<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: Erdoğan gözünü şimdi de buraya dikti: Yok edecekler!

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Erdoğan gözünü şimdi de buraya dikti: Yok edecekler!


Résultat de recherche d'images pour "İğneada"

Erdoğan gözünü şimdi de buraya dikti: Yok edecekler!

Avrupa’nın en büyük longoz ormanına sahip olan İğneada, AKP’nin yeni hedefi haline gelmiş durumda.
Eşsiz bir ekosisteme sahip olan bölge, AKP’nin 3. nükleer santral için belirlediği yer olurken, bu tercih İstanbul’da yaşayan milyonların da hayatını tehlikeye atıyor. Kuzey Ormanları Savunması’ndan Nuray Çolak, konuyla ilgili soL’un sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sinop ve Akkuyu’nun ardından 3. nükleer santral için çalışmalara başladıklarını açıkladı.
Üçüncü nükleer santral için yer olarak Kırklareli’ndeki İğneada seçilirken, yine çok büyük bir rant ve doğa katliamı hazırlığı gündeme gelmiş oldu.
Avrupa’nın en büyük longoz ormanına sahip olan İğneada, projeyle birlikte büyük bir yıkıma uğrayacakken, AKP’nin ve sermayenin kar hırsının büyük kazalara yol açma ihtimali de düşünüldüğünde İstanbul’un dibinde yapılacak proje için endişeler de artıyor.
İğneada’yı hedef alacak projeye ilişkin Kuzey Ormanları Savunması’ndan Nuray Çolak, soL’a açıklamalarda bulundu. “Avrupa’nın en zengin longoz ormanlarından birini de barındıran İğneada eşşiz ekosisteme sahip” diyen Çolak, “Türkiye’de bulunan 453 kuş çeşidinin yarısını bu bölgede görmek mümkün.
Ayrıca, 610 çeşit bitki, 51 tür memelinin de yuvası. Santralin tüm ekosistemi etkileyeceği açık. Bulgaristan’a komşu bu bölgede ormanlık alanı sadece bir dere ayırıyor. Sınırın diğer tarafında, Strandja Doğal Parkı’nda çadır kurmak bile yasakken bizim tarafta termik santral, doğalgaz boru hattı, çimento limanı, nükleer santral inşa edilmek isteniyor” ifadeleriyle süreci özetledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçtiğimiz günlerde 3. nükleer santral için çalışmalara başlanacağını duyurdu. Buraya gelmeden Akkuyu ve Sinop projelerine ilişkin değerlendirmelerinizi alabilir miyiz? 

Son dönemde “yerli ve milli olma” vurgusu ön plana çıksa da ülkenin enerji ihtiyacının çok fazla olduğu gerekçesi ile enerji tesislerinin sayısının arttırılması uzun yıllardır gündemimizde.
Enerji ihtiyacının karşılanması için her türlü doğal kaynağın feda edilebileceği anlayışla birlikte bu yatırımların özel şirketler eliyle yapılması da genel yöntem olarak benimsenmiş durumda. Harita üzerinden verilen HES izinlerinin nasıl büyük bir tahribat yarattığını görüyoruz.



Son dönemde termik santrallere verilen izinlerin sayısında ciddi artış var. Enerji ihtiyacımızın karşılanması için bu projelerin yeterli olmayacağı ve nükleer enerjinin de kullanımının zorunlu olduğu iddia ediliyor. Hangi kriterlere göre belirlendiği muğlak olarak Mersin Akkuyu ve Sinop’ta iki nükleer santral planlanıyor.
Résultat de recherche d'images pour "İğneada"

Projelerin neden olabileceği olası tehlikeler neler peki?
Akkuyu için özel yasa da çıkarılarak Ruslarla anlaşma yapıldı. 49 yıllığına üretim lisansı verildi. Ancak bizler bu tesisinin güvenliğinden emin olamadığımız gibi atıkların nasıl taşınacağı, nerede depolanacağı gibi hayati soruların cevaplarını da alabilmiş değiliz. Son olarak Cengiz inşaatın da ortak olduğu projede tüm sorumluluk şirkete verilmiş durumda.
Burada temel mesele ise bizim enerji ihtiyacımızın gerçekte ne kadar olduğudur. Sürekli ve artan bir talep olduğu iddia edilse de enerjide arz fazlamız olduğu Enerji Bakanlığının raporlarında yer aldı, bu alanda yatırım yapan şirketlerce de ifade edildi. Arz fazlası yüksekken sürekli bir enerji talebi olduğu söylemi ile tüm doğal yapının tahrip edilmesi pahasına enerji santralleri yapılıyor.
Enerji talebinin yönetilmesine ilişkin hiçbir önlem alınmazken tüm dereler, ormanlar ve dağlar enerji “kaynağı” olarak görülüyor. Tüm diğer türlerden farklı olarak nükleer tesislerin kaza riski de düşünüldüğünde bu projelerin kabul edilmesi mümkün değil.
‘EŞSİZ BİR EKOSİSTEME SAHİP’
Üçüncü nükleer santralin İğneada’ya yapılacağına ilişkin ilk açıklama 2015 yılında gelmiş ve büyük tepki çekmişti. Şimdi konu Erdoğan’ın açıklamasıyla yeniden gündemde. Bu projenin İğneada’ya vereceği zararlara ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Avrupa’nın en zengin longoz ormanlarından birini de barındıran İğneada eşşiz ekosisteme sahip. Türkiye’de bulunan 453 kuş çeşidinin yarısını bu bölgede görmek mümkün. Ayrıca, 610 çeşit bitki, 51 tür memelinin de yuvası.
Santralin tüm ekosistemi etkileyeceği açık. Bulgaristan’a komşu bu bölgede ormanlık alanı sadece bir dere ayırıyor. Sınırın diğer tarafında, Strandja Doğal Parkı’nda çadır kurmak bile yasakken bizim tarafta termik santral, doğalgaz boru hattı, çimento limanı, nükleer santral inşa edilmek isteniyor.

