<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: 07/11/17

11 Temmuz 2017 Salı

Ve Türkiye bunu da gördü




 

Ve Türkiye bunu da gördü
İzmir 7. Sulh Ceza Hakimliği son dönemde görülmüş en ilginç erişim engelleme kararlarından birine imza attı.

Mahkeme, İzmir’de polis tarafından dövülen Doktor Deniz Yazıcı’ya ilişkin Anayasa Mahkemesi’nin verdiği bireysel başvuru kararına erişim engeli getirdi. AYM kararıyla birlikte “İzmir’de doktora polis dayağı” başlıklı bazı haberlere de erişim engeli getirildiği ortaya çıktı.
Erişim engeli getirilen AYM kararında ise Deniz Yazıcı kendisine işkence yapan polisler hakkında ceza verilmemesi nedeniyle bireysel başvuruda bulunarak tazminat talebinde bulunmuştu. AYM kararında Yazıcı’nın başvurusunu inceleyerek oy birliğiyle 20 bin lira tazminat ödenmesine hükmetmişti.

erişim engeli verilen karar için tıklayınız
Süreç 2008’de Yenişehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli asistan doktor Deniz Yazıcı'nın, evinin önünde kendisine kimlik soran polisler tarafından dövülmesiyle başladı.
İzmir Tabip Odası Başkanı, Yenişehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinin bahçesinde konuyla ilgili olayın yaşandığı tarihlerde basın açıklaması yaptı. Hekimlerin, sağlık çalışanlarının dövülmesinin ve saldırıya uğramasının kabul edilemez olduğunu ifade eden Kaptaner, şunları kaydetmişti:
''Hastanemizde 6 aydır görev yapan asistan doktor arkadaşımız Deniz Yazıcı, nöbetinin ardından Bornova'daki evine gitmiş. Evinin önünde kendisine kimlik soran polislere doktor olduğunu, kimliğinin yanında bulunmadığını, ancak nöbetten yeni çıktığı için doktor kaşesinin cebinde olduğunu söylemiş. Doktor kaşesini gösterdikten sonra kimliğini de getirip göstermiş.Bu arada, polisler tarafından darp edilmiş.

"ÇIRILÇIPLAK SOYULUP DÖVÜLDÜ"
Polis aracına alınıp boş bir araziye götürülüp yeniden dövülmüş. Karakola götürüldükten, çırılçıplak soyulduktan sonra tekrar dövülmüş. Can güvenliğimizi teslim ettiğimiz kişilerin, doktor olduğunu söyleyen birini karakolda çırılçıplak soyarak dövmelerinin gerekçesini öğrenmek istiyoruz.''
Olayın ardından Bornova İlçe Emniyet Müdürünün hastaneye gelerek kendilerinden özür dilediğini, gerekli işlemlerin yapılacağını söylediğini belirten Kaptaner, ''Bize doktor arkadaşımızın darp edilme gerekçesinin 'polise mukavemet ve kimlik göstermeme' olduğunu öne sürüyorlar. Böyle bir davranış suçlu kişilere bile yapılmaz'' ifadeleriyle tepki göstermişti.
Basın açıklamasına, çok sayıda doktor katılmış, açıklamanın ardından gazeteciler, hastanede tedavi gören Dr. Deniz Yazıcı (27) ile görüşmüştü. Vücudunun birçok yerinde morluklar olduğu görülen Dr. Yazıcı da boş bir araziye götürülüp dövüldüğünü, karakola gittiklerinde çırılçıplak soyularak tekrar dövüldüğünü ileri sürülmüştü.

Uluslararası Ceza Mahkemesi Erdoğan, Davutoğlu, Ala ve Fidan için harekete geçti



Uluslararası Ceza Mahkemesi Erdoğan, Davutoğlu, Ala ve Fidan için harekete geçti
Av. Vural Ergül yazdı
 Roma Statüsü olarak adlandırılan “Uluslararası Ceza Mahkemesi Kurucu Statüsü” düzenlemelerine göre, devletlerin sorumluları tarafından işlenebilecek soykırım, insanlığa karşı suçlar ile savaş suçlarını soruşturmak ve kovuşturmak amacıyla uluslararası toplum tarafından kurulmuş ve çalışmakta olan yargı organı Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM).
Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde, devletler yargılanmıyor, mahkemede kişisel sorumluluk esası gereğince yalnızca gerçek kişiler, Cumhurbaşkanları, Başbakanlar, Bakanlar, asker, polis ve istihbarat yetkilileri gibi gerçek kişiler yargılanıyor.
Türkiye kamuoyunda uzun zamandır, Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye ekibinin uluslararası savaş suçları mahkemesinde yargılanacağı çeşitli çevrelerce dile getirilmekteydi.
Ve sonunda beklendiği üzere, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde, başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere bir kısım hükümet mensubu hakkında uluslararası savaş suçundan inceleme başlatıldı.
İŞTE KONUYA DAİR O YAZIŞMA

Aslında, UCM’de başlayan şimdilik yalnızca “inceleme süreci”nden ibaret.
Ancak bu sürecin soruşturma ve yargılama sürecine dönüşmesi olasılığı, Türkiye’nin, birden bire IŞİD’e karşı savaş açmasının nedenlerini de daha iyi anlamamızı da sağlıyor.
Hemen belirtelim ki; mevcut koşullarda fiilen Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde ne Recep Tayyip Erdoğan’ın ne de diğer hükümet mensuplarının yargılanması imkansız gibi görünebilirse de yine olası.
Dünya kamuoyunu da uzun süredir meşgul ettiği üzere; Türkiye, Suriye içinde savaşan gruplara silah ve para gönderdiği, dolaylı yollardan Suriye’deki iç savaşı kışkırttığı, IŞİD’in yasadışı petrol satışına aracılık ettiği, toprakları üzerinden terörist grupların geçişine göz yumduğu ve benzeri suçlamalar nedeniyle suçlanıyordu.
ADANA MİT TIRLARI DOSYA İÇERİĞİ EN ÖNEMLİ KANIT
Son olarak Adana’da durdurulan silah yüklü MİT TIR’larına ilişkin olarak, halen 25 asker ile 4 savcının tutuklu yargılandığı dosya içeriği artık Türkiye’nin uluslararası ceza mahkemesi yargılanması sırasında savaş suçu iddiasının en önemli kanıtlarından birini oluşturabilecek.

Yeri gelmişken belirtelim, eğer ki yapılan inceleme bir yargılamaya dönüşürse, MİT TIR’ları dosyasının sanıkları pekala mağdur yahut tanık olarak da Uluslararası Ceza Mahkemesinde görülebilecek dava dosyasının da tarafı olabilecekler.

Yargılama sürecinde, savaşan gruplara silah ve para göndermek, iç savaşı kışkırtma, savaşın finansmanı için yasadışı petrol satışına aracılık, terörist grupların geçişine göz yumma ve diğer benzer suçları işleyenler bizzat yer alacağı gibi suç işlenmesi emri veren, bakandan, valiye, polis memurundan, istihbarat görevlisine kadar tüm sorumlular, hatta savaş suçunun kanıtlarını gizlemek amacıyla başkaca suçlar işleyen hakim, savcı, istihbarat görevlileri dahi sanık olarak yer alabilecek.

