<script async='async' src='//pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js'></script> <script> (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({ google_ad_client: "ca-pub-6864254610282912", enable_page_level_ads: true }); </script> insaNews: 08/08/17

8 Ağustos 2017 Salı

Dindarların Bilmesi Gerekenler




Dindarların Bilmesi Gerekenler
* Hayır, Hitler Ateist değildi.

* Ahlak, inananlara özel bir ruh hali değildir. Ahlak sözde kutsal kitaplardan önce de vardı.
* Bizim için dua etmeyin, “Allah doğru yolu göstersin” vs. tarzı cümleleriniz bizim için bir şey ifade etmiyor. Kime göre neye göre doğru?
* Sizin tanrınızdan nefret etmiyoruz. Olmayan bir şeyden nasıl nefret edilebilir ki? Pembe fillerden nefret ediyor musunuz?
* Dini inanç bir ispat değildir.
* Çoğu zaman en az sizin kadar sözde kutsal kitabınızı biliyoruz, hatta birçoğunuzdan daha fazla. (Yobaz dinsizler hariç)
* Bir kitapta, onun Tanrı'nın sözü olduğunun yazması bir kanıt değildir. Bir sonuç, kendi kendisinin sebebi olamaz.
* Sizin peygamberleriniz ve mucizeleri, tarihteki ne ilk ne de son örneklerdir. Aynı temada sayısız mitolojik örnek ve kişi vardır.
* İspat külfeti iddia edendedir. Tanrı'nın varlığı hakkında ispatı yapmak dindarlara düşer. Olmayan bir şeyin, ispatı da olmaz. Kitabınızda öyle yazması bir ispat değildir.
* Kalbi duygu diye bir şey yoktur. Kalp, kan pompalayan bir organdır. Duygular ve düşünceler beyinden başlatılmaktadır.
* Herhangi bir konuda fikir yürütürken; İncilden, Kurandan, Tevrattan, Hadisten, Hacı-Hocadan alıntı yapmak zaman ve işgücü kaybıdır. Siz, kendi aranızda konuşurken bu şekilde birbirinize üstünlük sağlıyor olabilirsiniz. İki tarafın da güvendiği bir kaynağa başvurmak tutarlı olabilir.
* Biz tek tip insanlar değiliz. Hayatın farklı alanlarından, farklı ortamlardan geliyoruz. Bilime, Sanata, Politikaya, Dünyaya bakışımız farklı olduğu kadar dine bakışımız da farklı. Ortak bir paydamız, yazılı bir kurallar bütünümüz yok.
* Bilimadamları dinleri ile değil meslekleri ve yapıtlarıyla bilinir. Ünlü Hıristiyan alim Newton denmiyorsa, ünlü katolik bilgin Pasteur denmiyorsa, büyük ateist kelamcı Freud denmiyorsa, meşhur deist üstad Edison denmiyorsa, Ünlü Müslüman Alim diye bir şey de yoktur. Dolaylı yolla İslam'ı övmek için, tartışmaya hiçbir katkı sağlamayan İbn-i'lere boşuna atıf yapmayın.



Evrim Üzerine



* Evrim teorisi çökmedi. Dedenizin dedesinin zamanında da "evrim çöktü" diye propaganda yapılıyordu, ama 150 yıldır nasıl oluyorsa bir türlü çökmedi.

* 150 yıllık süreçte bilimdeki gelişmeler evrimi destekler niteliktedir. "150 yıl önceki teknoloji çok ilkeldi" şeklindeki iddia geçerli bir kanıt değildir. Kaldı ki, tekerlek de 5000 yıllık bir keşif ama hala kullanıyoruz.
* Evrim bir "Ateist öğretisi" değildir.
* Darwin Ateist değildi.
* Evrim, Müslümanları aldatmak için kasıtlı olarak üretilmiş bir Yahudi/Hıristiyan komplosu da değildir.
* “Darwin bile kendi teorisine inanmıyordu” benzeri iddialar çocukçadır. Darwin bu konuya ömrünü adamıştır.
* Fantastik atlaslar ile evrimi çökertmeye çalışanlar dünyada alay konusudur. Haber konusu olması ve ilgi çekmesinin nedeni; "Bunlara inanan hakikaten var mı, bu kadar cahillik nasıl olabilir?" gibi sorunsalların irdelenmesidir.
* Biz maymunlardan gelmiyoruz. Hatta evrimsel açıdan diyebiliriz ki, insanlar en az 200.000 yıldır "insandan geliyor".
* 200.000 yıl önceki insanlar da maymundan gelmiyor. Ortak ata diye bir kavram var. Ve bu kavramın ifade ettiği canlı, evrimsel süreçte geriye doğru gidildikçe değişir. Bu ortak ata maymuna da benzer, balığa da benzer.
* Şu saçma iddiayı kim ortaya atmış bilmiyorum ama sık rastladığım için yanıt vereyim. Buna göre maymun yavruları doğar doğmaz tek başlarına hayata atılırmış ama insan yavrularına yıllarca bakım gerekirmiş. Bu nedenle de insan evrim geçirmiş olamazmış(!) Gorillere 5 yaşına kadar aralıksız anneleri bakar. Ömürleri zaten ortalama 30 yıl olan bu canlılar, 11-12 yaşından önce de kendilerini koruyamadıkları için sürüden ayrılamazlar.
* Evrim, insan gibi gelişmiş canlılarda kanlı canlı görülebilen, dünden bugüne sonuç veren bir şey değildir. Çünkü insan ömrü, evrimsel sürece göre çok kısadır. Mikroevrim ise gözlemlenebilir.
* Evrim teorisi dünyaca kabul görmüştür ve üstünde bilimsel konsensüs vardır. Evrim teorisi modern bilimdeki en güçlü teorilerden bir tanesidir. Yüz binlerce bağımsız gözlem ve araştırmayla sınanmış, biyoloji biliminin paleontolojiden moleküler genetiğe kadar her alanında doğal olayları öngörmekte başarılı olmuştur. Son 150 yılda evrim teorisini çürütebilecek hiçbir ikna edici kanıt ileri sürülmemiştir. "Alt tarafı teori..." gibi saptırmalar çocukçadır.
* Ve hayır, evrim hala çökmedi.


İslamın ayarı, ölçüsü, ılımlısı olmaz!: ‘Ateistleri tespit edip, peşlerine düşmeliyiz’





İslamın ayarı, ölçüsü, ılımlısı olmaz!: ‘Ateistleri tespit edip, peşlerine düşmeliyiz’

Malezya Devlet Bakanı Şahidan Kassım , ateizmin insan haklarına aykırı olduğunu ve ateistlerin tespit edilip peşlerine düşülmesi gerektiğini söyledi.
Malezya Devlet Bakanı Şahidan Kassım, ateizmin insan haklarına aykırı olduğunu, anayasada ateizme yer olmadığını ve bu yüzden ateistlerin tespit edilip peşlerine düşülmesi gerektiğini söyledi.
DHA’nın haberine göre, Malezyalı Bakan Datuk Seri Şahidan Kassım, Malezya’daki ateistleri bulmak için halktan yetkililere yardımcı olma çağrısı yaptı.
Başkent Kuala Lumpur’da bugün bir basın toplantısında konuşan Kassım, ateist sivil toplum kuruluşlarının tespit edilmesi konusunda halktan destek isterken, “Federal Anayasa ateizmden bahsetmiyor. Ateizm, Anayasa’ya ve insan haklarına aykırı,” ifadelerini kullandı. Parlamentodaki basın toplantısında Kassım, “Ateistlerin şiddetle peşlerine düşmemiz gerektiğini düşünüyorum. Bu grupları tespit etmek için de sizden destek istiyorum,” dedi.

‘DİNİ EĞİTİMSİZLİKTEN ATEİST OLUYORLAR’

Arau milletvekili olan Bakan Kassım, Malezya’da özellikle Müslümanların, dini eğitimsizlik nedeniyle ateist olduğunu iddia etti: “Aslında ateist olmak istemiyorlar; bu, dini eğitimlerinin olmayışından kaynaklanıyor. Yeni düşünce ekolleri tarafından yanlışa yönlendiriliyorlar.”
Müftüler, Müslüman iken ateist olanları eğitmek için müftüleri ve dini grupları göreve çağırdı.