İSTANBUL DA TEHLİKE ALTINDA
Bir kaza durumunda ise radyoaktif sızıntının, İstanbul’un yanı sıra nüfus yoğunluğunun çok fazla olduğu Türkiye’nin batı bölgelerini etkileyeceği görülüyor. Çevre Mühendisleri Odası, İğneada’nın bulunduğu bölgeden Türkiye’nin içlerine doğru bir hava akımı olduğu ifade ederek nükleer santral için yanlış bir yer seçimi olduğunu söylüyor. Hükümet tarafındansa, karar alma sürecine dair hiçbir açıklama yapılmıyor.
Longoz, denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu akarsuyun biriktiği yerde oluşan bir özel ekosistemdir. Yalnızca belirli ağaç (örneğin, dişbudak, kızılağaç, vs), bitki (örneğin, göl soğanı, su menekşesi, vs) ve kuş (örneğin, kara leylek, balıkçıl, vs) türleri bu yaşam ortamını tercih ederler. Kaynak: longozukoru.org


DÜNYADA İLK KEZ…
Erdoğan bu projelere ilişkin gelen tüm eleştirilere “ülkenin gelişmesini istemeyenler ve dış mihraklar” yanıtları veriyor. Peki, biri Rusya biri de Japon-Fransız ortaklığıyla yapılacak bu projeler gerçekten ülkeyi “geliştirecek” projeler mi? 
“Milli ve yerli” olacak diye başlanan süreçte, dünyada ilk defa ülke sınırları içinde başka bir ülkenin sahip olacağı bir santral kuruluyor. Elektrik Mühendisleri Odası da ülkemizin bu anlaşma ile santralin ne sahibi ne ortağı ne de işleteni olduğunu söylüyor. Rusya’ya 15 yıl boyunca alım garantisi veriliyor ve diğer santrallerden elde edilen elektriğe verilen ücretlerin çok üzerinde bir alım fiyatı uygulanacak.
Gelişmeden ne anladığımız ve gelişme için nasıl bir yöntem belirlendiği ile ilgili temel bir görüş ayrılığımız olduğu ortada. Enerjinin büyük kısmının kullanıldığı sanayi sektörüne baktığınızda, ana sektörün inşaat ve buna bağlı sektörler olduğunu görüyoruz. Dışarıdan alınan hurda demirin eritilmesi ile demir çelik üreterek, çimento üreterek gelişme ne kadar mümkün?
2023 hedefleri olarak tarif edilen ve Türkiye’nin dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde olma hedefinin çok gerisinde olduğumuz da ortada. Doğanın bir kaynak olarak tanımlandığı bakış açısında doğadaki yıkımı gelişme için mazur görebilen, insanların hayatlarını kaybetmesini de fıtrat olarak tanımlayan bir yönetim anlayışı ile karşı karşıyız.
Kalkınma söylemi ile meşrulaştırılan projelerle belirli şirketlerin karlılığı dışında bir fayda beklemiyoruz. İklim değişikliğinin yavaşlatmaya ilişkin önlemlerin tartışıldığı bir dünyada termik santrallerin planlanmasını akılcı bir tarafını göremiyoruz. İklim değişikliğine ilişkin önlemleri ve projenin çevreye etkilerini göz ardı eden anlayış amaçlanan aksine ekonomiye de zarar veriyor.
3. havalimanı ve 3. köprü gibi yap-işlet-devret modeli ile inşa edilen projelerde yurt dışından finansman sağlanamadığını ve devlet garantisi ile kamu bankalarından finansman sağlanmaya çalışıldığını da görüyoruz.
Sermaye hareketini korumak uğruna yapılanlar ise müşterek, adaletli ve dengeli bir ekonomik iyileşmeyi veya kullanılan tabirle kalkınmayı aramıyor. Ne yazık ki bunun sonucu içinde insana yaşam veren doğanın ve tüm ögeleriyle hayatın yıkımı olacaktır.
kaynak: http://haber.sol.org.tr/toplum/erdogan-gozunu-simdi-de-buraya-dikti-yok-edecekler-202843

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/