Öte yandan, Suriye Hükümeti’nin, BM Güvenlik Konseyine başvurusuna sunduğu belgeler ile Alman Die Welt gazetesinde Alfred Hckensberger ve İngiliz The Guardian gazetesinde Martin Chulov imzasıyla yayınlanan çeşitli haberlerde; Amerikan İstihbarat örgütü CIA’nın elinde, Türkiye’nin, IŞİD ile aralarında yasadışı petrol ticareti ile ilgili belgeler de yine olası UCM yargılamasının diğer delillerini oluşturuyor.
YA SİYASİ İRADE YARGILANMA KARARI VERİRSE…
Böylelikle, konusu suç oluşturan bir eylemin hangi düzeyde olursa olsun hiçbir faili kurtarmayacağı evrensel bir hukuk ilkesi gereği bir kez daha unutulmamak üzere hatırlanacak.
Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin haklarında başlatılan inceleme çerçevesinde şu aşamada Uluslararası Ceza Mahkemesi, Türkiye’nin yargılama için taraf devlet olmaması nedeniyle soruşturmayı sürdürmesi mümkün değil.
Her ne kadar bugünün koşullarında, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılama yetkisini kabul etmesi beklenilmese de, değişecek siyasal dengeler, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin yargılama yetkisinin kabul edilebileceği bir deklarasyon yayınlamasını olası kılıyor.
ERDOĞAN, “DÜNYA BEŞ’TEN BÜYÜKTÜR.” ÇIKIŞINI ANIMSAYACAK MI?
Diğer yandan, BM Güvenlik Konseyi’nin bir karar alarak Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne bir başvuruda bulunması da Recep Tayyip Erdoğan’ın ve beraberindekilerin yargılanmasına imkan sağlayabilecek. Ancak, bu da adeta imkansız bir hal gibi.
Geçtiğimiz yıllarda Suriye'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Beşar Caferi, BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun'a ve Güvenlik Konseyi'ne Türkiye'yi "teröristlerin Suriye'ye girişine yardımcı olmakla" suçlayarak şikayet etmiş, soruşturma istemişti. Soruşturma halen açık.
Öte yandan, Suriye, ayrıca Charlie Hebdo dergisi saldırısını düzenleyenler ile irtibatlı olan ve Fransa’da bir kadın polis ile bir markette dört rehineyi öldüren Amedy Coulibaly’nin imam nikahlı eşi Hayat Boumeddiene’in Suriye'ye kaçak yollarla girişine yardım ettiği iddiasıyla da Türkiye'yi yine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne şikayet etmişti. O soruşturma da halen açık.
Ancak, ne Suriye’nin başvurusu üzerine ne de Uluslararası Ceza Mahkemesi savcısının talebi üzerine, BM Güvenlik Konseyi’nin Türkiye aleyhine alacağı bir karara, kararı ‘veto’ yetkisi bulunan Amerika, İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’dan oluşan beş daimi üyenin izin vermesi beklenmiyor.
VETO YETKİSİNİN KULLANIMINA KARŞILIK ÖDÜN MÜ?
Ancak bu durum; BM Güvenlik Konseyi’nin alacağı olası bir kararı veto edebilecek ülkelere karşı, soruşturulacak isimlerin kişisel güvenlikleri için Türkiye’nin tüm ulusal çıkarlarını feda etme tehlikesini de beraberinde getiriyor.
Bu çerçevede, İncirlik Üssünün ABD’nin kullanımına açılmasında, BM Güvenlik Konseyi’nin alacağı aleyhte bir kararı ABD’nin ‘veto’ yetkisi ile etkisiz hale getirme gücünün veya sözünün ne kadar belirleyici olduğu zaman içerisinde ortaya çıkacak.
Veto yetkisini kullanabilecek diğer, dört ülke İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya’ya karşı hangi ödünler verildiği yahut verileceği ise önümüzdeki süreçte açıklığa kavuşacak.
YA SURİYE UCM’YE MÜRACAAT EDERSE…
Bu arada, IŞİD tehlikesine karşı Batı’nın, Suriye’ye ilişkin politikalarını yeniden gözden geçirdiği süreçte, Suriye’nin bir deklarasyon yayınlayarak yargılama yetkisini kabul edeceği Uluslararası Ceza Mahkemesine müracaatla, savaş suçu işleyen Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin yargılanmasını istemesi durumunda ise gelişmelerin nasıl şekilleneceği Recep Tayyip Erdoğan çevresi için çok ciddi bir korku kaynağı.
Bu sebeple, Recep Tayyip Erdoğan’ın, Esad’a ve Suriye’ye karşı artık eski düşmanlığını sürdürmesi de beklenilmemeli.
Her ne kadar, UCM yargılamaları için yalnızca Roma Statüsü’ne taraf olma tarihi esas alınsa da, silah sevki ve yardım yapıldığı iddia olunan Suriye rejim muhalifleri, Suriye’de iç çatışmaları sonuçlandırmadıkça devam eden bir suç olarak yargılanabilecek. Kaldı ki, UCM yargılaması için Roma Statüsü’nü imzalayacak bir siyasi irade, 1 Temmuz 2002'ye kadar geriye dönük olarak da UCM’nin yargılama yetkisini tanıyabilir. BM Güvenlik Konseyi’nin vereceği kararlarda ise zaten taraf olma tarihi ile sınırlı olmayacak.
Aslında uygulamada, Suriye’nin bir deklarasyon yayınlayarak, UCM’nin yargılama yetkisini kabul etmesiyle Uluslararası Ceza Mahkemesine başvurusundan da etkin bir sonuç beklenilmemeli.
UCM İNCELEMESİ SONUCU AKP’DE PLANLARI DEĞİŞTİREBİLECEK.
Dünya devletleri tarafından giderek daha çok kabul gören UCM’yi tanıyan taraf ülke sayısı Filistin ile birlikte 123 oldu. AB üyesi ve adayları arasında, Türkiye dışında UCM yetkisini tanımayan bir başka ülke bulunmuyor.
Bu nedenle, AB politikaları gereği, kurulacak yeni bir hükümeti belirleyecek siyasi iradenin, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir savaş suçu ile birlikte anılması yerine sorumlu gerçek kişi yöneticilerinin yargılanmasını istemesi ve bunun için UCM yargılamasının kapısını açması pek ala mümkün.
Uluslararası Ceza Mahkemesinde açılan incelemenin yargılamaya dönüşmesi olasılığı haliyle AKP üzerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın etkisini azaltacağı gibi AKP çevrelerinde, Recep Tayyip Erdoğan’sız bir AKP tartışmalarını da yeniden başlatabilecek. Öte yandan, Ahmet Davutoğlu’nun da UCM incelemesinde adının geçmesi artık AKP için Ahmet Davutoğlu dışında bir isim arayışını da zorunlu kılabilecek.
Aynı çerçevede, UCM incelemesinde yargılanma olasılığı, bugüne değin hala kararnamesi imzalanmamış MİT Müsteşarı Hakan Fidan için de AKP’nin, ortağı olacağı koalisyon hükümetinde ısrar etmesini engelleyebilecek.
Yine aynı şekilde, Efkan Ala başta olmak üzere özellikle MİT TIR’ları dosyasında sorumluluğu bulunduğu iddiaları çerçevesinde yargılanmaları gündeme gelebilecek olan ve halen AKP’de yer alan isimlerin bakanlıkları için de ısrar edilmesi mümkün olmayacak.
Ayrıca şurası kesin ki, Uluslararası Ceza Mahkemesinin Recep Tayyip Erdoğan’ı yargılaması olasılığı, AKP’nin ortağı olduğu bir koalisyon hükümetini de, önümüzdeki süreçte aşması gereken zorlu bir adım olarak bekliyor.
UCM SÜRECİ NASIL İŞLİYOR?
UCM Savcısı, UCM yargı yetkisi alanına giren suçlarla ilgili bilgilere dayanarak kendiliğinden de soruşturma açabiliyor. UCM nezdinde Türkiye aleyhine savaş suçu ile ilgili soruşturma açılması talebiyle yapılmış kimi başvurular var ancak bunlardan en ciddisi, Halkın Kurtuluş Partisi’nin yapmış olduğu başvuru.
Suriye Hükümetinin yapmış olduğu başvurular ise UCM’ye değil doğrudan BM Güvenlik Konseyi’ne yapılmış başvurular. Suriye’de Ayn-El Arap (Kobani) bölgesinden yapılacağı söylenilen başvuru ise henüz yapılmış değil.
UCM Savcısı, Roma Statüsü gereği kendisine yapılan suç duyuruları gibi gelen bilgi ve belgelerin ciddiliğini ve güvenilirliğini araştırmakta. Bunun için ilgili devletlerden, Birleşmiş Milletler Organlarından, hükümetler arası veya hükümet dışı örgütlerden veya uygun gördüğü diğer güvenilir kaynaklardan ek bilgi ve belge isteyebilmekte.
UCM Savcısı hatta bunun için yazılı veya sözlü ifade de alabilmekte.
Savcı, bir soruşturmanın derinleştirilmesi için haklı nedenler tespit ettiğinde, Ön Yargılama Dairesinden, topladığı destekleyici belgeler eşliğinde bir soruşturma yetkisi talebinde bulunmakta. Bu çerçevede, suçun mağdurları UCM Ön Yargılama Dairesine Usul ve Delil Kurallarına uygun olarak açıklama yapabiliyor. Savcının talebini ve dayanağı delillerini inceledikten sonra UCM Ön Yargılama Dairesi de, soruşturmayı derinleştirmek için haklı nedenler olduğuna kanaat getirirse ve dava, Mahkemenin yetki alanına giriyor ise soruşturmayı başlatma yetkisi veriyor. Savcının soruşturma yetkisi verilmesi talebinin UCM Ön Yargılama Dairesi tarafından reddedilmesi durumunda ise Savcı, sonradan aynı durumla ilgili olarak, yeni olay ve delillere dayanarak yeniden talepte bulunabiliyor.
UCM’NİN BAŞLATTIĞI İNCELEME SONRASI BEKLEME KARARI VERİLECEK
Ancak, Türkiye Cumhuriyeti’nin Roma Statüsü’nü şimdilik imzalamamış olması nedeniyle UCM Savcılığı, başlattığı ilk inceleme sonrası UCM yazı işleri müdürlüğünden talepte bulunarak, Türkiye’den UCM yetkisini tanıyıp tanımayacağını sorabilecek. Ancak, UCM Savcılığı istese bile Türkiye’nin bu talebe olumlu cevap vermesi beklenilmiyor.
UCM Savcılık makamı, başlattığı ilk inceleme ardından, incelemesini bitirdiğinde doğrudan veya duruma göre BM Güvenlik Konseyi’nde soruşturulan, başvuruların sonucu için bekleme kararı da verebilecek. Konu ile ilgili inceleme sonuçları ise daha sonra yayınlanacak.
UCM YARGILAMASINI ORTADAN KALDIRACAK SEÇENEK, TÜRK YARGISI
AKP hükümeti döneminde, Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişiklikler ile soykırım suçu ve insanlığa karşı suçlarına yer verilmesinin ardından Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye ekibinin savaş suçundan Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde de yargılanması bir hükümet değişikliği sonrasında pek ala mümkün.
UCM’nin soruşturma konusu olan insanlığa karşı suç kapsamında Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Ekibinin Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerinde yargılanması durumunda UCM savcılığı, soruşturma konusu suç isnatları ile ilgili olarak ulusal makamlarda etkili soruşturma/kovuşturma süreçleri devam ettiği için, tamamlayıcılık ilkesi gereğince bu aşamada soruşturma yürütmeyeceğine karar vererek, süreci izlemeye devam edeceğini açıklayacak.
UCM HANGİ CEZALARI VERİYOR?
UCM yargılama sonucunda yargıladığı şahsa çeşitli cezalar verebilmekte. Buna göre, Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye ekibi hakkında inceleme süreci yargıya dönüşecek ve mahkumiyet kararı verilecek olursa bu cezalar azami 30 yılı aşmamak kaydıyla belirli süreli hapis veya suçun ağırlığının ve sanığın şahsi durumunun elvermesi halinde müebbet hapis olacak.
Mahkeme sanıkların yargılanma öncesinde ve sırasındaki tutum ve davranışlarını ceza indirimine esas alabilmekte. Verilecek olan ceza miktarını süreç belirleyecek.
Sanıklara verilen hapis cezalarının yanında ayrıca belli ölçütlere göre para cezası da verilebilmekte. Buna göre, suçtan doğrudan veya dolaylı olarak elde edilen mallar, varlıklar ve kazançlara el konulabiliyor.
Bu hüküm, özellikle IŞİD ile yasadışı petrol ticareti yapıldığına ilişkin iddialar çerçevesinde, suç yoluyla elde edildiği kanıtlanırsa sanıkların mal, varlık, hak ve kazançları üzerinden verilebilecek para cezasını belirleyecek.
HAPİS CEZALARI ÖZEL BM CEZAVİNDE ÇEKTİRİLİYOR
Uygulamada, savaş suçlularının cezaları, savaş suçlularının yargılamasının yapıldığı; Hollanda, Lahey'de, BM tarafından yaptırılan Scheveningen Özel Cezaevinde çektiriliyor.
Scheveningen Özel Cezaevi, Karadziç, Milosoviç, Mladiç gibi Sırp savaş suçlularına ev sahipliği ile ünlenmişti. Evrensel ölçütlerde insan haklarına saygı esası üzerine kurulu cezaevi taşıdığı bir çok özellik ve lükse rağmen yine de savaş suçlularının korkulu rüyası...
BM cezaevinde her biri 5.1 m uzunluğunda 3 m genişliğinde 84 adet hücre bulunuyor. Her bir hücrede ise tuvalet, duş ve çalışma masası var. Serbest internet kullanımı hariç, bilgisayar imkanı ve uydu kanalıyla tutukluların kendi dillerinden yayınları dinleme olanağı sunulan Özel Cezaevi, misafirlerine çeşitli sanat dalları ve bilim alanında kurs imkanları sunan BM’nin özel cezaevinde, spor-jimnastik salonları, masa tenisi ve diğer çeşitli spor dallarıyla ilgilenmek imkanı da var.
24 saat doktor, hemşire, ruhbilim hekimi ve cezaevine bitişik hastanenin bulunduğu Scheveningen Özel Cezaevinin bilinen cezaevlerinden en farklı yanı ise, günün büyük bölümünde hücre kapılarının açık bırakılması.
Hücre kapıları sadece gün ortasında kısa bir süre için o da, BM’nin infaz memurlarının nöbet değişimi saatinde kapatılıyor.
UCM’DEN KURTULUŞUN YOLU; ÖLÜM
UCM’de, kişi sorumluluğu ilkesi esası nedeniyle yalnızca gerçek kişiler yargılanabildiği için, kişinin ölümü halinde soruşturma ya da yargılama veya verilen mahkumiyet kararının infazı son bulmakta. Aksi takdirde, yukarıda aktardığımız bilgiler çerçevesinde incelenmekte olan Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye ekibi ile ilgili iddialar hakkında her hangi bir zamanaşımı söz konusu olamayacağı için koşulları oluştuğunda yargılama kararı verilmesi gelecekte de pekala mümkün.
Bu sebeple UCM süreci anlaşıldığı kadarıyla daha çok uzun zaman Türkiye gündeminde tartışılmaya devam edecek.
Av. Vural Ergül
Odatv.com