‘ATEİST CUMHURİYETİ’ SAYFASININ PAYLAŞIMIYLA BAŞLADI

Ülkedeki ateizm tartışmaları birkaç gün önce bir Facebook paylaşımıyla başladı.
‘Ateist Cumhuriyeti’ ismiyle bilinen ve sosyal medyada bir milyondan fazla takipçisi olan bir hesapta, geçtiğimiz günlerde Kuala Lumpur’da yapılan bir buluşmanın fotoğrafları paylaşılmış, ülkedeki bazı kesimler bu paylaşımlar üzerine ateistlere ölüm tehditlerinde bulunmuştu.
‘Ateist Cumhuriyeti’ adlı sivil toplum kuruluşu dünyanın pek çok ülkesinde faaliyet gösteriyor.
İslami Meselelerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Wajdi Dusuki de bu konuyla ilgili açıklama yaparak, ateist grubu soruşturacakları sözü vermişti.

Ataması yapılmayan bir öğretmen daha intihar etti Sosyal Bilgiler Öğretmeni İsa Erdoğan sosyal medya hesabından acı bir not bırakarak intihar etti





Ataması yapılmayan bir öğretmen daha intihar etti
Sosyal Bilgiler Öğretmeni İsa Erdoğan sosyal medya hesabından acı bir not bırakarak intihar etti
Türkiye'de bir kriz haline gelen 'öğretmen atamaları' bir can daha aldı. Ataması yapılmayan Sosyal Bilgiler Öğretmeni İsa Erdoğan sosya medya hesabından acı bir not bırakarak intiharetti.

Öğretmenlerhaber.com'da yer alan habere göre; Erdoğan intihar etmeden önce sosyal medya hesabı Facebbok'tan "Öncelikle hepinizden ailemden arkadaşlarımdan yakın dostlarımdan, böyle bir üzücü durumu yaşattığım için özür diliyorum. Üzgünüm.
Uzun zamandır mutsuzum. mutlu nasıl olunur. onu bile bilmiyorum aslında.
Hayatımın geri kalanını devam ettirmek için umudumu, ışığımı kaybettim. Bu paradoksu kıramadım. Başka bir sebep aramanıza gerek yok.
Kendi irademle, kararımla aranızdan ayrılıyorum." ifadelerini kullandı.

"TÜM ORGANLARIMI BAĞIŞLIYORUM"

Genç öğretmen adayı intihar etmeden önce vasiyetini de açıkladı. Erdoğan vasiyetinde tüm organlarını bağışladığını, ve Erzincan'a defnedilmek istediğini belirtti.

İsa Öğretmenin 13 Hazirandaki paylaşımı:
Karneler dağıtıldı.
Ders notlarımıza bakalım.
*

Fizik… Kenan Kumaş, Karadeniz Teknik Üniversitesi mezunuydu, fizik öğretmeniydi, ataması yapılmadı, başka çare bulamadı, polis oldu, Sultanahmet'teki canlı bomba saldırısında şehit oldu.

*

Resim… Cennet Yiğit, Gazi Üniversitesi mezunuydu, resim öğretmeniydi, ataması yapılmadı, mecburen polis oldu, 15 Temmuz darbesinde Gölbaşı özel harekat merkezi bombalandı, şehit oldu.

*

Türkçe… Nuri Akman, Erzurum Atatürk Üniversitesi mezunuydu, Türkçe öğretmeniydi, ataması yapılmadı, tezkere bıraktı, teğmen oldu, birliğini taşıyan helikopter Hakkari'de düştü, şehit oldu.

*

Tarih… Hasan Aslan, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi mezunuydu, tarih öğretmeniydi, ataması yapılmadı, ne yapsın, gitti polis oldu, Şırnak'ta zırhlı aracına bombalı saldırdı düzenlendi, şehit oldu.

*

İngilizce… Musa Yüce, Kayseri Erciyes Üniversitesi mezunuydu, İngilizce öğretmeniydi, kpss'den dört defa yeterli puan almasına rağmen ataması yapılmadı, polis oldu, Diyarbakır Sur'da şehit oldu.

*

Matematik… Altuğ Pek, Adnan Menderes Üniversitesi mezunuydu, matematik öğretmeniydi, ataması yapılmadı, ara tara iş yok, tezkere bıraktı, teğmen oldu, Diyarbakır Silvan'da şehit oldu.

*

Edebiyat… İsmet Fatih Alagöz, Dumlupınar Üniversitesi mezunuydu, edebiyat öğretmeniydi, ataması yapılmadı, polis oldu, Sinan Çetin'in defalarca sabıkalı oğlu Rüzgar Çetin kafadan patlattı, şehit oldu, kan parası ödendi, herkes sustu, olan İsmet Fatih'e oldu.

*

Beden eğitimi… Tezcan Şentürk, Kırgızistan'da Jimnastik Enstitüsü'nden mezun oldu, beden eğitimi öğretmeni oldu, Türkiye'de denkliğini kabul etmediler, zaten burada okuyanları bile atayamıyoruz bir de yurtdışında okuyanları mı atayacağız dediler, öğretmenliği kabul edilmeyince, üç yıl iş aradı, yok, mecburen maden ocağına girdi, Soma'da 300 arkadaşıyla birlikte şehit oldu.

*

Matematik öğretmeni Kamil, öğretmen olarak atanmadı, Samsun'da liseye “hademe” olarak atandı. Edebiyat öğretmeni Recep, Hakkari'de “ayakkabı boyacılığı” yapıyor. Fen bilgisi öğretmeni Alev, İstanbul'da “palyaço” oldu, öğrencilerin doğumgünü partilerine gidiyor. Türkçe öğretmeni Hüseyin, İzmir'de “köfteci” oldu. İngilizce öğretmeni Aslı, Ankara'da “sekreter” oldu. Türkçe öğretmeni Ramazan, İzmir'de öğretmenlik yapması gereken okullarda “servis şoförlüğü” yapıyor. Sosyal bilgiler öğretmeni Mesut, Kastamonu'da öğretmen olması gereken okulların önünde “bardakta mısır” satıyor. Resim öğretmeni Yasemin, Samsun'da “makinist” olarak iş bulabildi. Sosyal bilgiler öğretmeni Orkun, Giresun'da “su tesisatçısı” oldu. Beden eğitimi öğretmeni Ahmet, Denizli'de “çaycılık” yaptı, şimdi bir otelde sigortalı iş buldu, “garson”luğa başladı. Elektrik öğretmeni Turan, Bursa'da “anketör”lük yapıyor, arada iş çıkarsa “badana”ya gidiyor. Türkçe öğretmeni Aybakır, haftada üç gün, günlüğü 40 liraya, Ankara'da marketlerin “tanıtım standları”nda duruyor. Resim öğretmeni Kadri, Edirne'de “kaldırım taşı” döşüyor. Sosyal bilgiler öğretmeni Mutlu, Aydın'da “çoban” oldu.

*

Kimya… Gamze Filiz Arslan, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi mezunuydu, kimya öğretmeniydi, ataması yapılmadı, canına kıydı.

*

Coğrafya… İbrahim Yeşilbağ, coğrafya öğretmeniydi, memleket coğrafyasının her yerine gitmeye razıydı, ataması yapılmadı, dört yıl öyle dolaştı, gitti kendini astı, cebinden sadece altı lira çıktı.

*

Sınıf öğretmeni… Nefize Özsoy, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi mezunuydu, sınıf öğretmeniydi, ataması yapılmadı, polis oldu, bir kız çocuğu annesiydi, ikinciye altı aylık hamileydi, Mardin Midyat'taki bombalı saldırıda, şehit oldu.

*

Sınıf öğretmeni… Bünyamin Aydoğan, Niğde Üniversitesi mezunuydu, sınıf öğretmeniydi, kanun hükmünde kararnameyle öğretmenlikten ihraç edildi, amele oldu, Kahramanmaraş Afşin'de sulama hattı inşaatında çalışıyordu, vinçle kaldırılan dev boru üstüne düştü, öldü.

*

Otomotiv… Ali Sevim, Sakarya Üniversitesi mezunuydu, otomotiv öğretmeniydi, ataması yapılmadı, polis oldu, Diyarbakır Sur'da şehit oldu.

*

Elektrik… Mustafa Öztürk, Gazi Üniversitesi mezunuydu, elektrik öğretmeniydi, ataması yapılmadı, polis oldu, Beşiktaş'taki bombalı saldırıda şehit oldu.

