtarmak için bir milis bıraktı ve General Haftar da etkisni genişletti. Mısır’da, General-Cumhurbaşkanı el-Sisi Körfez’deki mevkidaşlarına bir terör listesi hazırlattı.Filistinde bulunan Hamas’ın siyasi yönetimi İran’a kaçtı. Suriye’de cihatçılar rejime karşı savaşmayı bıraktı ve yeni emirlerini bekliyorlar. Irak’ta da Ordu Müslüman Kardeşler’e ve Nakşibendi Tarikatına karşı mücadelesini iki misline çıkarttı. Suudi Arabistan’da Dünya İslam Birliği (Rabıta), Kardeşlerin ünlü vaizi ve Arap Baharlarını destekleyen Şeyh Karadavi’yi yönetim kurulundan dışladı. Türkiye ve Pakistan, topraklarına on binlerce askerini taşımaya başlarken, artık İran’ın yardımı olmadan kendini besleyemeyen bir Katar var.

Bölge üzerinde yeni bir sürecin başladığı görülüyor.

Voltairenet’ten çeviren: Ali Can Altunbaş

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/