IŞİD'in 'canlı bomba' gelinleri Türkiye'de yakalandı



IŞİD'in 'canlı bomba' gelinleri Türkiye'de yakalandı
İspanya İçişleri Bakanlığı, geçen yılın aralık ayında Türkiye'de yakalanan ve terör örgütü IŞİD üyesi olmakla suçlanan 2 İspanyol kadının Madrid'e getirildiğini duyurdu.
İçişleri Bakanlığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, Türk Hava Yolları'nın (THY) tarifeli seferiyle İstanbul'dan Madrid'e getirilen 2 kadının jandarma ekipleri tarafından Adolfo Suarez - Madrid Barajas havaalanında tutuklandıkları ve 14 Temmuz Cuma günü Ulusal Mahkeme'ye çıkarılacakları bildirildi.
Asya Ahmed Muhamed ile Fatma Akil Laghmich adlı İspanyol vatandaşı kadınların, IŞİD adına Suriye'de savaşan ve orada hayatını kaybeden Faslı iki teröristin dul kalan eşleri oldukları belirtildi.
"İSPANYA YOLUNDA..."
İki yıl boyunca IŞİD'ın kontrolü altında Suriye'de yaşayan ve İspanya'ya dönmek üzere yola çıkmışken, Türkiye'de yakalanan iki kadının, İspanya'da "ulusal güvenliği tehdit ettikleri" kaydedildi.
Asya ve Fatma adlarındaki iki kadının İspanya'da DEAŞ üyesi olmak suçuyla mahkemede hakim karşısına çıkacakları açıklandı. Ayrıca tutuklanan iki kadının yanında olan küçük yaştaki çocuklarının İspanya'daki diğer aile üyelerine teslim edilecekleri ifade edildi.
Bu arada İspanya İçişleri Bakanlığı, "Türkiye'de güvenlik güçleri ve resmi otorite ile olan mükemmel iş birliği, yakalanan iki kadının İspanya'ya getirilmelerini sağladı." açıklamasında bulundu.
İŞBİRLİĞİ VURGUSU
Türk güvenlik kurumları ile İspanyol jandarması arasında "kalıcı ve sıkı bir iş birliği" olduğunu vurgulayan İspanya İçişleri Bakanlığı, operasyonun gerçekleştirilmesinde Türkiye dışında Amerikan ve Fas güvenlik kurumlarıyla yapılan bilgi alışverişinin de önem arz ettiğini kaydetti.
 http://www.yurtgazetesi.com.tr/dunya/isid-in-canli-bomba-gelinleri-turkiye-de-h35516.html

Mustafa Balbay: Gelecek olsun...






Mustafa Balbay: Gelecek olsun...
CHP İzmir milletvekili, YURT yazarı Mustafa Balbay 'Gündem' köşesinde 2019 seçimlerinin şifrelerini verdi
Mustafa Balbay YURT Gazetesi'nde 'Gelecek olsun!' başlıklı yazısından Adalet Yürüyüşü ve Mitingi'ni "Cumhuriyet mitingleri ve Gezi'nin hedefi daha net ortaya konmuş bir üst aşaması." şeklinde değerlendirdi.
Balbay yazısının ikinci bölümünde CHP'nin Parti Okulu'nde CHP'li gençlerle arasında geçen konuşmaları aktardı.
Balbay yazısının son bölümünde ise 2019 Seçimleri'nin şifrelerini verirken bundan sonra neler yapılması gerektiğinin de altını çizdi.
İŞTE BALBAY'IN YAZISININ TAMAMI
Adalet yürüyüşü ve mitingi için şöyle bir değerlendirme de yapabiliriz:
Cumhuriyet mitingleri ve Gezi'nin hedefi daha net ortaya konmuş bir üst aşaması.
İktidarın her iki toplumsal çıkışı da terör, kaos yaratma faaliyeti gibi göstermesinin üstüne böyle bir eylemin başarılması büyük önem taşıyor.
Baskı, korkutma, yıldırma ve tehdide karşın toplumun yeniden bir araya gelebilmesi, ne olursa olsun cumhuriyeti, demokrasiyi koruma bilincinin hala diri olduğunu ortaya koyuyor.
Bu toplumun sindirilemeyeceğini, en olumsuz anda bile silkinip yeniden toparlanabileceğini gösteriyor.
Adalet yürüyüşü ve mitingine katılım yüksekliğinin yanı sıra heyecan yüksekliği de geleceğe yönelik mücadelede umutların hızla yeşereceğini kanıtlıyor.
Cumhuriyet mitinglerinde ve Gezi'de ana fikir şuydu:
Böyle gitmez!
Bir itiraz vardı.
Adalet yürüyüşünde ise bir itirazdan öte istem vardı:
Hak, hukuk, adalet...
***