*

Esra, Hasan, Öznur, Çiler, Tuğba, Ayhan, Hanifi, Güldane, Nesrin, Ebru, Halime, Mustafa, Emel, Oktay, Hacer, Nigar, İrfan, Ümit, Alime, Onur, Alpaslan, Melike, Nilüfer, Ercan, Özlem, Neşe, Harun, Nusret, Rabia, Gökhan, Sibel, Oya, Saadet, Özgür, Nurcan, Aylin, Leyla, Gözde, Zehra, Orhan, Turna, Yunus… Yarısını bile yazsan bu kadar tutuyor, dile kolay, 76 gencecik öğretmen… Van depreminde, hırsızlar tarafından soyup soğana çevrilen devletimizin köhne binalarında, çürük okullarında, malzemesinden çalınmış lojmanlarında enkaz altında kalarak şehit oldular.

*

En son…

*

Müzik… Şenay Aybüke Yalçın, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi mezunuydu, müzik öğretmeniydi, henüz 22 yaşındaydı, Batman Kozluk'taki terör saldırısında şehit oldu.

*

Sayın ahalimizin 15 yıldır aralıksız “takdirname” verdiği karne bu!
Yılmaz Özdil

Diyabeti 5 gün içersinde ortadan kaldırmanın yolu!



Résultat de recherche d'images pour "cannelle"

Diyabeti 5 gün içersinde ortadan kaldırmanın yolu!
Diyabet Belirtilerini Sadece 5 gün İçerisinde Ortadan Kaldırmanın Yolu ! Hemde her evde bulunan basit iki malzemeyle !

Pankreasın yeterli insulin üretememesi veya vücudun ürettiği insülini etkili bir şekilde kullanamaması sonucu oluşan kronik ve insülin üreten hücrelerin azalması ile devam eden bir hastalıktır.
İki temel diyabet türü vardır

Tip 1 pankreas insülini üretmez
Tip 2 – pankreasın yeterli miktarda insülin üretmediği veya vücudun ürettiği insülini etkili şekilde kullanamaz.

Diyabetin nedeni tam olarak bilinememekle birlikte; genetik, obezite, diyet veya egzersiz eksikliği tip 2 diyabetin ilerlemesinde önemli rol oynayabilir.

Diyabetin belirtileri nelerdir ?

Aşırı susuzluk
Sık idrara çıkma
Bulanık görüş
Aşırı açlık

Artmış yorgunluk
Alışılmadık kilo kaybıdır

Şeker hastalığı vücudu nasıl etkiler

Zamanla yüksek kan şekeri seviyeleri, böbrek hastalığı, kalp rahatsızlığı ve körlük gibi birçok hastalığa neden olabilir. Kan dolaşımındaki fazla şeker arterlerinizi sertleştirebilir veya daraltabilir ve böbreklerinizdeki ve gözlerindeki küçük kan damarlarına zarar verebilir.
Diyabetin türüne bağlı olarak, birçok kişi belirli hapları her gün kullanmaktadır. Bazılarınınsa günlük insülin enjekte etmekten başka çaresi yoktur. Bununla birlikte, bu ilaçların hiçbiri genellikle sağlık sorunlarımıza zamanında, hızlı ve güvenli bir çözüm sunmamaktadır. Ayrıca kullandığımız ilaçlar her zaman vücudumuz tarafından özümsenmez.
Bu yazımızda şeker hastalığını kontrol altına almakta oldukça güçlü olan ve tamamen doğal bu tarifi sizlerle paylaşacağız. Ayrıca çok etkili olmasının yanında diğer alternatiflerine ve tıbba göre oldukça ucuzdur. Buna ek olarak sonuçları garantidir ve sağlığınızı riske atmaz. Şeker hastalığınızı kontrol altına almak istiyorsanız bu çözüm sizin için biçilmiş kaftan…

Malzemeler :

2 adet çubuk tarçın
1 yemek kaşığı karanfil
5 litre temiz su

Hazırlanılışı :

Tarçın ve karanfilleri şişelenmiş suyun içine koyun ve buz dolabında 4 5 gün kadar bekletin. Sonra karışımı süzün ve suyunu her sabah boş mideye yarım bardak tüketin. Bu ilacı 4 gün kullanmanız yeterlidir ardından yenisini yapın. Üç şişe kullandıktan sonra 15 gün ara verin. Bu şeker hastalığına tamamen doğal bir çaredir. Paranızı kurtaracak ve sadece beş gün içinde bu korkunç hastalığın etkilerinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olacaktır!
Lütfen ihtiyacı olan biri olabilir o yüzden bir kez paylaşalım.
Sağlıcakla kalın.

Çocuğunuz Yaramaz Değilse Dikkat Edin





Çocuğunuz Yaramaz Değilse Dikkat Edin

Yaramaz olmayan çocuk olur mu?

“Yaramazlık” yapan çocuğa karşı nasıl bir tavır sergilenmeli, Tüm çocuklar yaramazlık yapar, bazıları çok yapar bazıları az. Bu çocukların en doğal hakkıdır, hiç yaramazlık yapmayan çocuk yoktur, varsa da ya da çocuğunuzun hiç yaramazlık yapmadığını düşünüyorsanız bu büyük bir ihtimalle çocuğunuzda bilişsel ve fiziksel bir gelişim sorunun belirtisidir. Tabi yaramazlığın önce çerçevesini çizmemiz gerekmektedir. Yaramazlık; çocukların özellikle akranları ile paylaşımda bulunurlarken ya da tek başlarına olduklarından ihtiyaçlarına ve zevk aldıkları şekilde keyfi davranmaları durumudur. Bu tanımın açılımına, mutfakta üst raftaki şeker tabağını alırken kırmak, arkadaşları ile evin içinde futbol oynarken camı ya da vazoyu kırmak gibi olumsuz sonuçlar da doğurabilen bu davranış biçimleri aslında çocuğun pek çok anlamda sağlıklı bir ruh haline ve fiziksel gelişime sahip olduğunu gösterir. Bu noktada bu yaramazlık durumunu ailelerin yapıcı ve pozitif bir şekilde çocuğun gelişimine olumlu dönüşleri olacak şekilde sokmaları gerekmektedir. Çocuğu çok fazla baskılamadan, olumlu davranışları pekiştirirken olumsuz davranışları da kişiliğine zarar vermeyecek şekilde davranış üzerinden sorgulamasını sağlamalı ve bir daha ki sefere bu ve bunun gibi bir davranışı ortaya koyacağı bir uyaran olduğunda daha önce yaşanmış olan olumsuz sonucu da hesaba katmasını sağlamalıdır. Tabi ki bunu yaparken olabildiğince titiz davranılmalı çocuğun yaş-dönem özellikleri ve varsa özellikli durumlarını hesaba katarak süreci yönetmeli ve süreçte çocuktan bu doğrultuda beklenti içine girilmelidir.



Bireyin gelişiminde pek çok kritik evre vardır, bunlardan birisi de kendi ihtiyaçlarına ve zevklerine ayırdığı “dikkat” kalitesini, büyümeyle birlikte başkalarının zevklerine ve ihtiyaçlarına yönelik sunulan işbirliği teklifine de aktara bilmesidir. Bir çocuk akşama kadar hoşuna giden bir oyun için sizi işbirliğine zorlayabilir. Çocuğun ilerleyen yaşlarda, özellikle okul çağına geldiğinde, ilgisini çekmeyen, merkezde kendisinin yer almadığı pek çok konuda (dersler, kurallar, öğretmenlerin yönergeleri vb. gibi) dikkatini verebilmesi bu noktada yetişkin davranışlarının çocuğun ilgilisini dikkatini çekecek kanallar yaratabilmesi gerekmektedir.

Dikkat, ertelenmiş haz, içinde bulunduğunuz toplumda mutlu yaşamayı becerebilmek. İçinde bulunduğumuz toplumun gelişen iletişim olanakları, teknoloji kullanımındaki kontrolsüzlük ve kültürel gelişimin biyolojik gelişimin önünde gidiyor olması beraberinde pek çok toplumsal sorun doğurmaktadır. Bu sorunlar direkt olarak sizden ve ya çevrenizdeki direkt ilişki içinde olduğunuz bireylerden kaynaklanmıyor olsa bile toplumun bir parçası olduğunuz için dolaylı da olsa sizi etkilemektedir.
Unutmayın Sistemsizsiniz.  insan

Dünya'nın En Büyük İkinci Kanyonu Türkiye'de





Dünya'nın En Büyük İkinci Kanyonu Türkiye'de
Ulubey KanyonuAnkara'dan İzmir'e gidenler Uşak şehir merkezinden sola dönüp 30 km gidince Ulubey İlçesine varır. İlçe 5 bin nüfuslu küçük bir kasaba yerleşkesi kıvamındadır. Şirin bir iç ege kazası olan yerleşkede herkes hayatından çok memnundur. Ekonomik kriz olsun olmasın yöredeki tarım arazilerinin kişi başına düşen oranının yüksekliği bölgede ekin ve tarım arazilerinden kazanılan karın yüksek olması ve hayvancılığın gelişmiş olması nedeniyle insanların rahat bir yaşam sürdüğü söylenebilir.


