<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: PKK’nın öldürdüğü devrimci öğretmenleri anımsayan var mı?

29 Haziran 2017 Perşembe

PKK’nın öldürdüğü devrimci öğretmenleri anımsayan var mı?



PKK’nın öldürdüğü devrimci öğretmenleri anımsayan var mı?
4 Ekim 1996 tarihinde Cumhuriyet gazetesinde bir ilan yayınlandı. O dönem Trakya’daki bazı devrimcilerin imzası ile yayınlanan ilanın metni şöyleydi:
“Artık yeter

Devrimci öğretmen arkadaşımız Adnan Tunca’dan sonra bu kez de Diyarbakır’da yaşamı boyunca halkların kardeşliği için çaba harcayan öğretmen Uğur GÖREN, üç arkadaşıyla birlikte katledildi.
Savaş insanlarımızı kırıyor: ölü sayısı 20.000’i aşıyor. Ekonomik kaynaklarımız kuruyor, kardeşlik duyguları köreliyor Bundan dolayı kirli savaşı sürdürme yanlısı tüm güçleri lanetliyoruz.”
İlanda adı geçen Adnan Tunca devrimci bir öğretmendi, Trakyalılar kısaca “Kırklar” der, Kırklareli doğumluydu, devrimcilerin güçlü olduğu Edirne Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi. Batman’ın Çevirmova köyünde öğretmenlik yaparken 23 Eylül 1994 tarihinde PKK tarafından öldürüldü. Öldürüldüğünde 37 yaşındaydı, geride iki yetim kız çocuğu bıraktı.
Uğur Gören ise bu ilan verilmeden üç gün önce, 1 Ekim 1996 günü Diyarbakır’ın Hantepe köyünde yine PKK tarafından öldürüldü. Öğretmenlerin birlikte kaldığı evi basan örgüt, Uğur’u dört öğretmen arkadaşı ile birlikte kaçırıp kurşuna dizmişti. Lüleburgaz – Ahmetbeyli olan Uğur da devrimci idi, Trakya Üniversitesi’ni okumuştu, PKK tarafından öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.


DEVRİMCİ UMUDUN YÜKSELDİĞİ BİR DÖNEMDE PKK ALGISI
Uğur ile aynı örgütteydik. Benden iki yaş büyüktü, birbirimizi tanımıyorduk ama -Edirne dolayımı ile- ortak arkadaşlarımız vardı. O günlerde bizim çevremizde bu cinayetlere karşı nasıl yüksek bir tepki oluştuğunu anımsıyorum. Yazının girişinde sözünü ettiğim gazete ilanı da büyük ihtimalle bu tepkilerin ve üzüntünün bir sonucuydu.

İlandaki dile dikkat edin, cinayeti işleyen PKK’yı açık bir dille kınamaktan imtina ediyor, bunun yerine “kirli savaşı sürdürme yanlısı güçleri” lanetliyor. Açık söyleyeyim, o yıllarda ben de dahil, hepimiz bu dili kullanıyorduk. PKK’ya çok kızgındık ve güvenmiyorduk, ama savaşın bu şekilde devam etmesinde asıl sorumluluğun devlette olduğunu düşünüyorduk(1).

Böyle düşünmemizi sağlayacak sağlam gerekçelerimiz vardı, kontgerillanın tüm ülkede terör estirdiği, Susurluk ile ortaya saçılan kirli ilişkilerin egemenliğinde bir dönemden geçiyorduk. Öte yandan, Türkiye’de tüm toplumsal muhalefeti birleştireceğini umduğumuz yepyeni bir siyasi projenin içindeydik, Türkiye solunda PKK’yı meşru gören odakların sayısı hiç de az değildi ve bunlarla ilişkilerimizi daha fazla germek istemiyorduk.

O zamanlar kullandığımız bu yuvarlak ve politik dilin bir süre sonra nasıl bir felakete yol açacağını hiçbirimiz kestiremedik. Hala Marksist bir örgüt olarak gördüğümüz PKK ile bir tür “eşitler diyalogu” yürütebileceğimizi sanıyorduk.
SOLUN ESİR ALINMASI
Takip eden yıllarda işler hiç de bizim tahmin ettiğimiz şekilde gelişmedi. 1995 seçimlerinde HADEP ile birlikte Emek, Barış, Özgülük Bloğu’nu kurmuştuk, sosyalistler ve Kürt siyasi hareketinin birlikte barajı geçerek meclise girebileceğini umuyorduk.

Bizzat Abdullah Öcalan’ın MED TV üzerinden desteklediği bu seçim ittifakı başarısız oldu. Sonra herkes kendi işine baktı, o zamanlar bizim işimiz bir tür birlik projesi idi, büyük beklentilerimiz vardı, o da olmadı. 1999 seçimlerindeki başarısızlık sadece bize değil, solun geneline de yenilmişlik hissini geri getirdi, bir kaç yıl süren umutlu hava, yerini şiddetli tartışmalara bıraktı.

O birlikteliğin parçası olanlar birer birer ayrılmaya başladılar. Bu ayrılıklardaki tartışmalar bir yana, tarihsel açıdan önemli olan olgu, bir kaç istisna dışında ayrılan grupların neredeyse tamamının şu veya bu biçimde Kürtçü harekete dahil olmasıydı. PKK türkiye solunu yutmak için sürekli yeni projeler, şemsiyeler, çatılar üretiyor, medyanın, Avrupalıların ve “aydınların” desteği ile soldaki irili ufaklı tüm yapıları “kapsıyordu”(2).