CHP Parti Okulu'nun İzmir Karşıyaka Yamanlar ‘da ev sahipliğini Karşıyaka Belediyesi'nin yaz kampı var. Mersin Milletvekilimiz Aytuğ Atıcı'nın ana sorumluluğunu üstlendiği kampta dörder günlük sürelerle gençler eğitim görüyor. Basın özgürlüğü ve önündeki engeller konusu benimdi.
Gençlerin hemen tümü adalet yürüyüşüne ve mitingine katılmışlardı. Konu elbet buna da geldi. Tümünde 15 Haziran 9 Temmuz heyecanı vardı. Çoğunda "bu yürüyüş 16 Nisan'dan sonra yapılmalıydı" düşüncesi var. Onlara şu Çin sözünü aktardım:
En iyi zaman dündü, ondan sonraki en iyi zaman bugün!
Gençler gözünü 2019'a dikmiş, " şimdiden hazırlanmak gerek, bize de yapacaklarımı söyleyin, şimdiden çalışmaya başlamalıyız" dediler.
Bu söylem yürüyüşte de hakimdi. İnsanlar, "bizi bu yönetimden kurtarın" türü feryatlardan çok şunu söylüyordu:
"Bize ne yapacağımızı söyleyin..."
*** 
2019 planları da adalet yürüyüşü ve mitingiyle birlikte yeniden yapılacak.
Siyaset mühendisliği olarak şöyle bir yaklaşım vardı:
CHP'nin alacağı oy belli. İki cihan bir araya gelse yüzde 30'u geçemez. Bu durumda AKP'ye karşı, AKP tabanından da oy alabilecek yeni bir merkez oluşturmak gerekir.
9 Temmuz'dan sonra bu yaklaşım da zemin kaybetti. Kılıçdaroğlu 16 Nisan'daki HAYIR yelpazesini bir arada tutabileceğini hatta o yelpazeyi genişletebileceğini gösterdi.
İşte şimdi sıra bu yelpazenin ara bağlantılarını güçlendirmekte.
AKP ve CHP'nin dışında başka arayışlar elbette olacaktır. Ancak bunların 9 Temmuz'u yok sayarak yapılması artık çok zor.
Gerek yürüyüşte gerekse mitingde ilk kez karşılaştığımız insanlar bizim yaşadığımız zulmü anımsatarak, "geçmiş olsun" dediklerinde içinde bulunduğumuz atmosferin de beslediği inançla şu karşılığı verdik:
"Gelecek olsun... Artık gelecek olsun!"
 http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/mustafa-balbay-gelecek-olsun-h35519.html

İşte Ak Saray’ın aylık doğalgaz maliyeti









 
İşte Ak Saray’ın aylık doğalgaz maliyeti
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının ardından gözler Ak Saray’ın aylık doğalgaz maliyetine çevrildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, bugün Katar’a gitmeden önce “Biz hayat boyu doğalgazla yaşamadık biliyorsunuz, doğalgazla tanışalı ne kadar zaman olduğu belli. Bu millet çileye alışık bir millettir” demesi, akıllara Ak Saray’ın aylık doğalgaz maliyetininin ne kadar olduğu sorusunu getirdi. Konuya ilişkin Mimarlar Odası Ankara Şubesi Ocak ayında Ak Saray’ın aylık 10 milyon lira doğalgaz maliyeti olduğunu açıklamıştı.
Rusya ile uçak krizi devam ederken Türkiye, Rusya’nın sattığı doğalgazı kesme ihtimaline karşı yeni önemler arayışına girdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bugün Katar’a giderek bu ülke ile doğalgaz anlaşması imzaladı. Ancak Erdoğan’ın öncesinde yaptığı açıklamalar gündeme oturdu.

BM İklim Değişikliği Konferansı’na katıldığı Fransa’dan Katar’a giderken uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan Erdoğan “Biz hayat boyu doğalgazla yaşamadık biliyorsunuz, doğalgazla tanışalı ne kadar zaman olduğu belli. Bu millet çileye alışık bir millettir. Kaldı ki Rus doğalgazı olmazsa biz yandık bittik diye bir durum yok. Rusya dışında birçok ülkeden doğalgaz aldığımızı zaten dile getirdim” yanıtını verdi.
Erdoğan’ın bu yanıtı sonrası Ak Saray’ın doğalgaz maliyeti tartışması başladı. Konuya ilişkin Mimarlar Odası Ankara Şubesi Ocak ayında bir açıklama yapmıştı. Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, konuyla ilgili açıklamasında “Kaçak Saray’ın 6 aylık doğalgaz ısıtma maliyeti 10 milyon lira olarak kent izleme merkezi uzmanlarımız tarafından hesaplandı. 6 ay kış, 6 ay yaz olduğu düşünülerek hesaplamalar yapıldı. Kaçak Saray’ın günlük 12 saat ısıtıldığı tahmini üzerinden maliyet hesaplandı. Oysa günlük 12 saat ile o büyüklükteki bir binanın ısıtılmayacağını düşünüyoruz, muhtemelen 24 saat ısıtılıyordur. Hesaplamalar en az maliyet üzerinden yapıldı. Isıtma süreleri farklıysa daha ciddi rakamları bulabilir” demişti.

 http://www.rahatsiz.com.tr/iste-ak-sarayin-aylik-dogalgaz-maliyeti-101888.html

Emine Erdoğan’a mektup!



Gülgün Feyman’dan Emine Erdoğan’a mektup!
Uzun yıllar TRT’de haber spikerliği yapan Gülgün Feyman Budak, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eşi yeni Emine Erdoğan’a bir mektup yazdı. Feyman’ın mektubunda kullandığı ‘Eşiniz Beyefendi cenin bile değilken’ diye başlayan cümle dikkat çekti.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’a bir mektup yazan usta gazetesi Gülgün Feyman Budak mektubunda dikkat çeken ifadeler kullandı.
Mektubu Facebook adresinden paylaşan Türk sanat müziği sanatçısı Onur Akay, ‘Diksiyonuna hayran olduğum spiker Gülgûn Feyman, Emine Erdoğan’a özel bir mektup yazmış. Daha önceki yıllarda olsa, bu mektup Köşk’e ulaşınca kesin yok edilirdi. Şimdi sosyal paylaşım siteleri sağolsun, yeni first lady mutlaka okur.’ dedi. Budak, ‘Size bu ülkenin bir kadını olarak, kadın kadına dertleşmek için yazdım. Ayıp oluyor bu kadar müsriflik. Çok ayıp.’ diye yazdığı mektubunda, Emine Erdoğan’a bir kitap önerdi.

İşte Gülgûn Feyman Budak’ın yazdığı o mektup:
Pek Muhterem Hanımefendi;
Uzun süredir beklediğinizi bildiğimiz Cumhurbaşkanlığı mertebesine erişmenizden dolayı eşinizi ve sizi kutlarız. Hayırlı uğurlu olur inşallah. Hem ailenize hem de ülkemize!
Atamızın mirasını, ona en küçük zarar getirilmesine izin vermeden koruyup kollama görevini seçmen size ve ailenizin diğer fertlerine verdi. Çok iyi bilirsiniz ki emanete hıyanet olmaz!
Seçmenlerin size verdiği bu kutsal emaneti koruma kollama görevini, hâttâ vatan nöbetini, ikbalinizin son gününe dek hakkıyla yapacağınıza adımız gibi emin olmak isteriz. Aksini düşünmek bize, hıyanet size yakışmaz yoksa!
Değerli eşinizin Başbakan olduğu yıllar içinde siz daima müspet bilimlerden yana olduğunuzu bu toplumdan esirgemediniz.
Özellikle modern hastanelere olan ilginiz ve değerli katkılarınızdan bu konuyu iyi biliyoruz.
Hastanelerin daha fazla kazanması için seçmen kitlenizin büyük bölümünü oluşturan üfürükçülere asla taviz vermediniz.
Ekonomi müspet bilimdir. ‘Beyler, özel hastaneler özel statü taşır!’ diye düşündüğünüzden eminiz. Ah Emine Hanımefendi ahh! Keşke sizin yönetiminde olduğunuz, hatta ortak veya sahip olduğunuz şık, modern ama ucuz hastanelerimiz, pastanelerimiz olabilseydi de yufka yüreğiniz sayesinde orada tüm seçmenleriniz, modern koşullarda sağlık hizmeti alabilseydi! Ahhh… Ahhh… Keşke! Neredesiniz Emine Hanım?
Size olan özlemimizden sonra gelelim devlette verdiğiniz ekonomi savaşına… Olur mu? Emine Hanım? Biraz kızabilirsiniz ama…
Emine hanım; bu ülke nereden nereye geldi, nasıl geldi, sanırım size pek anlatan olmadı. Bu bilgisizlik her halinizden pek belli oluyor. Aaa, durun kızmayın hemen. Cahiller hemen köpürür, siz aydınsınız biliyoruz… Vallahi… Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp! Oysa siz öğreniyorsunuz işte!
Hayrünnisa Hanımın hazinemizden devasa harcamalarla, vergilerimizle, dekore ettirdiği, hepimizin, lânet ne kelime, kem sözlerle kutsadığımız Cumhurbaşkanlığı konutunu kasvetli bularak, AK SARAY adını verdiğiniz Atamızın mirası topraklara yerleşme isteğinizi pek anlayamadık.
İstanbul’un bir zamanlar suç, fuhuş ve uyuşturucu baronlarının yaşadığı semtini anımsatan AK SARAY isminin siyasî mekânda ne işi var?
Bakın Hanımefendi, eşiniz Beyefendi daha cenin bile değilken kazanılan zaferlerin, yüce zaferlerin adresi olan bu güzel ülkeyi biz ATATÜRK’ÜN askerleri, kimseye peşkeş çektirmeyeceğiz. Bunu siz iyi biliyorsunuz.
Pek Muhterem Hanımefendi, eşinizin getirttiği uçağın bu ülkeye maliyetini acaba kendisine sordunuz mu? Biz biliyoruz ama sanırım size söylememişler. Emine Hanım, bu uçağın 400 milyon dolar olduğu belirtiliyor.
Biz bu parayı duyunca düşüp bayılacaktık. Olamaz, bu ülkenin parasını böyle çar çur edemezler dedik.
Siz duyunca kızmadınız mı eşiniz beyefendiye. Kasımpaşa nireee Aksaraylar, köşkler, villalar, lüks otolar, sayısız uçaklar nireee?