Roma ve Büyük İskender dönemlerinden kalma tarihi yerlere de (Roma Hamamı-Aksa Köyü, Blandos Harabeleri-Sülümenli Köyü) ev sahipliği yapmaktadır. Derin vadilerle çevrili çam ormanları ile Ulubey İlçesi yaşanılası ender iç ege yerleşkelerine-köylerine sahiptir. Özellikle Kurudere-Kızlık, Hanyeri, Aksaz Köyleri doğa ile yaşamın iç içe olduğu eşsiz güzellikte manzaralarla nefis yaşam ortamları sunmaktadır. 


Ulubey İlçesin'de öyle bir yer var ki dünya üzerinde Amerika'daki Büyük Kanyondan sonra uzunluğu en fazla olan kanyondur (75 km). Ulubey Özel İdare Müdürlüğü'nün üstün çabaları ile geçen yıllarda vadiye enfes bir cam balkon sistemi kazandırılmıştır. Türkiye'de başka bir eşi benzeri daha olmayan derinliği 130-170 mt arasında değişkenlik gösteren bu Ulubey Kanyonu her geçen gün artarak devam eden turiste keyifli bir seyir imkanı sunmaktadır.

Atanamayan öğretmen çiftçi oldu, pitahaya yetiştirdi… Meyvesini dalında 14 liraya sattı





Atanamayan öğretmen çiftçi oldu, pitahaya yetiştirdi… Meyvesini dalında 14 liraya sattı

Meyvesini dalında 14 liraya sattı
Adana’da atanamayan Türkçe öğretmeni 28 yaşındaki Çiğdem Karaşahin ve aynı yaştaki kuzeni işsiz elektronik teknikeri Harun Karaşahin, katma değeri yüksek olan ‘ejder meyvesi’ olarak bilinen tropikal ‘pitahaya/pitaya’ meyvesi serası kurup ilk hasadı yaptı.

Girişimci kuzenler, pamuk denince akla gelen Adana’da geçen yıl, ailelerinin evinin yanındaki 1 dönümlük arsayı 60 bin lira harcayarak sera haline getirip televizyonda gördükleri pitahaya meyvesini üretici Mehmet Tanrıverdi’nin desteği ile dikti.
Zirai ilaç kullanılmadan kendi kendine yetişen ve masraf istemeyen pitahayanın ilk hasadını yapan Çiğdem ve Harun Karaşahin, meyvelerin tanesini 14 liradan dalında sattı.
Çalışmaların çok iyi gittiğini belirten Çiğdem Karaşahin yeni sera için hazırlık yaptıklarını söyledi. Karaşahin, “Biz bu işi haberlerde gördük ve amcamın oğlu ile girdik. Bu işe girdiğim için çok mutluyum. İlk etapta 60 bin lira masraf ettik. Ama bu masrafımızı ikinci yılda çıkaracağımızı düşünüyorum. Şimdiden ikinci sera için çalışmalara başladık” dedi.


İş bulamadığı için kuzeni ile birlikte üretici olan Harun Karaşahin ise, “Çiftçilikle uzaktan yakından alakamız yok. Bu meyveyi televizyonda haberleri izlerken gördük ve işe giriştik. Şu an şu an her şey çok iyi gidiyor. Dönüme aldığımız meyve sayısı her geçen gün artacak. Bu bitkiyi diktiğimiz için çok mutluyuz. Geleceğe yatırım olarak görüyoruz. Bu yıl aralık ayına kadar 2 bin adet meyve satmayı hedefliyoruz” dedi.
Tropikal meyve üreticisi Mehmet Tanrıverdi ise pitahayanın muz üretiminden daha karlı olduğunu söyledi. Ürünü ilk kez Mersin’de kendisinin yetiştirdiğini söyleyen Tanrıverdi şöyle konuştu:

“Adana’da 2 girişimci arkadaşımız burada çalışmalara başladılar. Adana tarımına alternatif olacak bir ürün denilebilir. Meyvenin her birini dalında 14 liraya sattılar. İlk kuruluş aşamasında biraz masrafı var ancak onun dışında bir masraf istemiyor. Çok az su veriliyor.

Bugün markette kaç liraya satıldığını bilmiyorum. Ancak bugün dalında tanesi 14 liradan satıldı. Yıllar içerisinde bu fiyatın düştüğünü hesap etsek bile tanesi en az 5 liradan satılacağını hesap ediyorum. Bir seradan 10 bin meyve satılsa bile bu 50 bin lira eder. Bu bir muz serasından daha fazla kazandırır.

Üreticiler olarak ilk amacımız Avrupa’da görücüye çıkmak. Tayland ve Vietnam üretici durumunda. Ancak onlar bu ürünün pazarına uzaklar. Orada yetişen bir ürün 25-30 günde Avrupa ülkelerine ulaşıyor. Bizim böyle bir sorunumuz yok. Kısa bir süre sonra Avrupa piyasasının bizim olacağını düşünüyorum.” 
Düzenlenen hasada katılan Adana İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Muhammet Ali Tekin ise, pitahayanın bölgede buğday, mısır veya sera ürünlerine alternatif haline gelebileceğini söyledi.

Tekin, “Bu ürünün yaygınlaşması için elimizden geleni yapacağız. Pazarlamasında bir sıkıntı yaşanmıyor. Yurtiçi ve yurtdışı piyasası açık olan bir ürün. Özellikle bizim bölgemizde yetişmesi için çok uygun bir bitki.


Adana’da ilk kez hasadı yapıldı. İlk amacımız, bu ürünün ülke ekonomisine kazandırılması. Bu bitkinin dikildiği seranın yıllar ilerledikçe 30 bin adete kadar meyve verdiği belirtiliyor. Bu müthiş bir gelir demektir.” 

Kalorisi düşük bir kaktüs meyvesidir. Az yağışlı tropik bölgelerde, Meksika, güney ve kuzey Amerika kıtası, Vietnem, Kosta Rika gibi sıcak iklimlerin meyvesidir.

Amerika kıtasının asıl yerlileri kızılderililer, bu meyveyi ciddi bir besin kaynağı olarak kullanmışlardır. Kıtada bulunan özellikle ekşi türleri, doğa yürüyüşleri yapan kişilerin ferahlamasını sağlamaktadır.

Ejder meyvesi olarak da bilinen tatlı pitahayalar ise etli kısımlarındaki kremsi yapısı ile dikkat çekerken damakta kivi, kavun tadına benzer hoş bir esinti bırakmaktadır. Günümüzde doğal yapısı dışında çeşitli kültür türleri ile farklılıklar kazanan pitaya meyvesi özellikle kolesterol düşürücü, tansiyon dengeleyici, antioksidan ve kansere karşı koruyucu yapısı ile tercih edilmektedir.

kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/foto/ekonomi/798641/7/Atanamayan_ogretmen_ciftci_oldu__pitahaya_yetistirdi…_Meyvesini_dalinda_14_liraya_satti.html

Eski Pentagoncu Rubin, CIA-Barzani ilişkisi için öyle şeyler yazdı ki..





Eski Pentagoncu Rubin, CIA-Barzani ilişkisi için öyle şeyler yazdı ki..

Michael Rubin, American Enterprise Institute için kaleme aldığı ve Newsweek’te de yayınlanan yazısında, CIA-Barzani ilişkisinde öne çıkan detayları yazdı…
Michael Rubin, American Enterprise Institute için kaleme aldığı ve Newsweek’te de yayınlanan yazısında, Batı dünyasının insan hakları konusundaki ikiyüzlü tavrını eleştirirken, CIA’in Barzani ailesi ile olan yakınlığıyla ortaya çıkan ikileme dikkat çekiyor.