Siyaset sahnesinde “bağımsız” olarak çıkanlar çok iddialı politik sözler ediyor Türkiye’ye dair keskin çözümlemeler yapıyorlardı. Dillerden düşmeyen özgürlük, kardeşlik, devrim gibi hedefler, çok vahim bir gerçeği gizliyordu: bir bütün olarak Türkiye solu PKK karşısında son derece zayıf bir durumdaydı. Sol örgütler küçüldükçe daha çok PKK’nın etkisi altına giriyor ve PKK’nın etkisine girdikçe daha fazla küçülüyorlardı.

Bu süreç boyunca PKK ile bırakın eşit olmasını, doğru düzgün bir “diyalog” bile kurulamadı. PKK ve bağlı örgütleri, soldan başka her kesimle diyalog kurdular, işbirliği yolları aradılar, pazarlık yaptılar, sola ise sadece “ezilen halkların özgürlüğü için bize katılın, bize itaat edin” dediler. Solda bağımsız bir siyasi hat oluşturmak giderek daha zor, daha maliyetli bir hal aldı, çünkü bağımsız bir siyasete en önce “egemen sol kamuoyu” karşı çıkıyordu.

PKK’ya her laf ettiklerinde faşist olmakla, savaş çığırtkanıyla, Kürt düşmanlığıyla suçlanan solcular deyim yerinde ise “mahalle baskısı ile terbiye edildiler”. PKK çağrılarına “evet” deyip mankurtlaşanların tüm arzusu herkesin birer mankurta dönmesiydi. PKK’ya herhangi bir şekilde tavır alanlara yönelik öyle sert bir yıldırma politikası izlendi ki yıllarca attığımız her adımı ayarlamak zorunda kaldık ve en sonunda kendi ölülerimizin bile ismini anamaz hale geldik.

DEVRİMCİ ÖĞRETMENLERİ ANIMSAYAN VAR MI?

“Adnan Tunca’nın ve Uğur Gören’in isimlerini kimler anıyor, nasıl anıyor” diyerek özellikle araştırdım. Türkiye’deki vicdan sahibi her devrimcinin içini kanatacak türden bir tablo ile karşılaştım. Devrimci, sol yayınların hiçbirinde isimlerine rastlanmıyor.

Sadece Uğur’un adını memleketi Lüleburgaz ve Ahmetbey’deki ÖDP’liler “kayıplarımız” arasında anıyor, bunun dışında PKK’nın öldürdüğü devrimci öğretmenlerin anısı sanki buhar olup uçmuş gibi. Adnan Tunca’nın izine ise o kadar bile rastlanmıyor. Bu dünya güzeli insanlar adeta hiç yaşamamışlar, sanki hiç var olmamışlar gibi… (3).

Türkiye’de kendine solcu diyen, devrimci olduğunu iddia eden yüzlerce yazar var. Gazetelerdeki köşelerinde, sosyal medyadaki çok takipçili hesaplarında her gün sayfalar dolusu yazıyorlar. Her konuyu biliyorlar, her konuda konuşuyorlar. Sorsan hepsi en sosyalist, en devrimci… Ama bir tanesinin de aklına PKK’nın katlettiği devrimci öğretmenler gelmiyor! Bu insanların adını -hadi yazıdan geçtim- bir tivit atarak bile anmıyorlar.

Söz konusu PKK olunca adeta bir gizli ittifak devreye giriyor, bütün ağızlar kapanıyor, bütün kalemler susuyor. PKK’nın öldürdüğü devrimcilerin anısını yaşatmak, katile katil demek, yine bizim gibi “delilere” düşüyor. İşte tam da bunun için, soldan devşirilmiş mankurtların gerçek devrimcilere olan nefreti, kini dinmiyor.

(1) Örnek olarak verdiğim bu ilanda imzası olan ağabeylerim kusuruma bakmasınlar, yazıda belirttiğim gibi o yıllarda ben de aynı şekilde düşünüyordum, Uğur’un ardından bir ilan verecek olsam ben de öyle yazardım.

(2) Zannımca en önemli birlik projelerinden biri olan ÖDP’nin tarihi hala tam olarak yazılmamıştır, bu tarih hakkıyla yazıldığında 1999 yılından itibaren partide yaşanan çözülmelerde PKK’nın doğrudan/dolaylı etkisi de gün yüzüne çıkacaktır. Mesela Aybüke öğretmenin öldürülmesini ismine bağlayarak adeta “oh olsun” diyen Ayşe Düzkan ÖDP’nin kuruluşunda yer almış bir parti meclisi üyesi idi.

(3) İnönü Alpat’ı özel olarak ayırmak isterim. Binbir emekle hazırladığı Türkiye Solu Sözlüğü’nde Uğur Gören için de bir madde yazmış. Uğur’un PKK tarafından öldürüldüğünü de açıkça belirtiyor. Sol mahallemizin namusu Alpat gibi az sayıda ismin yüzü suyu hürmetine kurtuluyor. 


kaynak: http://www.abcgazetesi.com/pkknin-oldurdugu-devrimci-ogretmenleri-animsayan-var-mi-7887yy.htm
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/