“Recep, biz kimiz? Duyan bize sonradan görmeler, aç gözlüler, edepsizler derse çok üzülürüz” demediniz mi?
Yandaş gazetecilerin o uçaklara binebilmek, etrafa Recep Beyle seyahatteydik diyebilmek için alkış tuttuğunu unutmayın. İnanın Emine Hanım hepsi kan emici, kan. Yarın iktidar sizden gittiğinde yanınızda o yağcı tayfanın tozunu bile bulamayacaksınız.
Gelelim konumuza…

Pek Muhterem Hanımefendi, çocuklarınızı ne büyük yoksulluklar içinde büyüttüğünüzü biliyoruz. Yoksulluk ayıp değil. Ama sonradan görmelerin görgüsüzlüğü hem ayıp hem de alay konusu yapar insanı. Bu duruma düşmek isteyeceğinizi hiç sanmayız.
Size bu ülkenin bir kadını olarak, kadın kadına dertleşmek için yazdım. Ayıp oluyor bu kadar müsriflik. Çok ayıp.
Gelin bizi dinleyin. Şakşakçılarınızı, kralın soytarılarını etrafınızdan kovalayın. Dost acı söyler.
Eşinizi uyarın. Harcadığı milyarlar, bizim paramız. Türkiye’nin kaynakları.
“Recep, bu ülkenin parasını babanın mirası gibi harcama” diyin.
“Bak tarih müsriflerin acı öyküleriyle dolu. Gel tarih okuyalım, öğrenelim” diyin.
“Bazen bir şeyler söylüyorsun tarih bilmediğin ortaya çıkıyor. Ayıp oluyor” diyin.
“Sen günah nedir biliyor musun? Bizi Allah affetmeyecek. Yazık olacak imam hatip eğitimine” diyin.
Ne derseniz diyin Emine Hanım. Bu kör yolculuğa bir son verin. İnanın o zaman ülkenin kahramanı olursunuz.
Size bir kitap bile önerebilirim. Şah Rıza Pehlevi’nin dul eşi, Farah Pehlevi’nin yaşam öyküsü. Bir çırpıda okunuyor.
Saygılar…

ALEVİLERDEN HDP’YE KÜRT SAİD CEVABI





ALEVİLERDEN HDP’YE KÜRT SAİD CEVABI
Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı Sivas Katliamı anmaları sırasında, hilafet yanlısı Şeyh Sait adına eski Madımak otelinin önüne karanfil bırakan HDP Sözcüsü Osman Baydemir’i sert ifadelerle eleştirdi.
Baydemir, eski Madımak Oteli’nin önüne 3 karanfil bıraktığını söyleyerek, “HDP milletvekilleri, HDP merkez yürütme kurulları, HDP’nin tüm bileşenleri ve HDP’ye gönül vermiş milyonlarca can adına 3 karanfil bıraktık. Bunlardan bir tanesi Şeyh Sait’in torunları adına bırakılan bir karanfildir. Bir tanesi Seyit Rıza’nın torunları adına bırakılan karanfildir. Bir diğeri de Hacı Bektaş’ın ve Pir Sultan’ın torunları adına bırakılan karanfildir” demişti.
Odatv’nin haberine göre, Baydemir’in bu sözlerine sert çıkan Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı, “Pirincin İçindeki Beyaz Taşlar” başlıklı açıklamasında, “Madımak Katliamı anmaları sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz.” ifadelerini kullandı.
Hünkâr Hacı Bektaş Veli Vakfı’nın açıklaması şöyle:
“Henüz bir ay olmadı, ‘pirincin içindeki beyaz taşlar’ Yolumuzun temel düsturları ve Alevi Bektaşi toplumunun inancında yeri olmayan üç durumu yaşattılar: ‘Bayram Cemi’, Sivas Katliamı Anması esnasında Pir Sultan Abdal ve Hacı Bektaş Veli’nin, Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ ve Hacıbektaş-Deklarasyonu!



İster bilinen tarih diyelim ister Yolumuzun tarihsel döngüsü diyelim, hiçbir dönemde ve hiçbir zaman içinde ‘Bayram Cemi’ adı altında ne erkân kuruldu ne de cem sürüldü. Biz kendimize saygımız olmadığı sürece, kendi Yolumuza sahip çıkmadığımız sürece komşu inançları taklit eden, kopya olmaya mahkûmuzdur. Yolumuzun temel ibadet biçimlerinden biri olan Cem’de hizmetlerin, deyişlerin, muhabbetlerin süresi değişmekle birlikte birçok zaman ve mekânda cemler sabah gün ışıyıncaya kadar sürebilmektedir. Buradaki ibadetimiz de oturan-duran gülbengi ile canlar govsuz, kıybetsiz huzur içinde cemevinden ayrılırlar.

Acılar paylaşıldıkça azalsa ve yaralar kendini sarsa da bazen daha incitici, gönül kırıcı olabilmektedir, yaşananlar. Madımak Katliamı anmaları sırasında karanfiller bırakılırken Hacı Bektaş Veli ve Pir Sultan Abdal’ın, Alevilerin kurmuş olduğu Kamber-i Ali sofrasına oturmayan Şeyh Sait ile aynı kefeye konulurken ‘alkışlanması’ incitici bir durumdur. ‘Alevilerin kestiği haramdır, yenilmez’ düşüncesi ile kurulan sofraya oturmayan birinin Yolumuzun uluları ile aynı kefeye konulmasına gönlümüz razı olmaz.

Metin, yer, tarih bildirimleri ile birlikte 3370 kelimeden oluşan ‘Hacıbektaş Deklarasyonu/Sunumu’nda Şah-ı Merdan Ali, Fatma Ana, On İki İmam, Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre, Kalender Çelebi, Kaygusuz Abdal, Pir Sultan Abdal, Yemini, Nesimi, Virani, Hatayi, Hamdullah Çelebi, Edip Harabi, vb. Yolumuzun daha nice uluları, erenleri ve evliyalarından birinin ismine yer verilmemesi için epey çaba ve emek sarf edilmiş gibi! Elbette ki insanlar düşünce ve fikirlerini çeşitli platformlarda dile getirebilirler ve hatta arzu ettikleri takdirde yayınlayabilirler. Buna hiçbir sözümüz olmaz. Fakat mesele Yol olunca Şah’ın duruşuna, Veli’nin gelişine, arifin oturuşuna, abdalın bakışına, delinin işine söz edilmesine müsaade etmeyiz. Unutulmasın ki bizler Yolumuzun birer hizmetkârı olarak Pirimiz Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin köçeğiyiz, kösteği değil!

Yolumuzun Piri Hünkâr Hacı Bektaş Veli de çevresindeki tüm Yol uluları ile birlikte erkân kurup, ibadet, muhabbet edip, yaşama ve insana ait her alanda varlığı ve Pirliği ile yol gösterici olmuştur.

Hazır sırası gelmişken, Yolumuzu, Aleviliği bilimsellik adı altında Quantum ve Büyük Patlama Teorileri üzerinden anlatmaya çalışanlar var. Bu dostlara naçizane önerimiz evvela bu alanda yapmış oldukları herhangi bir çalışma, yayınladıkları makale veya yazdıkları kitap varsa cümle canlarla paylaşsınlar, aydınlanmış oluruz!

Buralarda bekleyip, harcanmasınlar NASA ve CERN gibi önemli araştırma merkezlerinde ‘Hizmetleri’ni’ yerine getirsinler, kim bilir belki de Nobel Ödülü kazanırlar, biz de gurur duyarız!

Aşk-ı Muhabbetlerimizle

HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ VAKFI”

O OSMANLI HAMAMI ARTIK GECE KULÜBÜ



O OSMANLI HAMAMI ARTIK GECE KULÜBÜ
1514 yılında Yavuz Sultan Selim’in hocası Halim Çelebi tarafından yaptırılan ve 2012 yılına kadar hamam olarak kullanılan Çifte Hamam, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan ihale sonucu 2013 yılında içkili gece kulübüne dönüştürüldü. Osmanlı mirası olan hamamın içinde şimdi ise ‘Çılgın Parti’ ve ‘İçkili Parti’ adı altında alemler yapılıyor.
Milli Gazetede yer alan habere göre, Kastamonu’da 503 yıllık Osmanlı hamamı Çifte Hamam, gece kulübüne çevirildi. Kulübe dönüştürülen hamamda yapılan restorasyon, eserin yapısını değiştirdi.
 