İstihbarat ajanslarının yasadışı faaliyetlerde bulunan ve insan hakları ihlallerine imza atanlarla işbirliği içerisinde olmasının nasıl mümkün olabileceğini sorgulayan Rubin, ”ideal bir dünyada” CIA’in eline kan bulaşmış kişilerle işbirliği içerisinde olmasının yadırganması gerektiğini belirtirken, geçmişte Çakal Carlos’un yakalanması için CIA’in çok sayıda ABD’liyi öldüren bir teröristle işbirliği yaptığını da anımsatıyor.
Rubin’e göre, istihbarat ajansları bilhassa terörle mücadele konusunda ağaçlar için ormanı görmezden gelmemeli.
Bir örnekle durumu açıklayan Rubin, Manuel Noriega’nın Panama’da diktatör olduğunda dahi CIA için önemini yitirmediğini anımsatırken, Noriega’nın CIA ile işbirliğini bitiren ise sadece siyasi istikrarsızlık sürecine girmesi ve ortaklıktan çıkarak ‘av’ haline geldiğini işaret ediyor.
Rubin’in bir diğer örneği ise Türkiye’de yakından tanınan bir başka terörist, Gulbuddin Hikmetyar, Afganistan ile Rusya savaşırken CIA tarafından desteklenen bir isimdi diye ekliyor, Rubin.

CIA – BARZANİ DESTEĞİ

Rubin’in başta CIA olmak üzere Batı istihbarat ajanslarını eleştirirken örnek verdiği bir diğer isim ise Mesud Barzani, Rubin’e göre CIA, Celal Talabani’nin rakibi olan Barzani’yi desteklerken geçmişteki hatalarını tekrar ediyor.
Barzani ve Talabani arasındaki en büyük benzerliğin nepotistik olmalarına bağlayan Rubin, her iki adamın da başta çocukları olmak üzere yakın akrabalarını kritik görevlere getirdiklerini de anımsatıyor. Talabani, nihayet davranışlarından rahatsız olduğu oğlunu Londra’ya sürgüne gönderirken, Barzani’nin kendi çocuklarının aşırı davranışlarına karşı kayıtsız ve sessiz kalışının altında yatan tehlikeye dikkat çekiyor.
Barzani’nin çocuklarını kendi özel okullarında okuttuğu ve onları yetiştirirken ”üstün oldukları” algısını çocukların zihinlerine kazıdığını iddia eden Rubin, baba Barzani’nin tüm söylemleri ve savunmalarına rağmen Masrour Barzani’nin dengesiz ve sapkın davranışlarının bir sır olmadığını da anımsatmış.
Rubin, Uluslararası İnsan Hakları Örgütü’nün Irak Kürdistanı’ndaki hapishanelere gerçekleştirdiği bir ziyaret esnasında tutuklu bulunan bir kişinin kendilerine işkence gördüğünü ve başına gelenlerin tek sebebinin Masrour Barzani’nin şirketinde hisse sahibi olmak istediğinde bu teklifi geri çevirmesiyle alakalı olduğunu anlattığını ve bu sözlerin rapor edildiğini söylüyor. Rubin, 2005’te Kemal Said Kadir adlı bir şahsın kaleme aldığı bir yazı dizisiyle Barzani’yi eleştirmesi nedeniyle Masrour’un kontrolündeki güvenlik güçleri tarafından tutuklandığını ve 15 dakika süren bir mahkemenin ardından 30 yıl hapis cezası aldığını da sözlerine ekliyor.

Said Kadir daha sonra örgütün raporu yayınlanınca serbest bırakıldı.

Masrour’un davranışlarının Irak Kürdistanı’nda demokrasinin zayıflamasında büyük bir etkiye sahip olduğunu ve aldığı kararların sonuçlarının verimsizliğini anımsatan Rubin, Masrour’un hatalarından ders almayı öğrenemediğine de dikkat çekerken Viyana’da Masrour ve korumalarının bir saldırı ve cinayete teşebbüs suçlamasıyla tutuklandığı olayı işaret ediyor.

İNSAN HAKLARI İHLALLERİNİ GÖRMEZDEN GELMEYE YATKIN

Barzani ailesinin karıştığı yolsuzlukları eleştiren Sardasht Osman adlı gazetecinin öldürülmesinde Barzani ailesinin suçu Sünni isyancıların üstüne atmış olmasına rağmen, çok sayıda gazetecinin bu olayın sorumlusu olarak Masarour’u gördüklerini de söyleyen Rubin, Amerikan istihbarat topluluğunun Barzani ailesinin insan hakları ihlallerini görmezden gelmeye yatkın olduklarını da iddia ediyor.
CIA tarafından Masrour’un aşırı davranışlarının görmezden gelinmesinde IŞİD’le mücadelenin etkili olduğunu belirten Rubin, Barzani’nin partisinin aynı anda hem IŞİD’le savaşıp hem de bu grupla kazançlı bir ticaret geliştirmesinin çok sayıda kişinin dikkatini çektiğini de anımsatmış.
Kürtlerin ABD’nin Özel Kuvvetleri ile birlikte çalışmaya başlamasının ardından, ABD ile yapılan işbirliğinin görüntülerinin dışarı sızdırılmasında Barzaniler’in etkili olduğunu, ancak Kürtlerle çalışan Özel Kuvvetler askerlerinin yayınlanan fotoğraflarda kimliklerinin ortaya çıkmasının da Pentagon üzerinde şok edici bir etkisi olduğu da belirtilmiş.
Rubin’in işaret ettiği bir diğer konu ise Kürdistan’ın bağımsızlık referandumu, bu oylamanın asıl amacının Kürdistan’ın ekonomik ve demokrasi problemlerini perdelemek olduğunu söylerken, Masrour Barzani’nin babasından sonra Kürdistan’ın yeni lideri olarak iktidarlarını kalıtsal hale getirmek istediğini de iddia ediyor. Bu kaygıyı taşıyanlar ise başta Avrupalılar. Aynı zamanda, kurduğu bu tip ortaklıkların CIA’in çalışma şeklini de sorgulamayı gerektirdiği Rubin tarafından ifade edilmiş.
Rubin şu kritik soruyu da yazısında öne sürüyor, ‘eğer babasının yerine geçecek olursa Masrour’un davranışları gelecekte Kürdistan’ın bağımsızlığını ne şekilde etkiler?’

Çeviri: Şıvan Okçuoğlu

MEB, öğretmenlere Ensar Vakfı yayınlarını tavsiye etti





MEB, öğretmenlere Ensar Vakfı yayınlarını tavsiye etti

Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) Öğretmen Adayları Yetiştirme Programı’nda daini kitap önermesine tepki gösteren adayla “Mesleğimizi hakkıyla yapabilmek için İslam ahlakı ile ilgili kitaplar okumamıza gerek yok” dedi.
Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürlüğü, ataması yapılan 20 bin 125 öğretmene uygulanacak “Öğretmen Adayları Yetiştirme Programı” ile ilgili yazıyı milli eğitim müdürlüklerine gönderdi.

Sözleşmeli olarak atanan aday öğretmenler, 654 saatlik bir programa katılacak. Bu program çerçevesinde öğretmen adaylarına önerilen kitaplar arasında Ensar Yayınları’ndan “Ana Hatlarıyla İslam Ahlakı”, “Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi”, “İslam Ahlak Felsefesine Giriş” gibi kitaplar da var.

Öğretmen adayları hem kendilerine kitap önerilmesine hem de kitapların seçimine tepki göstererek, “Öğrencilerimize araştırmayı, sorgulamayı, özgür düşünceyi öğreteceğiz ama kendi kaynaklarımızı seçme özgürlüğümüz bile yok. Milli Eğitim Bakanlığı doğru kaynakları seçeceğimize güvenmiyor olmalı ki bize kitap listesi hazırlamış’” dediler.