‘Komünist’ belediye başkanından bir ilk daha: Ovacık Sanat Günleri Festivali







‘Komünist’ belediye başkanından bir ilk daha: Ovacık Sanat Günleri Festivali
2014 Türkiye yerel seçimlerinde Tunceli’nin Ovacık ilçesinden Türkiye Komünist Partisi (TKP) ile Demokratik Haklar Federasyonu’nun (DHF) ortak adayı olarak belediye başkanı seçilen ve göreve geldiği günden bu yana farklı icraatlarıyla gündeme gelen Fatih Mehmet Maçoğlu, Ovacık’ta ilk kez bir sanat etkinliğine imza atıyor.
Ovacık Belediyesi, 24 Temmuz ile 30 Temmuz arasında 1. Uluslararası Ovacık sanat Günleri festivali düzenliyor.
İlk kez düzenlenecek olan bu festivalde müzik, sinema, tiyatro, resim, heykel, felsefe, sosyoloji, kadın, çocuk ve sağlık atölyelerinde çalışmalar yürütülecek.

Türkiye’den bir çok sanatçı, sinemacı, yazar, gazetecilerin de yer alacağı 1. Uluslararası Ovacık sanat Günleri’nde konserler ve söyleşiler de yer alacak.
kaynak: http://www.cnnturk.com/turkiye/komunist-belediye-baskanindan-bir-ilk-daha-ovacik-sanat-gunleri-festivali

AKP’nin zengin ettiği Cengiz’in kirli çamaşırları ortaya çıktı



AKP’nin zengin ettiği Cengiz’in kirli çamaşırları ortaya çıktı
Cumhuriyet’ten Pelin Ülker, dünyayı sarsan Panama belgelerinin Türkiye dosyasını kaleme aldı.
Belgelere göre AKP’nin ihale kralı Mehmet Cengiz, MossFon üzerinden altı off-shore şirket kurdu. Ve bu şirketleri kurarken tümünde yetkiyi ABD’de dolandırıcılık suçlamasıyla aranan Şeref Doğan Erbek’e verdi. Rıza Sarraf’ın Savcısı Preet Bharara’nın 70 yıl hapis istemiyle aradığı Erbek, ABD’ye adım atar atmaz tutuklanacak.
Mehmet Cengiz’in FBI tarafından aranan Erbek ile ilişkisi Panama belgelerinde ortaya çıktı. Belgelerde Erbek’in, Mehmet Cengiz’in şirketleri için aracılık faaliyeti yürüttüğü ve şirketlerin imza yetkilisi olduğu görülüyor. Türkiye ve İsviçre vatandaşı olan Şeref Doğan Erbek, Cenevre’de yaşıyor. Cengiz’in şirketlerinin bütün belgeleri de Erbek’in Cenevre’deki ofisinde tutuluyor. Banka hesapları da Erbek üzerine açılıyor.
YİNE O ADALAR
AKP’nin desteğiyle son dönemin en büyük ihalelerini alan Mehmet Cengiz, offshore ile ilgili tüm yolları kullanıyor. Niue ve Britanya Virjin Adaları’nı offshore merkezi olarak seçen Cengiz’in banka hesapları da Garanti Bankası ve Akbank’ın Amsterdam şubelerinde. Alım-satım, gümrük anlaşması, para aktarımı ve off-shore ile ne yapılabiliyorsa bunu Cengiz’in şirketlerinde görmek mümkün.


Mehmet Cengiz’in vergi cennetlerinde altı off-shore şirketi var. Bunlardan ilki 16 Temmuz 1999’da Niue’de kurulan Bonito International. Şirketin 200 bin hissesinin 40 bini Mehmet Cengiz’e ait. 3.333’er hisseler Ahmet Can Gümüşoğlu ve Mehmet Hakan Akkaya arasında bölünmüş. Bahama merkezli IPCO S.A, Cengiz Özçelebi ve Eurostock AG de şirket hissedarları arasında.

Can Gümüşoğlu, Mehmet Hakan Akkaya ve Cengiz Özçelebi, İTO sicil kayıtlarına göre Balen Makina Enerji İnşaat Sanayi şirketinin sahipleri. Cengiz Group bünyesinde faaliyet gösteren şirketin eski yönetim kurulu üyelerinin arasında Mehmet ve Ekrem Cengiz de var. Şirket aralarında İstanbul, Ankara, Konya, Rize, Malatya ve Konya Büyükşehir Belediyeleri’nin de bulunduğu AKP’li belediyelerle çalışıyor.

Mehmet-Ekrem Cengiz’in ortaklığındaki şirketlerden Digital European Company Ltd de 14 Haziran 2004’te Galler’in başkenti Cardiff’te kuruluyor. Şirket için Garanti Bankası’nın Amsterdam şubesinde açılan hesapta Şeref Doğan Erbek, Mehmet ve Ekrem Cengiz’in yetkisi bulunuyor.
ORTAKLAR İNGİLİZ
Cengiz’e ait diğer bir şirket Mec Metal Equipment & Consultancy Co ise 6 Temmuz 2006 tarihinde Londra’da kurulmuş. Yüzde 99’u yine Cengiz şirketlerinden Bonito International Inc’ye ait, yüzde 1’i ise İngiltere’deki ortağı Merlan Investment and Services Limited’ın. Mec Metal ve Merlan’ın Londra’daki adresi aynı.
Cengizlerin dördüncü şirketi Copal Trading and Consultancy, 10 Temmuz 2008 tarihinde kurulurken yüzde 99’u Britanya Virjin Adaları’ndaki Neckar Engineering Ltd, yüzde 1’i ise İngiltere’deki ortağı Pluto Overseas Trading Limited’e ait görünüyor. Copal Trading’in adresinin de Pluto’nun Londra’daki adresi ile aynı olması dikkat çekiyor. Şirket için Garanti Bank ve Akbank’ın Amsterdam şubesinde iki ayrı banka hesabı açılıyor.

23 Eylül 2008’de kurulan Rockcore Minerals and Metals Corporation, yine Ekrem ve Mehmet Cengiz’in. Şirketin yüzde 99’u Britanya Virjin Adaları merkezli Tawler Business’e, yüzde 1 hissesi ise İngiltere’deki Londra merkezli Rockcore Minerals and Metals Investment Ltd şirketine ait gösteriliyor.
Greycastle Enterprises Ltd ise Panama belgelerine göre Cengizler’in en son kurduğu off-shore şirket. 2 Aralık 2009’da Britanya Virjin Adaları’nda 50 bin dolarlık sermayeyle kurulan şirket için de Mehmet ve Ekrem Cengiz, Garanti Bankası Amsterdam şubesinde hesap açtırıyor.
Bu şirketler için bütün aracılık işlemlerini Erbek Services and Trust (EST SA) şirketi yani Şeref Doğan Erbek yapıyor.
DOLANDIRICILIK SUÇLAMASI
Güney New York Başsavcısı Preet Bharara’nın 10 Eylül 2015’te başlattığı soruşturmaya göre ABD borsalarına Çinli şirketleri getiren New York Global Group’un sahibi Benjamin Wey’in de finansal danışmanlığını yapan Erbek, 2007-2010 gizli anlaşmalar yaparak bu şirketlerin piyasa fiyatı ve talebi üzerinde manipülasyon yapmaktan suçlanıyor. İddianamede Erbek’e yöneltilen suçlamalar şöyle:
Menkul kıymet ve para transferi dolandırıcılığına teşebbüs, dolandırıcılık, menkul kıymet dolandırıcılığı, kara para aklama.
Wey ve Erbek hakkında ABD Sermaye Piyasası Kurumu SEC tarafından da dava açıldı.
İddianame ve SEC, Erbek’i, Wey ailesinin üyeleri için komisyon hesapları açarak gelirlerini gizlemeye yardım etmek, aile üyelerini kamuyu aydınlatma yükümlülüğünden kaçırmak ve Çinli şirketlerin hisse değerini artıracak alım satımlar yapmak iddialarıyla suçluyor.
KÂR ÜSTÜNE KÂR
Benjamin Wey Eylül 2015’te tutuklandı, ancak Erbek hâlâ ABD’de kaçak görünüyor. Erbek ve Benjamin Way hakkındaki iddianameyi hazırlayan Preet Bharara, Rıza Sarraf’ı tutuklama kararıyla son dönemde gündemi meşgul ediyor. Konuyla ilgili Bharara’nın ofisinden aldığımız bilgiye göre Erbek hakkında, aynı Rıza Sarraf gibi ABD’ye giriş yaptığı anda tutuklanma kararı var.
Erbek ise 9 Mart 2016’da mahkemeye gönderdiği mektupla suçlamaları reddetti. Yasadışı hiçbir şey yapmadığını, menkul kıymet dolandırıcılığının varlığından bilgisi olmadığını ve SEC’in yeterli kanıtı bulunmadığını iddia etti.
Gazetemize açıklamalarda da bulunan Erbek, avukatlarının mahkemeye itiraz dilekçesi yolladığını, yıl bitmeden suçlamaların düşmesini beklediğini söyledi. Soruşturmayla ilgili konuşan FBI yetkilisi Diego Rodriguez, Erbek ve Wey için, “İkili bu işlerden onlarca milyon dolar kâr ederken, asıl fatura hissedarlara kesildi” ifadelerini kullanmıştı.