ÖNERİLEN KAYNAKLAR

Cumhuriyet’te yer alan habere göre, öğretmen adaylarına önerilen kaynaklar da şunlar:
Millî Kültür Meseleleri ve Maarif Davamız/Samiha Ayverdi, Kubbealtı Neşriyat, Değerler Eğitimi ve Okul Etkinlikleri/ Muhammet Yılmaz, DEM Yayınları, Okul Öncesinde Değerler Eğitimi Etkinlikleri/ Zeynep Özli Özdemir, DEM Yayınları, Ahlak ve Değerler Eğitimi/ Recep Kaymakcan, Hasan Meydan, DEM Yayınları -Psikoloji, Din ve Eğitim Yönüyle İnsani Değerler/ Hayati Hökelekli, DEM Yayınları, Karakter Okulu Kitaplığı/ Perese Serisi, EDAM Yayınları, Ana hatlarıyla İslam Ahlakı/ Mustafa Çağrıcı, Ensar Yayınları, Ahlak Psikolojisi ve Sosyal Ahlak/ Erol Güngör, Ötüken Yayınları, Hz. Peygamber ve Merhamet Eğitimi, DIB Yayınları, İslam Ahlak Felsefesine Giriş/Cafer Sadık Yaran, Dem Yayınları, Türkiye’nin Maarif Davası/ Nurettin Topçu, Dergâh Yayınları.

kaynak: ilerihaber.org

FETÖ’NÜN AMACI ATATÜRK'CÜ SUBAYLARI TEMİZLEMEKTİ




FETÖ’NÜN AMACI ATATÜRK'CÜ SUBAYLARI TEMİZLEMEKTİ

Eski Başsavcı Saim Öztürk, “Savcı Yarbay Z.D., Nurettin Veren’in ifadesini aldıktan kısa süre sonra Genelkurmay’a bir kaset gönderildi. Savcıya soruşturmadan ötürü tuzak kurulduğu biliniyordu. Z.D. TSK’ya zarar vermemek için istifa etmek zorunda kaldı” dedi
Ankara Başsavcılığı, FETÖ’nün Kara Kuvvetleri’ndeki yapılanmasına ilişkin hazırlanan iddianamede, soruşturmayı başlatan ihbarcı M.S.K’nın ifadesine de yer verildi. FETÖ’nün Kara Kuvvetleri yapılanmasında görev aldığını söyleyen M.S.K, karargahtan evrak çıkarmanın çok kolay olduğunu belirtti. Ankara Cumhuriyet Savcısı Ali Alper Saylan tarafından hazırlanan iddianamede M.S.K.’nın şu ifadeleri yer aldı:
ARAMA YOK:

Belgeler flash bellek içerisine FETÖ abisi tarafından bilgi ve belgeleri üst abilere ileten ‘Taşıyıcı’ ya da müdür yardımcısına teslim edilir. Flash bellekler şifrelidir, şifre yanlış girildiğinde bilgiler silinir. Karargâhtan evrak çıkarmak kolaydır çünkü içeriye girerken yapılan detaylı arama dışarıya çıkarken yapılmaz. Subayların getirdiği evrak tarayıcıda tarandıktan sonra kâğıt kıyma makinesinde kıyılıp ozonlu su ile hamur haline getirilir. Daha sonra tuvalete atılır.

TALİMATLAR EMRE’DEN:

KKK Genel Sekreterlik’te çalışanlar ve emir subaylarıyla ilgileniyordum. Bizler bu grupta ilgilendiğimiz örgüt üyesi şahısların kod adlarını ve açık kimlik bilgilerini bilirdik ancak askerler bizim sadece Kod (K) adımızı bilirlerdi. Sorumlu olduğum askerlerle haftada bir kendi evimde buluşurduk, istişare grubunda görev yapan (öğretmen olarak adlandırılan subay abileri) kişiler ile de birbirimizin evinde, Emre kod adlı müdür yardımcısının (öğretmenlerin imamı) altında toplanarak değerlendirmeler yapardık.Talimatlar Emre’den gelirdi.

2012’DE ATAĞA GEÇTİLER:
2011 yılında genel bazda ilgilenilirken 2012’de daha özele inilmiştir. Örgütün 2012’de atağa geçtiğini ve çok ciddi manada KKK karargahı içerisine yerleştiğini değerlendirmekteyim.

FETÖ’CÜLERİN AMACI ULUSALCI ASKERLERİ ORDUDAN TEMİZLEMEKTİ
Örgüt yapılanmasında menfaatin söz konusu olmadığını öne süren M.S.K., subayların tamamı cennet vaadi ile ikna edildiğini vurguladı. Subaylara amacın ‘ulusalcıları temizlemek’ olarak gösterildiğini ifade eden M.S.K., şunları kaydetti: “Maneviyat ön plandadır. Tek amaç ahireti kurtarmaktır. Namaz, cem veya ima yolu ile kılınır. Cumalara gidilmez. Her subayın, kod adı, gerçek adı ve kendisine verilen sayısal numarası mevcuttur. İlk önce bunlar düzenli tutulur ancak daha sonra kod adı ve gerçek adı listelerden çıkartılır, sadece sayısal numaralar kullanılır. Örgüt içerisinde insanların bilinçaltına hükmedip daha sonrasında da onları motive etmek amaçlı Osmanlı-Bediüzzaman ve Fetullah Gülen şeklinde sıralama yapılır. Osmanlı’nın bu topraklarda yıkıldığını ve tekrar bu topraklarda dirileceğini, bayrağın tekrardan bu topraklarda dalgalanacağı vurgusu yapılırdı.”


ENSAR BAŞKANI KONUŞURSAM ÇOK SAYIDA POLİTİKACI MAĞDUR OLACAK





ENSAR BAŞKANI KONUŞURSAM ÇOK SAYIDA POLİTİKACI MAĞDUR OLACAK

Rize İl Özel İdare Genel Sekreter Yardımcısı, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Rize İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ve Kızılay Şube Başkanlığı görevlerini yürüten 56 yaşındaki Mehmet Nuri Gezmiş, küçük yaştaki 2 erkek çocuğa cinsel istismardan 24 yıl 8 ay hapis cezası aldı.
Rize 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya tutuklu sanık Mehmet Nuri Gezmiş, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla katıldı, sanık avukatları da salonda hazır bulundu.
Sanığın avukatı, müvekkilinin beraatini talep etti.
Mahkeme heyeti, sanık Mehmet Nuri Gezmiş’e “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçundan 7,5 yıl, “çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan da 16 yıl 8 ay olmak üzere 24 yıl 2 ay hapis cezası verdi.
Yerel haber sitesi Trabzonajans’ta Gezmiş’in ”Konuşursam pek çok politikacı ve önemli isim mağdur olacak” dediği yazıldı.

Meclis Başkanı 5 milyonluk Mercedes’e binerken, ‘Sefalet’ listesinde 65 ülke arasında Türkiye altıncı sırada!





Meclis Başkanı 5 milyonluk Mercedes’e binerken, ‘Sefalet’ listesinde 65 ülke arasında Türkiye altıncı sırada!

‘Sefalet’ listesinde 65 ülke arasında Türkiye altıncı sırada!
Türkiye, ülkelerin işsizlik ve enflasyon oranlarını baz alarak hazırlanan “sefalet endeksi”nde altıncı oldu.

Bloomberg’in hazırladığı listede, geçen yılı 18,4 puanla yedinci sırada tamamlayan Türkiye, bu yıl “sefalet”te altıncı sıraya yükseldi.
Sözcü’den Engin Esen’in haberine göre 748.3 puan açık ara önde olan Venezuela’yı 32.8 puanla Güney Afrika, 31.1 puanla Arjantin, 26.1 puanla Ukrayna takip etti.
Beşinci sırasında Yunanistan’ın bulunduğu 65 ülkeli listenin altıncı sırasında ise Türkiye var.
Listenin ilk onunda Türkiye’nin ardından sırasıyla İspanya, Sırbistan, Brezilya ve Uruguay var.
‘Ekonomik kriz’in etkisi son dönemde iyiden iyiye hissedilirken, Başbakan Binali Yıldırım hükümetin öncelikli programının ekonomi olduğunu söylemişti.

kaynak: http://haber.sol.org.tr/toplum/sefalet-listesinde-65-ulke-arasinda-turkiye-altinci-sirada-205273

işte Budur Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu -




Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu - 
1. İslam dini dünyada yaşansın diye gönderildi, ahirette değil. Yani dünyayı terk et, hiçbir şey yapma, ahirette kazanırsın mesajını vermiyor. Müslümanlar dünya-ahiret dengesini yitirdiler.
2. Biz Müslümanlığı sadece inanma ve namaz, oruç, hac gibi belli ritüelleri yerine getirme olarak algıladığımız sürece bu mahçup edici durum devam edecektir.
3. Ortadoğu toplumları barut fıçısı gibi. Birbirlerine duydukları öfkeyi mezhep, din duyarlılığı veya öteki üzerinden dile getiriyor, onlar üzerinden kimlikler şekilleniyor. Toplum olarak ayrıştığımız, artık birbirimize öfke duyduğumuz doğrudur. Bunlar sosyal birlik beraberliğimiz açısından alarm noktalarıdır.
4. Serbest pazar mantığıyla fetva arayan, müşteri memnuniyetine göre fetva verenler kapladı ortalığı. İslam âlimlerinin içinde yaşadığı hayatla ve gerçekliklerle bağı koptu. Üçüncü, beşinci asırda yazılan kitaplardaki bilgileri tekrar ederek insanlara dini anlattığımızı düşünemeyiz. 50 küsur İslam ülkesi var, paramparçayız.
5. İslam barış dinidir diyoruz ama kimseyi inandıramıyoruz, çünkü birçok yerde Müslümanlar birbirinin boğazını sıkıyor. Birbirinin Müslümanlığını beğenmez oldular, birbirini itham ve tekfir ederek sürekli camdan aşağı atmakla meşguller.