HİSSEDAR ŞİRKETLER
Diğer yandan Erbek’in manipülasyon yapılmasında rol aldığı Çinli şirketlerden bazıları da MossFon kayıtlarında yer alıyor. EST SA aracılığıyla kurulan bu şirketlerden Roosen Commercial ve York Capital, IPCO SA’ya bağlı görünüyor.
IPCO SA, Panama belgelerine göre Mehmet Cengiz’in şirketlerinden Bonito International ve bu şirket üzerinden Mec Metal Equipment & Consultancy Co’nun hissedarı konumunda.
kaynak: http://www.cagdasses.com/guncel/45551/akpnin-zengin-ettigi-cengizin-kirli-camasirlari-ortaya-cikti

Mitingde Toplanan Milyonları Hazmedemeyip Çamur Atanları Kanıtlarıyla Yerin Dibine Soktu





Mitingde Toplanan Milyonları Hazmedemeyip Çamur Atanları Kanıtlarıyla Yerin Dibine Soktu


Müslüman, "İleri derecede oral s*ks haramdır" diyor, ya az yaparsa?





Müslüman, "İleri derecede oral s*ks haramdır" diyor, ya az yaparsa?
Sapkınlık artık utanma sınırını kaldırdı, sigara, alkol gösterini yasak ama s*ks tercihlerini yönlendirmek serbest...
Pelin Çift'e konuk olan ilahiyatçı Ali Rıza Demircan, İleri derecede oral s*ks haramdır diyor.
Emek kelimesi Kur’an da geçmez, İncil’de 27, Zebur’da 1, Tevrat’ta 28 kez geçer. O nedenle Müslüman emeğe saygıyı bilmez.

Kur’an kadın, cinsellik, evlenme, boşanma, eşcinsellik kelimeleri kadar emeği de işleseydi sanırım toplumda bu tip türemeler olmazdı.
Öyleyse sormak gerek, “ileri dereceye götürülmeyen oral seks haram değil mi demek istiyorsun” diye?
Bir şey haramsa külliyen haramdır, damlası, zerresi menfaat için kırpılamaz.
Aksi halde biri çıkar der ki, şarabın 3 bardağı geçincesi haramdır.
O zaman ne diyebileceksin?

Daha sonra konuşmasında Lut kavmine değiniyor ve yine ağzından çıkandan habersiz konuşuyor.
Üstelik konuşmasını dinleyebilmek için hızlandırıcı kullanmanız gerekiyor.
Çünkü az evvel söylediğini öylesine yavaş konuşuyor ki, kendisi de unutuyor.
A. Rıza Demircan-CİNSEL HAYAT.pdf
Bu canlının da benzerlerinden hiç farkı yoktur.
Eski söylemlerinde de aynısıydı, değişen bir şey, ileri atılan bir adımları yok.
Aşağıda konuyla ilgili bazı başlıkları arşivlerimizden sunalım…
Başörtüsü-Kapalı olduğum halde Tacize uğradım.

Dini nikâh tartışması. Bölüm-1

Dini nikâh tartışması. Bölüm-2

Küçük bir şey vereceksin, bir şey olmaz diye saldırıyor.
http://ahmetdursunarsivi.blogspot.com.tr/2015/07/musluman-ileri-derecede-oral-seks.html

Yeniden çekilecek olan 'Zübük' filminin başrol oyuncusu belli oldu





Yeniden çekilecek olan 'Zübük' filminin başrol oyuncusu belli oldu
Zübük tekrar izleyici karşısına çıkıyor. Kartal Tibet'in yönetmen koltuğunda oturduğu "Zübük"ün senaristliğini Atıf Yılmaz yapmış , başlıca rolleri ise Kemal Sunal, Nevra Serezli, Bülent Kayabaş, Kadir Savun ve Osman Alyanak gibi sevilen oyuncular paylaşmıştı. Eserin ilk filmi 1980 yılında çekilmiş ve dev isimleri buluşturmuştu.
Kemal Sunal'ın oynadığı 'Zübük' filminden seçim vaatleri

Filmin yeni versiyonunu Ezel Akay yönetmeye hazırlanıyor. Medyatava'dan Birsen Altuntaş'ın haberine göre, Haldun Çubukçu'nun senaryosunu yazdığı filmde Kemal Sunal'ın hayat verdiği İbrahim Zübükzade rolünü ise ünlü oyuncu Levent Üzümcü canlandıracak.
Filmin yönetmeni Ezel Akay, "Biz aslında filmi geçen yaz çekecektik. Ancak 15 Temmuz nedeniyle ertelemiştik. Filmin her şeyi hazır, bütçesinin çalışmaları bittikten sonra bu yaz sonu gibi çekmeye başlarız" dedi.
yeniden-cekilecek-olan-zubuk-filminin-basrol-oyuncusu-belli-oldu-318382-1.

http://www.birgun.net/haber-detay/yeniden-cekilecek-olan-zubuk-filminin-basrol-oyuncusu-belli-oldu-169273.html

Zaytung, İstanbul Valiliği’nin 'Adalet Mitingi' açıklamasını böyle 'ti'ye aldı



Zaytung, İstanbul Valiliği’nin 'Adalet Mitingi' açıklamasını böyle 'ti'ye aldı
Adalet Mitingi’yle ilgili sayı tartışması gündemini koruyor. Son olarak İstanbul Valiliği, “Miting alanında yüzölçümü dikkate alınarak yapılan inceleme ve ölçümleme sonucunda; katılımcı sayısının yaklaşık 175.000 olduğu sonucuna varılmıştır” açıklamasında bulunmuştu.
Bu açıklama üzerine sosyal medyada alay konusu olan İstanbul Valiliği, ironik haberleri ile bilinen Zaytung’unda haber konusu oldu.
"KİMSE YOKTU"
Zaytung da bugün İstanbul Valiliği’ni Tİ’Ye alan bir “habere” imza attı.
Zaytung “haberinde” şöyle dedi:
“İstanbul Valiliği: ”Gelen tepkiler üzerine bugün tekrardan gittik saydık. Kimse yoktu…”

Bakan Soylu'yu karşılayan manganın silahlarında dikkat çeken detay!





Bakan Soylu'yu karşılayan manganın silahlarında dikkat çeken detay!
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 15 Temmuz Şehitlerini Anma, Demokrasi ve Milli Birlik Günüetkinlikleri kapsamındaGölbaşı Mezarlığında düzenlenen şehitleri anma programına katıldı. Bakan Soyluyu karşılayan Özel Harekat Polisi Mangası’nın ellerindeki M16 otomatik tüfeklerinin namlularına takılı olarak ilk kez görüntülenen ’namlu emniyet pimi’ dikkati çekti.
Gölbaşı Mezarlığındaki programa, İçişleri Bakanı SüleymanSoylu,İçişleri Bakan Yardımcısı Mehmet Ersoy,İçişleri Bakanlığı MüsteşarıMuhterem İnce, Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok, Ak Parti Ankara Milletvekili Ertan Aydın, Gölbaşı Kaymakamı Şenol Esmer, Gölbaşı Belediye Başkanı Fatih Duruay ve ilçe protokolü katıldı.
Bakan Soylu, törenin yapılacağı Gölbaşı Mezarlığındaki Gölbaşı Şehitliği alanına gelişinde Özel Harekat Polisi Mangası tarafından karşılandı. Polis mangasının elindeki M16 otomatik tüfeklerinin namlularına takılı olarak ilk kez görüntülenen, ’namlu emniyet pimi’ dikkati çekti.

Türk bayraklarıyla donatılan şehitlikte, Kuran-ı Kerim tilaveti okunarak, şehitler için dua edildi.
Bakan Soylu ve beraberindekiler, 15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı gecede, Gölbaşında Özel Harekat Daire Başkanlığında şehit düşen polislerin mezarlarına kırmızı gül bıraktı. Ardından Bakan Soylu, şehit ailelerine Kuran-ı Kerim ve Türk bayrağı takdim etti.
GENEL MÜDÜR BAYGINLIK GEÇİREN ÖZEL HAREKET POLİSİYLE İLGİLENDİ
Emniyet Genel Müdürü Selami Altınok, şehitlikteki tören sırasında sıcak havadan etkilenen bir kadın Özel Harekat Polisinin yanına gelerek özel ilgi gösterdi. Ayağa kalkmak isteyen kadın polis memuruna Ayağa kalkma otur yerine, dinlen.
İstersen seni doktora gönderelim. Hepimiz insanız, demir çelik değiliz. Özel harekat polisiyim diye hastalanmayacak mısın? Geçmiş olsun diyen Altınoka polis memuru ise, İyiyim, kalabilirim yanıtını verdi.
 http://www.yurtgazetesi.com.tr/

DİKKAT!! SOYULUYORSUNUZ…… LÜTFEN DİKKAT!! TÜRK TELEKOM SİZDEN RESMEN ÇALIYOR.