6. Her şeyin altüst olduğu, fırsat eşitliğinin olmadığı, işgaller altında umutların tükendiği, siyasal katılımın olmadığı toplumda sadece din anlatarak insanları mutlu edemeyiz. İslam dünyası acilen bilgi, çalışma, üretme, temizlik, sosyal barış, sosyal adalet, insan hakları, kadın hakları, çevre, özgürlükler, ötekinin hakkı gibi temel konularda zihnini durultmak ve bu konularda mesafe almak zorunda. İslamiyette ibadet sadece kıldığımız namaz değildir. İnsanlığa, dünyanın imarına, sulha, barışa hizmet eden her davranış ibadettir.
7. Gönlüm isterdi ki, evrensel ilâhî din olan İslam’ın günümüz uleması dünyada kanıksadığımız bunca eşitsizlik, sömürü, adaletsizlik, güçlü ve egemenin oldu bittileri karşısında hakkın sesi olsun, her türlü ayırımcılığa karşı çıksın, bizlere hepimizin Âdem’in çocukları kardeşler olduğumuzu, insan olarak eşit ve değerli olduğumuzu, insanca bir hayatın hepimizin temel hakkı olduğunu hatırlatsın. Ama öyle olmadı ve olmuyor. Olup bitene eleştirel baktığımızda bunu açıkça görüyoruz.
8.Bugün birçok dini cemaat birer ekonomik sektöre dönüştü. Unutmamalı, Türkiye’de dini gruplar kamusal alana sirayet etmeye başladığı, kapalı ve kayıt dışı olup kendilerine göre dini eğitim vermeye başlarsa sorun büyür, FETÖ’deki gibi. Ülke benzeri oluşumlara gebe demektir.
9. Dini cemaat ve tarikatlar siyaset, kamusal alan, yaygın din eğitimi ve ticaretten elini çekip kendi asli ve sivil hizmet alanlarına çekilmezse, kayıt dışılıktan çıkıp şeffaf ve denetlenebilir olmazsa yeni maceralar yaşamamız kaçınılmaz görünüyor.
10. Din artık melankoli ve gözyaşı olarak sunuluyor ve algılanıyor. Böyle bir din anlayışı sizi dünya sahnesinde yukarı çeker mi? Hazreti Muhammed’in hayatını öyle bir anlatıyorlar ki, öyle bir hayatın örnek alınması ve yaşanması mümkün değil. Bugün İslam dinini gizemli, esrarengiz bir din olarak sunanlar, asılsız kutsallıklar üretenler aslında kendi din ticaretleri için müşteri artırımı peşindeler.
11. “Din, acı, gözyaşı, melankoli ve menkıbedir” dedik. Ya geçmişe özlemle ya da bir kurtarıcı bekleyerek vakit geçiriyoruz. Bireyi ve birey bilincini, birey sorumluluğunu yok ettik. Başımıza geleni de hep “ya Allah’ın gazabı ya da ötekinin kötülüğü” diye anlattık. “Sen sadece dua et, hatta en etkili ve gizemli duayı ve zamanı bul yeter, bunlardan kurtulursun” diyerek piyangocu bir anlayışı besledik. Halkı böyle besleyince onlar da buna uygun hoca tipi istemeye başladı.
12. Böyle bir dini anlayışın, çocuklarımız, torunlarımız tarafından nasıl karşılanacağından emin değilim. Artık yavaş yavaş yol ayrımına geliyoruz. Çocuklarımız, torunlarımız sorguluyor, görüyor, biliyor. Bireyin olmadığı, kadın hakkı, insan hakkı, çevre bilinci, bilgi üretimi, sosyal adalet, hukuk, özgürlük, düşünce gibi temel değerlerin yeterince gelişmediği, sadece melankoli, sadece menkıbe, gözyaşı, ötekileştirme ve öfkenin yer aldığı bir din anlatımı İslamofobi’yi mahallemize indirecektir. Bizim çocuklarımız, torunlarımız da büyük sorular soracaktır.
13. Bizim din anlayışımız sığlaştı. Dindarlığı dar bir alana hapsettik. Müslümanlar şeklen dindarlaştıkça, dünyevileşmesi de artıyor. İslam, seccadeni ser ibadetle ömrünü geçir demiyor. Düşünce, bilgi, yararlı iş, temizlik, haklının ve mağdurun yanında olma, iyiliği destekleyip kötülüğü önleme, insanı insan olduğu için sevme hepsi ibadettir. Sadaka ve iane kültürüyle ya da retorikle bunları sağlayamayız.
14. Kuran’ı Kerim ile aramız açıldı. Kuran’ı Kerim’in bize verdiği öğütlere kulak tıkadık ve kendi yanlışlarımıza kendimiz fetva vermeye başladık.
Eski Diyanet İşleri Başkanı 
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu - 

Bakmayın böyle güçlü göründüklerine! Onlar iki metrelik bezin üzerinde yazan “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” dan bile korkuyorlar.




Bakmayın böyle güçlü göründüklerine! Onlar iki metrelik bezin üzerinde yazan “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” dan bile korkuyorlar.
1890’da Kahramankazan Köyü’nde doğdu.

Babası muhtar Kara Mehmet Efendi, annesi Emine Hanım’dı. Hem çiftçilik yapıyor hem de memleket meselelerine kafa yoruyordu. Çünkü o bir Türk kadınıydı.
Evliydi, 5 çocuğu vardı. Kocasını Balkan Harbi için cepheye sapa sağlam göndermiş,
‘gazi’ unvanıyla karşılamıştı. Düşmanın silahından çıkan kurşun gırtlağına saplanmış, ölümden dönmüştü.
Ailesinin diğer erkeği; babası da hayatını kaybedince sorumluluğu iki kat arttı. Köyün erkekleri cephede şehit düşerken yada gazi olurken bir şeyler yapmalıydı.. Babasından kalan mührü miras belledi önce.
“Memleket bu haldeyken elimi taşın altına koymalıyım” dedi. Dediğini de yaptı, Türkiye’nin ilk kadın muhtarı oldu. Kıtlık, sefalet, savaş, perişanlık.. Ama her şey vatan içindi!
Yılmadı…

Yüzünü hiç görmediği ama efsane gibi anlatılan bir adamın kurtarıcı olacağına hep inandı.
Samsun’dan, İzmir’den, İstanbul’dan gelen haberleri takip etti, mavi gözlü adamın cesaretini dinledi, anlattı…
Bunlardan biri; şifreli mesajlar göndermek için canını hiçe saymasıydı…
Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a ayak basmış, mühim havadisleri iletmek için postaneye gitmişti.
Hava yağmurlu…
Paratoner sistemi olmadığı için telleri toprağa vermişti çalışanlar.
Paşa, “Derhal Havza ve Amasya ile görüşmem gerek” dedi.
– “Hava elektrikli, telleri toprağa verdik imkansız paşam” dedi memur.
“Bu, vatanın kurtuluşu ile ilgilidir.Muhakkak görüşeceğim, ya ölürüz, ya vatan kurtulur” dedi Paşa ve ceketin cebinden ipek mendilini çıkarıp maniplenin üzerine koydu.
“Sen ölürsen ben de ölürüm” dedi.
Memurun başka çaresi kalmadı…
Birkaç kez elini bırakmasını söylese de aldırmadı Paşa.
Önce Havza sonra da Amasya arandı.
Mustafa Kemal, şifreli mesajlar gönderdikten sonra
“Oh çok şükür, şimdi vatan kurtuldu” dedi.
Aradan yıllar geçti; Cumhuriyet ilan edildi, düşman yurttan temizlendi. Bir ulusun kurtuluşunun başlangıcı için Samsun’a ayak basan Gazi ile Türkiye’nin ilk kadın muhtarının yolu kesişti.
Kızılcahamam’a giderken Kahramankazan’da duran Atatürk ve arkadaşlarına soğuk ayran ikram etti muhtar.
Bir nefeste ayranı yudumlayan Paşa, “Senin kocan kim?” diye sordu.