DİKKAT!! SOYULUYORSUNUZ……
LÜTFEN DİKKAT!!
TÜRK TELEKOM SİZDEN RESMEN ÇALIYOR.
Emekli bir vatandaşımız yazmış.
Temel Bey merhaba.
Size bir konuyu arz etmek istiyorum. Türk Telekom GSM ve internet hizmetleri sunarken halkı resmen soyuyor. Üstelik bunu bilinçli bir şekilde yapıyor. Kimse bu soygunun farkına varmıyor. Dolayısıyla da ses çıkaramıyor. İnternet hizmetlerinde sınırsız diye sunduğu paketler de 1 hafta içinde “kotanız bitti” mesajını yolluyor. GSM lerde tarifeli dakika aşımına 70 krş ile dünyanın en pahalı ücretini yansıtıyor. Lütfen bu konuyu araştırıp halkımızı bilgilendirir misiniz?.
Doğruyu söylemek gerekirse bende bu konudan şikâyetçiydim. Son faturam tarife aşımından dolayı bayağı yüksek gelmişti. İlk olarak Türk Telekom’un 444 1 444 no’lu kurumsal hattını aradım. 15 dakika müzik eşliğinde reklam dinledikten sonra nihayet müşteri temsilcisine bağlanabildim. Faturam hakkında bilgi almak istediğimi söyledim.
– Limit aşımı yapmışsınız beyefendi.
– Peki. Ben yetkili biriyle görüşebilir miyim?
– Kayıt alalım 2 saat içinde size dönülecektir.
22 saat sonra……..
– Hanımefendi merhaba. İsmim Temel Sağıroğlu. Bir kaydım vardı. 2 saat içinde dönüş yapılacaktı. Üzerinden 22 saat geçti. Bir dönüş yapılmadı.
– Ben tekrar kayıt alıyorum. En kısa zamanda size dönüş yapılacaktır.
36 saat sonra……..

– Hanımefendi yine ben. Temel Sağıroğlu. Kayıt açmıştım. Dönüş yapılmadı.
– Bekleyin lütfen bağlıyorum.
10 dakika müzikli reklam……
– Buyurun ben takım lideri Gökmen
– Gökmen bey merhaba. İsmim Temel Sağıroğlu. Bana oldukça kabarık bir fatura gelmiş. Tarife aşımı ücretlendirme yapmışsınız. Dakika ücreti 70 krş. Doğru mudur.
– Evet Temel Bey doğrudur.
– İyi güzel ama Türk Telekom’un resmi sitesinde tarife aşımı ücreti 41.50 krş olarak ilan edilmiş.
Bir süre sessizlik……
– Temel bey her tarifenin ücretlendirmesi farklıdır.
– Gökmen bey sitenizde çok açık ve net bir biçimde şu ifade yer alıyor. “Tarifeler kapsamında dakikalar tüketildiğinde her yöne konuşma ücreti 41.50 krş tur.”
– Bu hangi sitede Temel bey
– Sizin sitenizde. Arama çubuğuna ” Telekom dakika aşım ücreti” diye yazın görürsünüz.
Uzun bir süre sessizlik……..
– Bu bizim değil. AVEA nın sitesi.
– Haydaaaaa… Avea siz değil misiniz?
– Evet Biziz. Ama size limit aşımı yaptigınıza dair uyarı mesajı gönderilmiş.
– ??? Ne alaka…Tamam arkadaşım ben cevabı mı aldım. Teşekkür ediyorum. Haklısınız bu millet hakkını aramayı bilmediği sürece siz ne yaparsanız yapın haklısınız.
Ben hattı mı aynı gün başka bir GSM operatörüne taşıdım. Tanıdığım herkesi de uyarıyorum. Hiç vakit kaybetmeden bu soyguna son veriniz. Çünkü gerçekten TÜRK TELEKOM tarafından resmen soyuluyorsunuz.

Saygılarımla
 http://www.turkishnews.com/tr/content/2017/07/10/dikkat-soyuluyorsunuz/

Ayak Parmaklarınız Kişiliğiniz Hakkında İpuçları Veriyor ‘Fala inanma, falsız da kalmaz’ derler. İster inanın ister inanmayın hayatınızda en az bir kez fal baktırmışsınızdır. Bu ister el falı olsun isterse de fincan falı.



Ayak Parmaklarınız Kişiliğiniz Hakkında İpuçları Veriyor
‘Fala inanma, falsız da kalmaz’ derler. İster inanın ister inanmayın hayatınızda en az bir kez fal baktırmışsınızdır. Bu ister el falı olsun isterse de fincan falı.
Şimdilerde ise ayaklarınız ve ayak parmaklarınızla ilgili karakterinize yönelik tahminler revaçta. Rekleksolog Jane Sheehan, insanların ayak şeklinin kişiliklerine dair ipuçları verdiğini öne sürüyor.
A, B, C ve D olmak üzere ayak şekline bakılarak dört farklı kişilik tespiti yapılabiliyor. Hemen kendinizinkini bulun ve karakterinizle ne kadar uyumlu olduğunu karşılaştırın. 
A tipi Kişilik
A tipi kişilikte, baş parmağı, ikinci ve üçüncü parmağınız aynı uzunlukta, son iki parmağınız ise bunlardan daha kısa şekilde. A tipi kişiliğe sahip kişilerin özellikleri:
Dışa dönük, sosyal ve karizmatiktirler.
Uzun süre aynı yerde oturmaktan sıkılırlar.
İlgi odağı olmayı severler.
Başarılı bir kariyerleri vardır.
Aşk hayatlarında tutkuludurlar.
B Tipi Kişilik
B tipi kişiliğe sahip bireylerin ayak parmaklarının uzunlukları neredeyse birbirine eşittir. Özellikleri ise şöyledir:
Çekingen ve sessizdirler.
İleri görüşlüdürler ve altıncı hisleri kuvvetlidir.
Duygularını kontrol edemezler.
Güvenilirdirler.
Düzenlidirler.
C Tipi Kişilik

C tipi kişiliğe sahip bireylerin ikinci parmakları başparmaklarından daha büyüktür. İşte özellikleri:
İyimserdirler.
Hevesli ve kararlıdırlar.
Strese dayanıklıdırlar.
Yardım etmeyi severler.
Lider özelliğe sahiptirler ve doğuştan liderdirler.
Spora düşkün ve yaratıcıdırlar.
D Tipi Kişilik
D tipi kişiliğe sahip bireylerin parmakları baştan sona kısalır. İşte özellikleri:
Sır saklamada iyidirler.
İç güzelliğe önem verirler.
Ruh halleri çok değişiktir.
Sevdikleri tarafından pohpohlanmayı severler.
Arkadaşlarınızla yazıyı paylaşarak kişilikleriyle uyuşup uyuşmadığını görmelerini sağlayın.
kaynak: http://tr.newsner.com/ayak-parmaklariniz-kisiliginiz-hakkinda-ipuclari-veriyor/hakkinda/faydali-bilgiler

Recep Tayyip Erdoğan Türk olmadığını kabul ediyor..! Helal Olsun Hocam Yüreğine Nefesine Sağlık Olsun. Bu Kadar Güzel mi Anlatılır Atatürk’ün Hizmetleri!



Recep Tayyip Erdoğan Türk olmadığını kabul ediyor..!
Helal Olsun Hocam Yüreğine Nefesine Sağlık Olsun. Bu Kadar Güzel mi Anlatılır Atatürk’ün Hizmetleri!
 https://www.youtube.com/watch?v=_hjwXB1IXWA&feature=player_embedded


Bilim dünyası ölümsüzlüğün sırrını buldu






Bilim dünyası ölümsüzlüğün sırrını buldu
Sürekli “yararlı mı zararlı mı” tartışmalarına konu olan kahve hakkında kapsamlı bir araştırma yapıldı. 500.000’i aşkın insanın dahil olduğu araştırmada kahvenin ölüm oranını düşürdüğü ortaya çıktı.
Kahve hakkında yapılan yeni bir araştırma, düzenli olarak kahve tüketmenin sağlığa yararlı olabileceği yönünde sonuçlar ortaya koydu.
10 Avrupa ülkesinde yarım milyondan fazla kişinin ölüm oranlarını incelediği araştırmanın sonuçları “Annals of Internal Medicine” adlı tıp dergisinde yayımlandı. Araştırma, Imperial College London ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın elde edilen verileri incelemesiyle tamamlandı.

Araştırmanın yapıldığı 16 buçuk yıl sonunda elde edilen sonuçlara göre, kahve tüketimi günlük 580 mililitreden fazla olan erkeklerin hayatını kaybetme ihtimali kahve içmeyenlere oranla yüzde 12 daha düşük.
Kadınlarda ise bu oran yüzde 7 olarak tespit edildi. Kahvenin etkilerini nesnel bir şekilde saptayabilmek için beslenme, sigara alışkanlığı gibi faktörler araştırmaya dahil edilmedi.
Araştırmacılar, diğerlerine kıyasla daha fazla kahve içen kişilerin ölüm riskinin hemen her hastalıkta daha düşük olduğunu tespit etti. Bu etkiye özellikle kalp-damar ve sindirim rahatsızlıkları örnek gösterildi.
Araştırma ekibinin başkanı Marc Gunter, yine de kahve tiryakilerine temkinli mesajlar veriyor. Gunter, “Uzun süre gözleme dayalı araştırmaların sınırlı olması nedeniyle kahve içilmesi veya içilmemesi yönünde tavsiye veremiyoruz” dedi.
Ancak Gunter, günde 3 fincan dolayındaki kahve tüketiminin sağlığa zararlı olmadığı, bilakis olumlu etkileri olabileceği yönünde sonuçlara ulaştıklarını kaydetti.

kaynak: sozcu.com.tr
Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/