-“Balkan harbinde boğazından yaralanan bir cengaver” dedi gururla.
“Kaç yılında doğdun?”
-“1919’da Atatürk Samsun’a çıktığı zaman doğdum”
Ata duraksadı, yıl 1934 olduğuna göre kadının 15 yaşında olması gerekirdi.Ama kadın daha yaşlı gösteriyordu.
“Nasıl olur?” dedi şaşkınlıkla.
“Ondan önce YAŞAmıyordum ki Paşam” dedi.
Bir yıl sonra kadınların ilk kez oy kullandığı seçimde Ata’nın isteğiyle milletvekili seçilen muhtar, TBMM’ye giren ilk 17 kadın arasındaydı. O, hiç görmediği bir adamın mücadelesini kalbine; kitaplar da onu Satı Kadın olarak tarihe yazdı…
Diyeceğim o ki, bakmayın böyle güçlü göründüklerine. Onlar iki metrelik bezin üzerinde yazan “Yaşa Mustafa Kemal Paşa” dan bile korkuyorlar.
Bilmiyorlar ki biz Samsun’dan İzmir Marşı söyleriz, taa İzmir’de çiçekler açar… Yaşa Mustafa Kemal Paşa Yaşa…”

Kaynak: http://www.kocaelikoz.com/yazar/yeliz-koray/bakmayin-boyle-guclu-gorunduklerine/478.html

Berkeley Üniversitesinden Dr. Jones: İnsanlar Kemoterapiden Ölürler Kanserden Değil






Berkeley Üniversitesinden Dr. Jones: İnsanlar Kemoterapiden Ölürler Kanserden Değil

Berkeley Üniversitesinden Dr. Jones:
“İnsanlar Kemoterapiden Ölürler Kanserden Değil”
Jones, kemoterapi tedavisini reddeden kişilerin kemoterapi gören insanlara göre ortalama 12 buçuk yıl daha uzun yaşadığını söylüyor.
Son istatistiklere göre, yaklaşık 2 erkekten 1’i, 3 kadından, 1’i yaşamları boyunca kanser olacak. Bu üzücü gerçeklik, modern tedavi yöntemlerinin genellikle etkisiz olduğu ve yalnızca hastalığın semptomlarını daha da kötüleştirdiği kabul edildiğinde daha da üzücü hale gelir.


Aslında, Dr Jones’a göre, kemoterapi% 97 oranında çalışmaz. Aşağıdaki göz açıcı videoda, Berkeley Üniversitesi’nden tıp fiziği ve fizyolojisi eski profesörü Dr. Hardin B. Jones, ‘hâkim’ kanser tedavilerinin nasıl sahte olduğunu anlatıyor.
Şahsen, hastaların 25 yıldan fazla süren yaşam süresini araştırmış ve kemoterapinin, iyilikten çok zarar verdiğine karar vermiştir. Kan donduran gerçekler, Dr. Jones’u milyar dolarlık kanser endüstrisine karşı konuşmaya itti.
Jones, New York Bilim Akademisinde yayınlanan çalışmasının “kemoterapi tedavisini reddedenlerin ortalama 12 buçuk yıl kemoterapi gören insanlardan daha uzun yaşadığını” belirtti.
“Kemoterapiyi kabul eden insanlar teşhisten üç yıl sonra ölürler, çok sayıda birkaç hafta sonra hemen ölür” dedi.
Jones’a göre, doktorların kemoterapiyi reçete etmesinin tek nedeni, yazdıkları üzerinden para kazanmalarıdır. Böyle bir suçlama mantıksız gözükmemektedir, çünkü kanser tedavisi maliyeti (ABD’de) ortalama 300.000- $ 1,000.000 arasındadır.
“Geleneksel terapiyi reddeden göğüs kanseri olan hastalar sistemi takip edenlerden dört kat daha uzun yaşarlar. Tabii, kanserle mücadelede en iyi yöntemin kemoterapi olduğu efsanesini taşıdığı sürece kitle iletişim araçlarından bu gerçek duyurulmayacak!”
ABD’de sağlık alanında dünyadaki diğer yüksek gelirli ülkelere göre daha fazla harcama yapılmasına rağmen, hastalıkların yaygınlığı artmaya devam ederek yaşam süresinin kısalmasına neden olmaktadır.
Belki de ana akım medya ve allopatik (modern tıp) sağlık sistemi önleyici tıbbın önemi hakkında hiç bir şey söylemeyecektir. Sağlıklı bir diyet, egzersiz yapma, olumlu düşünme, stres azaltma ve başkalarından hoşnut olma -ya da sevinç getiren alışkanlıklar- bütün bunların ömrü uzattığı ve mutluluk getirdiği kanıtlanmıştır.
Buna ek olarak, esrar yağı gibi etkili doğal ilaçların tümü -CBD yağı bakımından zengin olan marijuana bitkisi ABD Ulusal Kanser Enstitüsü web sitesinde bir çare olarak listelenmesine rağmen- pek çok alanda sıkı şekilde yasadışı olarak düzenlenmiştir.
Anlaşılacağı gibi, sağlıklı bir nüfustan para kazanılamaz, bu nedenle fast food ve ilaç firmaları Amerika’da birleşerek gelişmektedir. Jones’un çabaları, kendileri ya da tanıdıklarını zayıf düşüren hastalığa yakalanmaları durumunda insanları alternatif seçenekler aramaya teşvik edecektir.
Klinik onkoloji dergisinde yayınlandı. 1994 de yapılan 12 yıllık çalışma sonuçları


kaynak: http://www.trueactivist.com/berkeley-doctor-claims-people-die-from-chemotherapy-not-cancer-watch/

AK Parti harekete geçti!




AK Parti harekete geçti!


AK Parti FETÖ davalarının analizi çıkarıyor. AK Parti, davaların hukuksal, sosyolojik ve siyasi analizini yapacak. Hukukçulardan oluşacak komisyon iddianameleri tek tek ele alacak. Analiz Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a sunulacak.

FETÖ davalarını yakından takip eden ve duruşmaları izleyen Ak Parti Siyasi ve Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, yapılacak çalışmaya ilişkin şu bilgileri verdi: "Bütün dosyaları inceleyeceğiz. Akıncı Üssü davası, Çatı Davası gibi öncü dosyalar var. Her dava önemli ancak bunlar direkt darbenin failleri ile ilgili... Davaların bütün süreçlerini takip ediyoruz. Hukukçu arkadaşlarımız bu davaların hukuksal, sosyolojik ve siyasal analizini yapacak. Birbirine benzer ifadeleri tekrarlamaları, aldırmaz tavır sergilemeleri gibi sanıkların savunma yöntemlerini inceleyecek. Akşam başlayan bir darbe girişimi millet tarafından 8-10 saat içinde önlenmiş, failleri derdest edilip yargı önüne çıkarılmıştır. Dolayısıyla bu davaları şehit yakınlarımız, gazilerimiz, teşkilatımız, vatandaşımız yerinde izliyor."
'AİLELERİN TEPKİSİ NORMAL'

Duruşmalar sırasında zaman zaman gerginliklerin yaşandığını belirten Yazıcı, "Sanıklar suçlamalardan alakasız konuşuyor, hiçbir şey söylemiyor. Şehit yakınlarımız ve gazilerimiz duruşmada tepki gösteriyor. Gösterecek tabii. Kocası, çocuğu, babası, amcası, komşusu şehit olmuş. Onları şehit etmekle suçlanan kişiler orada. Ona hiçbir şey demesin mi?" diye konuştu.

Sanıkların bilinçli olarak gerginlik çıkarmak istediğini belirten Yazıcı şunları söyledi: "Bu davaları, aleyhimizde kamuoyu oluşturmaya çalışan kesimler de takip ediyor. Türkiye'yi suçlamak için bahane arıyorlar. Onun için bu davaları çok yakından takip ederek hukuksal, siyasal ve sosyolojik analiz yapmamız gerekiyor."


Kaynak: Sabah

Daha fazlası için
Facebook İNSAN 'ı Beğenin
insan
https://www.facebook.com/insaninsanca1/